Neler Yeni

Hoşgeldiniz İslami Forum Sayfası

Tüm özelliklerimize erişmek için şimdi bize katılın. Kaydolduktan ve oturum açtıktan sonra, konular oluşturabilir, mevcut konulara yanıtlar gönderebilir, diğer üyelerinize itibar kazandırabilir, kendi özel mesajınızı edinebilir ve çok daha fazlasını yapabilirsiniz. Ayrıca hızlı ve tamamen ücretsizdir, peki ne bekliyorsunuz?
Blue
Red
Green
Orange
Voilet
Slate
Dark

-sağlık sektöründeki son gelişmeler- (1 Kullanıcı)

torressa

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
22 Tem 2009
Mesajlar
923
Tepki puanı
0
Puanları
0
Yaş
37
Burada tıpta olsun sağlıkta yeni buluşlar yeni ilaçları hastalıklar
güncel olaylar- gelişmeler hangi şey zararlı yararlı tedavileri nasıl olur sizlere aktaracağım kardeşlerim
 

torressa

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
22 Tem 2009
Mesajlar
923
Tepki puanı
0
Puanları
0
Yaş
37
Kalp ameliyatlarında bir ilk

Kalp ameliyatlarında bir ilk

İstanbul Üniversitesi (İÜ) Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Kardiyoloji Bilim Dalı öğretim üyeleri, yaşları 3.5 ile 10 arasında değişen 5 çocuğun kalp karıncıkları arasındaki deliği, neşter kullanmadan anjiyo yöntemiyle kapattı.

Sabah saatlerinde başlayan ameliyatlarda, Chicago Üniversitesinden Dr. Ziyad Hijazi de hazır bulundu. Operasyonu çeşitli illerden 20'ye yakın uzman doktor da izledi. Operasyonla ilgili basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Kardiyoloji Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Levent Saltık, yaptıkları işlemi ''anjiyoyla hastanın damarından girerek kalpte karıncıklar arasındaki deliği kapatma'' olarak niteledi.

Geçen yıl Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesinde uygulanan işlemi kendilerinin de ilk kez İstanbul'da gerçekleştirdiklerini belirten Prof. Dr. Saltık, şöyle dedi: ''Yöntem, Türkiye'de geçen yıldan bu yana 30 hastaya uygulandı. İşlemin en büyük avantajı hastanın göğsünün açılmaması, çocukta herhangi bir iz olmaması. Bunlar normalde açık kalp cerrahisiyle yapılabilen işlemlerdi.

Eğer hasta uygunsa, uygun şartlar varsa ve gerekliyse artık ameliyatsız, anjiyoyla da bu işlemi yapabiliriz.'' Bunun da diğer işlemler gibi artı ve eksileri bulunduğunu hatırlatan Prof. Dr. Saltık, ''İşlemde sadece kasıktan iğne deliği oluyor. İnce uzun borularla oraya birtakım özel cihazlar yerleştiriyoruz. İnşallah bir sorun olmazsa hastalarımız yarın, en geç öbür gün evlerine gidecek. Aynı hastalar açık ameliyat olsalardı en az bir gün yoğun bakımda kalacaklardı'' dedi.

Prof. Dr. Saltık, yöntemi bebekler ile 8 kilonun altı, deliği tıbben uygun bulunmayanlara uygulamadıklarını söyledi. Prof. Dr. Saltık, bu işlemin maliyetinin, devlet hastanelerindeki açık kalp cerrahisinden yüzde 50-70 daha pahalı olduğunu sözlerine ekledi. Dr. Ziyad Hijazi de işlemi 2002 yılından beri uyguladıklarını ve hastalarının durumunun oldukça iyi olduğunu söyledi.

Bu hastaları 4 yıl takip ettiklerini belirten Hijazi, ''Yaklaşık yüzde 10-15 oranında, kalpte karıncıklar arasında delikle doğan bebeklerde geniş delik vardır. Bunlar erken dönemde kalp cerrahisinin tamir etmesine ihtiyaç gösterirler. Ama geri kalan yüzde 80-85 ve ileri yaşlara gelen hastalarda bu yöntem bir şans, bir ihtimal olabilir'' dedi. Neştersiz kalp ameliyatı uygulanan hastalardan 3.5 yaşındaki Kaan'ın anne ve babası Recep-Emine Uçar çifti de çocuklarındaki problemin 3 aylıkken rutin kontroller sırasında tespit edildiğini bildirdiler.
 

torressa

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
22 Tem 2009
Mesajlar
923
Tepki puanı
0
Puanları
0
Yaş
37
Türk bilim adamının başarısı

Türk bilim adamının başarısı

ANTALYA- Fatma ÜNAL - Genç Türk bilimadamı Dr. Umut Özcan (29), farelerde tip 2 diyabeti tedavi eden araştırmasıyla tıp dünyasında heyecan yarattı.
Harvard Üniversitesinde şişmanlık genini bulan Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil'in laboratuvarında çalışmalarını sürdüren Dr. Özcan, tip 2 diyabet gelişiminde önemli bir rol oynayan endoplazmik retikulumda artan stresi bir ilaç grubu ile azaltmayı başardı.
Özcan, şişman ve ileri derecede tip 2 diyabet geliştirmiş farelerde diyabeti tamamen iyileştirdi. Dünyanın en saygın bilim dergilerinden Sience'nin dünkü sayısında yer alan çalışma kısa bir süre sonra insanlarda da denenecek.
Dr.Umut Özcan, moleküler ve genetik tekniklerle gerçekleştirdiği çalışmasında hücre içerisinde bulunan ve 'EndoplazmikRetikulum' diye adlandırılan organelde gelişen aşırı yüklenmenin (stresin), şişmanlıkta tip 2 diyabetin gelişiminde merkezi bir rol oynadığını gösterdi.
Dr. Özcan, bu çalışmasından yola çıkarak gerçekleştirdiği yeni çalışmasında tip 2 diyabet gelişiminde önemli birrol oynayan endoplazmikretikulumda artan stresi bir ilaç grubu ile azaltmayı başardı. Araştırmada, yapı olarak birbirinden farklı ama fonksiyon olarak kimyasal çaperon grubuna giren iki ilaç kullanan Özcan,şişman ve ileri derecede tip 2 diyabet geliştirmiş farelerde, diyabeti tamamen iyileştirdi. Farelerdeki yüksek kan şekeri değerleri tamamen normale döndü.
Özcan, bu ilaçların insülin direncini azaltarak insülinin çok daha etkin bir hale gelmesini sağladı.
Araştırmayı insanlarda da deneyeceklerini belirten Özcan, her iki ilacın da başka hastalıkların tedavisi için insanlarda kullanılan güvenilirliği kanıtlanmış ilaçlar olduğunu vurguladı.
 

torressa

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
22 Tem 2009
Mesajlar
923
Tepki puanı
0
Puanları
0
Yaş
37
Çin Malı Tekstil Ürünleri Cilt Kanseri Yapıyor

Çin Malı Tekstil Ürünleri Cilt Kanseri Yapıyor

Ankara Giyim Sanayicileri Derneği ve Karton firmasının Yönetim Kurulu Başkanı Canip Karakuş'un Çin malı tekstil ürünleriyle ilgili ürperten iddiası çok tartışılacak...


TÜRKİYE işsizlikle kıvranırken, tekstilci ise kalifiye eleman bulamamaktan dert yanıyor. Ankara Giyim Sanayicileri Derneği ve Karton firmasının Yönetim Kurulu Başkanı Canip Karakuş 'Bugün kalifiye eleman bulsam, tam 300 kişiyi işe alırım' dedi.

2.5 milyon kişinin tekstil işinde çalıştığına dikkat çeken Karakuş, maliyetlerin düşmesi halinde Türkiye'nin dünya devleri ile aynı arenada rekabet edebileceğine dikkat çekti. Vergi ve enerji fiyatlarının yüksekliğinden dert yanan Karakuş, 'Bir arkadaşım bana 'Bin 400 işçimi işten çıkardım; Çin'de üretim yapıp satıyorum, kafam çok rahat' dedi. İşçimizi sokağa atmak istemiyoruz. Maliyetler çok yüksek bunların indirilmesi lazım' değerlendirmesinde bulundu. Karakuş, ekonomik kriz sonrasında kapatılan fabrikalardan işsizlik sorununa, moda rekabetinden maliyette yaşanan sıkıntılara kadar sorularımıza çarpıcı cevaplar verdi.
Cilt kanseri

- Hükümetle görüşmeler yaptınız, kararlar uygulamaya geçirilebildi mi?


Başbakan'a çıktığımız zaman 'KDV'ler düşecek' diye bir karar alındı. Evet, KDV yüzde 18'den 10'a düştü; ancak, tekstile bir faydası olmadı. Ne söylesek 'Tabii olacak, merak etmeyin' deniliyor. Türkiye 35-40 yıldır aynı. Hep 'olacak'la, 'edecek'le gidiyor. Hükümetin bu işi çok iyi analiz etmesi lazım. 2.5 milyon işçi var. 4 kişilik bir aile olarak hesaplarsanız 10 milyon kişinin tekstilden ekmek yediğini görürsünüz.

İhracat firmaları ve hazır giyim konfeksiyonlarının maliyetlerinin çok yüksek olduğunu ilettik. Mesela ortada Çin faktörü var, Pakistan veya Hindistan var. Buralarda ayda 30 dolara çalışan bir iş sektörü var. Bu bizim maliyetlerimizi çok büyük şekilde etkiledi. Doğalgaz, benzin ve enerjinin en pahalısını kullanan ülkeyiz. Buna bir de işçinin sigortasını ekle; anormal bir girdi fiyatı çıkıyor ortaya.


- Çin tehdidi geçtiğimiz yıllara göre aşıldı mı?

Çin mallarında kalite diye bir şey yok; ancak, Çinliler ile kavga etmenin de anlamı yok. Bunlarla iş birliği yapmak lazım. Bir tekstilci arkadaşla görüştüm, bana 'Ben bin 400 kişiyi işten çıkardım, kafam rahat. Çin'de yaptırıp satıyorum' dedi. Benden daha çok kazanıyor, sigorta, vergi yok. Yüzde 1 vergi ödüyor, hiçbir şey değil. Bu işsizlik durumunda hepimiz işçilerimizi mi çıkaralım? Şimdi böyle bir çalışma şekli başlıyor. Dünya kadar işçimiz var, nereye koyacağız? Konfeksiyon işini bayanlar oluşturur. Erkek iş bulur ama bayanları sokağa attığımız zaman ne olacağını siz düşünün. Çin tehlikesi bitmedi ancak onlar da kaliteli ürün yapmaya başladı. Çin malı pazarlarda 3 - 5 YTL. Bu hazır giyim konfeksiyonun hammaddesi kimyasaldır. Bu paraya yapılması mümkün değil. Dünyanın her yerinde başladı bu tehlike; kimyasal madde cilt kanseri yapıyor. Adam cilt kanseri olmuş nereden olduğu belli değil.

Halbuki kazak ve gömlekler, kimyasal bir boya ile renklendiriliyor, standartlara uygun değil. Sonra bakıyorsun Versace gibi markalar koyuyorlar. Bunlara artık 'dur' demek lazım. Kaliteli mal üretiyoruz biz. Dünyanın her tarafına mal yapıyoruz ama maliyetlerimiz yüksek.
 

torressa

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
22 Tem 2009
Mesajlar
923
Tepki puanı
0
Puanları
0
Yaş
37
Unutkanlığa karşı ilaç

Unutkanlığa karşı ilaç

Almanya'nın başkenti Berlin'de görev yapan Profesör Hans-Hilger Ropers (62), öğrenme zayıflığına ve unutkanlığa karşı ilaç geliştirdi.
Ropers, hap şeklinde alınması öngörülen ilaçla ilgili ilk deneylerin, Almanya'nın önde gelen araştırma kuruluşlarından Max-Planck Enstitüsünde başarıyla sonuçlandığını belirterek, "Farelerde hafıza kaybı giderilebildi" dedi.
Bild gazetesi, ilacın, beyindeki belirli sinir hücrelerinin aşırı faaliyetini engelleyerek, özellikle kısa süreli hafızanın daha iyi işlemesini sağladığını yazdı.
Bazı Amerikan ilaç firmalarının ilacı gelecek yıl içinde piyasaya sürmek istedikleri kaydedildi.
 

torressa

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
22 Tem 2009
Mesajlar
923
Tepki puanı
0
Puanları
0
Yaş
37
Sağlıkta ürküten rapor

Sağlıkta ürküten rapor

Antalya'da, Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK) Sağlık İşleri Müdürlüğü'nde görevli doktorların hazırlayıp, Ankara'daki SSK Sağlık İşleri Genel Müdürlüğü'ne ve SSK Başmüfettişi Arif Aytürk'e gönderdiği raporda, korkunç iddialara yer verildi. Raporda devlet, üniversite ve özel hastaneler ile özel tıp merkezlerine tedavi için giden SSK'lı hastalara gereksiz ameliyatlar yapıldığı, normal doğum yerine sezaryen yöntemi uygulandığı, gerekmediği halde kalça ve diz protezleri takıldığı ileri sürüldü.

SSK sağlık kurumlarının Sağlık Bakanlığı'na devrinden sonra SSK teşkilatının bulunduğu illerde SSK Sağlık İşleri İl Müdürlüğü bünyesinde komisyonlar oluşturuldu. Antalya'da 35 doktor, 30 eczacı, 6 hemşireden oluşan komisyon üyeleri devlet, üniversite ve özel hastaneler ile özel tıp merkezlerine tedavi için giden SSK'lı hastaların faturalarını incelemeye aldı. Komisyon üyelerinden bazıları karşılaştıkları durumu bir rapor halinde geçen nisan ayında SSK Sağlık İşleri Genel Müdürlüğü yetkilileri ile SSK Başmüfettişi Arif Aytürk'e gönderdi.

Devlet hastanelerinde doktorlara yaptıkları işlerden dolayı ek ödeme olarak ‘performans' adı altında bir komisyon verildiği belirtilen raporda şu tespitlere yer verildi:

“Hekimler buradan elde edecekleri geliri artırmak için yaptıkları işleri abartmakta, yapılmayan işleri yaptı gibi göstermektedirler. Yapılan uygulama suiistimale son derece açıktır. Normal fiziki muayene bulguları olan hastalardan bile ortalama 10 ve üzerinde tahlil istenmektedir. Özellikle üniversite hastanelerinde tahlil sayısı binleri bulmakta, bu konuda belki de dünya rekorları kırılmaktadır. Aynı tetkik üç dört defa yapılmış gibi gösterilmekte ve faturalanmaktadır. Bu tetkiklerin istemden sonra aynı günde randevu alınıp yapılması bile hemen hemen imkansızdır.

Bugün bir çok ülkede ayaktan yapılabilen veya bir iki gün yatırılarak yapılan işlem ve ameliyatlarda bile (fıtık, kolesisitektomi ve laparoskopik işlemler) hastalar 15- 20 günü bulan sürelerle yatırılmaktadır.

Performans uygulaması nedeniyle ve hastaneye gelir temin etmek amacıyla tedavi ve ameliyat gerekmeyen durumlarda bile ameliyat kararları verilmekte ve hastalar gereksiz yere ameliyat edilmektedir.

Bugün hemen hemen normal doğum uygulamadan çıkmış olup, her gebe kadında sezaryen ameliyatı yapılmaktadır.

Her hastada yakınma olmasa bile değişik organlarda kanser, hepatit, AIDS gibi hastalıklar rutin aranmakta, öksürse göğüs hastalıkları konsültasyonu, biraz ateşi çıksa mikrobiyoloji konsültasyonu istenmektedir. Neredeyse bir hekim tarafından tedavi edilen hasta artık kalmamıştır.

Kalça ve diz protezleri ile protez kullanılan diğer durumlarda da hastalara gerekmediği halde bu ameliyatların yapıldığı ve bu malzemelerin söz konusu hastalarda uygun olmadığı halde kullanıldıkları görülmektedir.''
 

torressa

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
22 Tem 2009
Mesajlar
923
Tepki puanı
0
Puanları
0
Yaş
37
Diyabet tedavisinde devrim!!!

Diyabet tedavisinde devrim!!!

2484.jpg

Genç Türk bilimadamı Dr. Umut Özcan (29), farelerde tip 2 diyabeti tedavi eden araştırmasıyla tıp dünyasında heyecan yarattı. Harvard Üniversitesinde şişmanlık genini bulan Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil'in laboratuvarında çalışmalarını sürdüren Dr. Özcan, tip 2 diyabet gelişiminde önemli bir rol oynayan endoplazmik retikulumda artan stresi bir ilaç grubu ile azaltmayı başardı. Özcan, şişman ve ileri derecede tip 2 diyabet geliştirmiş farelerde diyabeti tamamen iyileştirdi. Dünyanın en saygın bilim dergilerinden Sience'nin dünkü sayısında yer alan çalışma kısa bir süre sonra insanlarda da denenecek.
DİYABETLİLERİN UMUT'U....

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nin 3. sınıfına devam ederken Harvard Üniversitesi diyabet merkezi Joslin Diabetes Center'da dünyanin en ünlü diyabet profesörü olan C. Ronald Kahn'in laboratuvarına kabul edilen Umut Özcan, burada 2 yıl insülin salgılayan beta hücreleri üzerine araştırmalar yaptı. Joslin Diabetes Center'da arastırmalarını tamamladıktan sonra şişmanlık genini bulan Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil'in laboratuvarında kendisinin oluşturduğu hipotez üzerine çalışmaya başlayan Özcan'ın bu araştırması, 2004yılında Science dergisinde yayınlandı. Özcan, moleküler ve genetik tekniklerle gerçekleştirdiği çalışmasında hücre içerisinde bulunan ve 'EndoplazmikRetikulum' diye adlandırılan organelde gelişen aşırı yüklenmenin (stresin), şişmanlıkta tip 2 diyabetin gelişiminde merkezi bir rol oynadığını gösterdi.
DİYABET TEDAVİSİNDE DEVRİM
Dr. Özcan, bu çalışmasından yola çıkarak gerçekleştirdiği yeni çalışmasında tip 2 diyabet gelişiminde önemli birrol oynayan endoplazmikretikulumda artan stresi bir ilaç grubu ile azaltmayı başardı. Araştırmada, yapı olarak birbirinden farklı ama fonksiyon olarak kimyasal çaperon grubuna giren iki ilaç kullanan Özcan,şişman ve ileri derecede tip 2 diyabet geliştirmiş farelerde, diyabeti tamamen iyileştirdi.
Farelerdeki yüksek kan şekeri değerleri tamamen normale döndü. Özcan, bu ilaçların insülin direncini azaltarak insülinin çok daha etkin bir hale gelmesini sağladı. İlaçlardan ilkinin etken maddesinin 4-Phenyl Butyrate (4-PBA) diğerininkinin de Tauroursodeoxycholic Acid (TUDCA) olduğunu anlatan Özcan, AA muhabirine yaptığıaçıklamada, ''Bu çalışma yeni bir grup ilacın diyabet tedavisinde kullanılabileceğini gösteriyor ve benim önceden bulduğum sistemin, tedavi için ciddi bir hedef olduğunu kanıtlıyor'' dedi. Araştırmayı insanlarda da deneyeceklerini belirten Özcan, her iki ilacın da başka hastalıkların tedavisi için insanlarda kullanılan güvenilirliği kanıtlanmış ilaçlar olduğunu vurguladı.
Türkiye Diyabet Vakfı Başkanı Prof. Dr. Temel Yılmaz da AA muhabirine, Tip 2 diyabetin insülin salgılamada bir yetersizlik ve hücrelerin bu hormona karşı duyarlılığının azalması sonucunda geliştiğini söyledi. Yılmaz, dünyada 180 milyon diyabetli bulunduğunu ve bunun yüzde 90'ını tip 2 diyabetlilerin oluşturduğunu kaydetti.
Türkiye'de etkin molekül bulma açısından hemen hemen bu konuyla ilgili hiç çalışma olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Yılmaz, Dr. Umut Özcan'ın araştırmasının hem Türkiye hem de dünyadaki diğer diyabetliler açısından sonderece önemli olduğunu kaydetti. Prof. Dr. Yılmaz, çalışma boyunca Dr. Özcan ile istişare içinde bulunduklarını belirterek,''Diyabetin tedavisi açısından umut veren bir çalışma'' olduğunu kaydetti. Yılmaz, ''Dr. Umut Özcan'ın çalışması hastalığın tedavisi için yeni bir umut. Bu çalışmanın dünyanın en ciddi bilim dergisinde yayınlanması Umut ve ülkemiz açısından çok önemli bir olay'' diye konuştu.
TİP 2 DİYABET
Kanda sürekli yüksek düzeyde glikozu olan tip 2 diyabetliler, doğal insülinlerini üretmeyedevam eder fakat vücutları bu insülini uygun bir şekilde kullanmıyor. Bu durumda şekerin hücrelere girişi zorlaşır ve sonuçta şeker sağlıksız bir şekilde kanda birikip çoğalmaya başlıyor. Kesin tedavisi olmayan hastalıkta, ilaçlar yardımıyla kan şekeri kontrol altında tutulur. Hastalığın tedavi edilmemesi durumunda tip 2 diyabet, böbrek yetmezliği, körlük, kalp krizi ve felce yol açabiliyor. Dünyada tahminen 150 milyonun üzerinde insantip 2 diyabetlisi ve bu rakamın 2025 yılında 300 milyona ulaşacağı ileri sürülmekte. Hastaların üçte biri, hasta olduklarını bilmiyor.
 

torressa

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
22 Tem 2009
Mesajlar
923
Tepki puanı
0
Puanları
0
Yaş
37
Sigaranın akciğer kanseri ve kalp hastalıklarına neden olduğunu kanıtlayan bilim insa

Sigaranın akciğer kanseri ve kalp hastalıklarına neden olduğunu kanıtlayan bilim insa

LONDRA - Oxford Üniversitesi salgın hastalık uzmanı Sir Richard Doll, 1950 yılında sigaranın akciğer kanserinin başlıca nedeni ve kalp hastalıklarının da tetikleyicisi olduğunu ortaya çıkarmıştı. Sir Richard Doll’un çalışması 19’uncu yüzyılın başından beri dünya çapında hızla yaygınlaşan ve insanlarda tiryakilik yaratan sigaranan zararlarının anlaşılmasını sağladı. Bu sayede son 30 yılda sigaranın zararları bilimsel olarak irdelendi ve sigarayla savaş kampanyaları başlatıldı.
Dr. Doll, görevli olduğu Londra Hastanesi’nde akciğer kanseri vakalarını incelerken, hastalığa otomobillerin egzoz gazlarının neden olduğunu düşünmüş ve çalışmalarını ilk etapta bu yöne kaydırmıştı. Ancak, daha sonra o yıllarda yayılmakta olan sigara alışkanlığına odaklanan Dr. Doll, sigara dumanını da araştırma kapsamına aldı.
Londra hastanelerindeki 600 akciğer kanseri hastasına bir anket doldurttu. Ortaya çıkan sonuç, milyonlarca kişinin yaşamını kurtarabilecek bir bulguydu. Akciğer kanseri hastalarının çoğunluğu ciddi ölçüde sigara tiryakisiydi.
SİGARA İÇEN KANSER OLUYOR
Müteakip çalışmalar sigara tiryakilerinin normal kişilere göre akciğer riskinin 3 kat yüksek olduğunu gösterdi. Dr. Doll daha sonra sigaranın koroner kalp hastalıkları başta olmak 18 ayrı kalp hastalığının da direkt tetikleyicisi olduğunu kanıtladı. Dr. Doll’un ayrıca alkolün ana rahmindeki bebekler üzerindeki olumsuz etkileri ve doğum kontrol haplarının yan etkilerini de ortaya koydu.
Dr. Doll radyasyonunu insan vücudunda olumsuz etkiler yarattığını göstermişti. 1950’lilerde radyasyonun zararları henüz bilinmezken, Dr. Doll ışınların lösemiye yol açtığını kanıtladı. Televizyon ve cep telefonu gibi güçlü radyasyon kaynakları hala insan vücuduna yakın durmaya devam ediyor.
Dr. Doll bu çalışmaları ile 1972 yılında şövalyelik nişanına layık görüldü ve Sir ünvanı aldı.
‘SİGARA İÇEN KENDİ BİLİR’
Sir Doll’un 1973 yılında verdiği bir demeç İngiltere’de büyük yankı uyandırmıştı. Sir Doll, 65 yaşın üzerindeki kişilerin ölüme hazırlanmaları ve yaşamlarını uzatmak için hiçbir çabaya girmemeleri gerektiğini söyledi. Sir Doll, ayrıca İngiltere ‘de kamu sağlığından sorumlu kurum olan Ulusal Sağlık Hizmetleri (National Health Service)’nin yaşlıların yaşamını uzatmak için para harcamaması gerektiğini dile getirdiğinde, kendisi de 60 yaşındaydı. Sir Doll, kişilerin sigarayı kesmesi gerektiğini, bedenlerinin farkında olarak kendi kendilerini hasta etmeme sorumluluğunu göstermeleri gerektiğini savunuyordu.
Sigaranın zararlarının irdelenmesi sonucu düşüşe geçen sigara alışkalığı sayesinde birçok insanın yaşamı kurtuluyor. Özellikle, pasif içici denen, kendi içmese dahi yanında içilen sigarayı soluyan kişilerin de aynı oranda zarar gördüğünün anlaşılması üzerine, birçok Batı kentlerinde kapalı mekanlarda da sigara içilmesi yasaklandı.

Dr. Doll daha sonra anketi tüm İngiltere çapında bir kez daha denedi ve istatistik sonuçlar Londra Hastanesi’ndeki sonuçlarla örtüşüyordu, sigara içenler gerçekten de akciğere kanserine yakalanıyorlardı. Dr. Doll meslektaşı, Dr. Austin Bradford Hill ile birlikte sigaranın, akciğer kanserini tetiklediğini savundular
 

torressa

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
22 Tem 2009
Mesajlar
923
Tepki puanı
0
Puanları
0
Yaş
37
Immün hücreleri, kanserli hücreleri yok ediyor

Immün hücreleri, kanserli hücreleri yok ediyor


Amerikalı bilim adamları, genetik yapılarını değiştirdikleri, immün hücrelerinin lideri konumundaki lenfositlerle kanserli hücreleri öldürmeyi başardı.

ANKARA - Bilim adamları, genetik olarak değiştirilmiş lenfositlerin kanserli hücreleri yok ettiğini tespit etti.
Amerikalı bilim adamları, genetik yapılarını değiştirdikleri, immün hücrelerinin lideri konumundaki lenfositlerle kanserli hücreleri öldürmeyi başardı.
 

torressa

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
22 Tem 2009
Mesajlar
923
Tepki puanı
0
Puanları
0
Yaş
37
Tıp dünyasında büyük tartışma...

Tıp dünyasında büyük tartışma...

Tıp dünyasında büyük tartışma...
14713.jpg



[FONT=verdana,arial]İngiliz ve Belçikalı bilimadamları tarafından ortaklaşa yapılan bir araştırma bitkisel hayatta beyin faaliyetlerine ilişkin yeni bulgular sağladı. Çalışmaya göre bitkisel hayattaki bir kişinin beyninin verdiği tepkiler, sağlıklı bir insanınkiyle aynı olabiliyor.


Uzmanlar, yani hastanın aslında karmaşık bir iç yaşamı sürdürdüğünü, dış dünyaya bilinçli olduğu yolunda hiç bir işaret vermese de, beynin komutlara karşılık verebilecek, hatta karar verebilecek durumda olduğunu savunuyor.

Bulgular bitkisel hayattaki bir hastanın kendi rızası olmadan hayatına son verilmesi konusunda yepyeni bir tartışma yaratıyor.

Bilim dergisi Science’da yayımlanan çalışmada bir hastanın beyin sinyalleri, verilen komutlara nasıl tepki verdiğini incelemek üzere görüntüleme sistemleri ile izlendi.

Bitkisel hayattaki kişiler, koma halinden çıkmış olmalarına rağmen bilinçli olduklarına dair bir işaret göstermiyor.

Bazı bilim adamları ise çalışmanın sadece tek bir hasta üzerinde yapıldığını ve her hastanın aynı tepkileri vermeyebileceğini savunuyor.

HASTA BEŞ AYDIR BİTKİSEL HAYATTA

İngiltere Tıbbi Araştırmalar Enstitüsü uzmanları önce çok sayıda sağlıklı deneğin belirli durumlardaki beyin tepkilerini inceleyip kaydetti. Daha sonra sağlıklı deneklerle yapılan iki deneme, bitkisel hayattaki kadın ile tekrarlandı.

Hastaya önce beyninin konuşmaları algılayıp algılamadığını belirlemek üzere “kahvede süt ve şeker var” denildi. Beyin filmleri, beynin konuşmaya dair bölgelerinin sağlıklı deneklerle aynı şekilde aydınlandığını gösterdi.

İkinci denemede bu kez hastadan tenis oynadığını ve evde yürüdüğünü düşünmesi istendi. Bu sırada da beynin uzuvların hareketinden sorumlu motor kontrol bölümleri aydınlandı.

Söz konusu İngiliz hasta 23 yaşında bir trafik kazası geçirmişti. Kazadan beş ay sonra hala bitkisel hayatta olduğu belirtiliyor. Bazı uzmanlar hastanın belki de bitkisel hayat halinin sonuna geldiğini ve iyileşebileceğini savunuyorlar.

Uzun bir süre geçmesine rağmen durumunda değişiklik olmayanlar, kalıcı bitkisel hayat durumunda kabul ediliyor. Bu duruma geçen yıl uzun tartışmalar ardından yaşam destek birimleri kapatılarak ölüme bırakılan ABD’li Terry Schiavo gösteriliyor.

Çalışma bu nedenle ahlaki tartışmaları alevlendirmeye aday.

[/FONT]
 

torressa

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
22 Tem 2009
Mesajlar
923
Tepki puanı
0
Puanları
0
Yaş
37
Pankreas kanserine karşı d vitamini

Pankreas kanserine karşı d vitamini

PANKREAS KANSERİNE KARŞI D VİTAMİNİ

Pankreas3.jpg



pankreas.gif


Genellikle şeker hastalarında görülür

PANKREAS VE PANKREAS BAŞI KANSERİNİ TANIYALIM

Hastalığın tanımı

Pankreastan köken alan tümörlerdir.

Nedenleri,Görülme sıklığı,Risk faktörleri

Eşlik eden durumlara rağmen etyoloji (oluşum nedeni) bilinmemektedir.

Eşlik eden durumlar : ırk , diabetes mellitus ( şeker hastalığı ) , tütün , çevresel ve mesleki faktörler ve gıdasal lipidler .

İlginç olan , tütün kullanımının etkisi ile ilgili bulgular düzenlendiğinde pankreatit , alkol ve kahve arasında birliktelik görülmemiştir.

Risk faktörleri : çok muhtemel : ırk, diabetes mellitus, tütün muhtemel : çevresel / mesleki durumlar , gıdasal lipid

Pankreas kanseri erkeklerde kadınlardan daha sık görülmektedir.

Ortalama yaş erkeklerde 63 , kadınlarda ise 67 dir.

İnsidans/ prevalans : Her yıl yaklaşık 28.000 yeni olguya tanı konulmaktadır. Etnik gruplar arasında değişimler vardır. Siyah ırk ve havaililerde sıktır.

Korunma

Tütünü engelle ( sigara bırakılmalıdır ).

Belirtiler

kilo kaybı ( %90 ) ağrı iştahsızlık kaşıntı diabetes mellitus malnütrisyon karaciğer büyümesi palpabl ( ele gelen ) safra kesesi karında hassasiyet kitle asit ( karın boşluğunda sıvı birikmesi )

Tanı/Teşhis laboratuvar : tripsinojen düzeyi , glukoz testi , amilaz üst sindirim sistemi grafisi bilgisayarlı tomografi : tanı koymak için çok yararlı bir yöntemdir ; radyolojik incelemeden çok daha hızlı ve etkin bir görüntü sağlar. ultrasonografi ERCP ( endoskopik retrograd kolanjiopankreatografi ) PTC ( perkütan transhepatik kolanjiografi ) anjiografi biyopsi özofagogastroduodenoskopi .



ATLANTA - ABD'de yapılan bir çalışma, normal dozlarda alınan D vitamininin, pankreas kanseri riskini yüzde 43 azalttığını ortaya koydu.
Ayrıntıları, ''Cancer Epidemiology Biomarkers & Prevention'' adlı tıp dergisinin Eylül sayısında çıkacak olan çalışmaya göre, 450 IU olan standart dozda D vitamini alımının, pankreas kanserini büyük bir oranda azalttığı gözlendi.
D vitamininin ''colorectal'' ve ''göğüs'' kanserlerine karşı da etkili olduğu daha önce ortaya konmuştu.
 

torressa

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
22 Tem 2009
Mesajlar
923
Tepki puanı
0
Puanları
0
Yaş
37
AIDS hastalarına yeni umut

AIDS hastalarına yeni umut


İspanya'da yapılan bir araştırma ile kandaki kolestrolü düşürmek için kullanılan bazı kalp ilaçlarının HIV virüsünün etkilerini yavaşlattığı tespit edildi.

BBC'de yayınlanan habere göre, İspanyol Bilim Araştırmaları Konseyi laboratuarlarında gerçekleştirilen deneylerde, HIV virüsü taşıyan 6 hastaya, bir ay boyunca, kandaki yüksek kolestrole bağlı kalp krizi riskini düşürmeye yardımcı olan 'statin' türü kalp ilaçları verildi.

Deney sonucunda, deneklerdeki HIV virüsü sayısının azaldığı görüldü. Ancak ilaçların alınmaması halinde virüsün yeniden çoğalmaya başladığı da tespit edildi.

Bulgular sonucunda uzmanlar, piyasada bol bulunan 'statin' türü ilaçların AIDS'le mücadele için ucuz bir silah olabileceği kanaatine vardı.

kaynak:BBC
 

torressa

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
22 Tem 2009
Mesajlar
923
Tepki puanı
0
Puanları
0
Yaş
37
Açlık hissi veren gen bulundu

Açlık hissi veren gen bulundu





CENEVRE - Fransız ve İsviçreli araştırmacılar, açlık hissini uyandıran geni buldu.

İsviçre'deki Fribourg üniversitesiyle Fransa'daki Strasbourg üniversitesinin uzmanları, beyin ve bütün vücutta aktif olan "Per 2" adlı genin, açlık hissini haber veren sinyalleri ürettiğini tespit etti.
Uzmanlar, genin bulunmasının, obezite ve alkolizm gibi sorunlarla mücadelede çığır açabileceğini düşünüyor.
"Current Biology" adlı dergide yayınlanan makalede, bu yemek saatleriyle fiziksel tepkilerin eş zamanlılığına ilişkin keşfin, uykusuzluk ve depresyon gibi dertlerin tedavisi için yeni yöntemler geliştirilmesi bakımından da ümit verici olduğu belirtildi.
Uzmanların araştırmasına göre, biyolojik saatin gece mesaisi veya saat farkı yüzünden bozulması halinde insan alkole daha fazla meylediyor.
Uzmanlar, "Per 2"nin vücut ağırlığına da dolaylı etkisi olduğunu düşünüyor.
 

torressa

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
22 Tem 2009
Mesajlar
923
Tepki puanı
0
Puanları
0
Yaş
37
Fareler üzerinde kanseri engelleyen bir aşı geliştirildi...

Fareler üzerinde kanseri engelleyen bir aşı geliştirildi...

Kanser aşısında dev adım...


153176-SP.gif




Louisville Üniversitesi'nde yapılan araştırmalarda uzmanlar, kök hücrelerden faydalanarak elde ettikleri aşıyı kanser riski taşıyan farelere enjekte etti. Üniversite profesörlerinden John Eaton, "Aşı farelerde kanser gelişimini engellemede yüzde 80'den, yüzde 100'e varan oranlarda etkili oldu" diye konuştu.
Prof. Eaton, aşının insanlar üzerinde de uygulanabilmesi için çalışmaların devam ettiğini belirtti. Eaton, aşının ilerleyen yıllarda genetik olarak göğüs kanserine yatkın kadınlar, ailesinde kanser geni bulunanlar ve sigara tiryakileri gibi yüksek risk altında olanlara uygulanabileceğini ifade etti.
 

torressa

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
22 Tem 2009
Mesajlar
923
Tepki puanı
0
Puanları
0
Yaş
37
Soğuk havalarda yüz felcine dikkat

Soğuk havalarda yüz felcine dikkat


Mersin Üniversitesi (MEÜ) Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Serhan Sevim, ''Kuru bir yüz çok kolay yüz felci olmaz. Bu nedenle ıslak yüzle soğuk havaya çıkmamak ve sürekli rüzgardan korumak gerekiyor'' dedi.

Sevim, en sık görülen yüz felcinin nedeni pek bilinmeyen ve rüzgarla ortaya çıkan ''Bell paralizisi'' olduğunu söyledi. Yüz felcinin, beyinle omurilik arasından çıkan yüz sinirinin bir baskıya uğraması ya da yüzün soğuk alması, soğuk havanın yüzle uzun süre temas etmesi gibi nedenlerle ortaya çıktığını belirten Sevim, ''Yüz sinirinin çalışmamasının en belirgin bulguları arasında yüzün bir yanındaki hareketlerin azalması veya kaybolması bulunuyor. Yüz felci ile göz tam kapanmıyor, ağız tam çekilemiyor ve salya akmaya başlıyor. Yüzde hissizlik oluşuyor'' diye konuştu.

estetik271ed48gx3gs3.jpg


Yüz felcine karşı en etken yolun korunmaktan geçtiğini anlatan Sevim, şunları kaydetti:

''Soğuk ve rüzgar yüz felcini tetikler. Kuru bir yüz ise çok kolay yüz felci olmaz. Bu nedenle özellikle ıslak yüzle soğuk hava çıkmamak ve sürekli rüzgardan korumak gerekiyor. Ama yüz, biraz ıslanmışsa, terlemişse ya da yağmur yemişse risk artıyor. Bu durumlarda ya yüzü kuru tutmak ya da yüzü açık bırakmamak gerekiyor.''
 

torressa

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
22 Tem 2009
Mesajlar
923
Tepki puanı
0
Puanları
0
Yaş
37
Yumurta alerjisine çare bulundu

Yumurta alerjisine çare bulundu

WASHİNGTON - Amerikalı araştırmacılar, yumurta alerjisine karşı "zorlu" ancak işe yarayan bir tedavi geliştirdi.
Duke ve Arkansas üniversitelerinden araştırmacılar, içinde yumurta olan bir şey yediklerinde kusma, kaşıntı ya da solunum sorunları yaşayan 1-7 yaşındaki 7 çocuğa her gün çok az miktarda yiyeceklere karıştırılmak üzere toz haline getirilmiş yumurta verdiler.
Bir yumurtanın binde biri miktarla işe koyulan araştırmacılar, miktarı yavaş yavaş artırdı. 2 yılın sonundaysa çocukların çoğu çırpılıp yağda pişirilmiş 2 yumurtayı hiçbir tepki vermeden yiyebildi.
Şimdi araştırmacılar, yer fıstığı alerjisine de benzer yöntemle çözüm bulmaya çalışıyor.
 

torressa

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
22 Tem 2009
Mesajlar
923
Tepki puanı
0
Puanları
0
Yaş
37
Amniyon sıvısından 'kalp kapakçığı

Amniyon sıvısından 'kalp kapakçığı

Bilim adamları, hamilelerin karnındaki amniyon sıvısından aldıkları kök hücreleri kullanarak kalp kapakçığı yaptı.

Önümüzdeki yıllarda bebek ana karnındayken laboratuvarda yeni kalp kapakçıkları geliştirilmesi ve kapakçığın doğduğunda hasta bebeğe nakledilecek şekilde hazır bulundurulması planlanıyor.

Araştırmanın başkanı Zürih Üniversitesi'nden Dr. Simon Hörstrup, ''bu, doğuştan gelen kalp kusurlarının tedavisinde yeni bir tedavi kavramının yolunu açabilir'' dedi.

20'nci haftada tespit

Dünyada her yıl bir milyondan fazla bebek kalp rahatsızlığıyla doğuyor. Kalp kapakçığı kusurları gebeliğin 20'nci haftasında ultrasonla saptanabiliyor.

Bu yöntemde, kök hücre amniyon sıvısından alındığı için embriyonun zarar görmesi söz konusu olmuyor.

Hörstrup, amniyotik kök hücrelerin yıllarca dondurulabileceğini ve yetişkinlerde hasar gören kalp kapakçıklarının yenilenmesinde de kullanılabileceğini söyledi.

Araştırmanın henüz çok başında bulunulduğu ve bu kapakçıkların insan kalbine takılmasının daha yıllar alacağı belirtiliyor.

Boston Çocuk Hastanesi'nden Dr. John Mayer, amniyotik kök hücreden yapılan kapakçığın diğer hücre tiplerinden yapılanlardan üstün olup olmayacağının henüz bilinmediğini söyledi.

Geleneksel yöntemde yan etki

Kalp kapakçığı tedavilerinin geleneksel yöntemlerinin yan etkileri oluyor.

Yapay kalp kapakçıkları takılanlarda kan pıhtılaşması eğilimi olduğu için, bu kişiler yaşamları boyunca pıhtılaşmayı önleyici ilaç almak zorunda kalıyor.

Kadavradan alınan kapakçıklar ise kısa zamanda tahrip olduğu için sık sık değiştirmek gerekiyor
 

torressa

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
22 Tem 2009
Mesajlar
923
Tepki puanı
0
Puanları
0
Yaş
37
Göz renginin şifresi çözüldü...

24834.jpg



American Journal of Human Genetics tıp dergisinde de yayınlanan araştırma, 4 bin katılımcının genleri kullanılarak yapıldı. Queensland’daki uzmanların araştırmaları doğrultusunda, insanların göz renklerinin farklı oluşunun nedeni OCA2 adı verilen bir gene bağlı. Bu gen, bir protein üreterek, saça, tene ve göze rengini veriyor.
 

torressa

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
22 Tem 2009
Mesajlar
923
Tepki puanı
0
Puanları
0
Yaş
37
Yarayı yok eden sprey!

Yarayı yok eden sprey!



Bugüne dek tedavi edilemeyen ya da büyük operasyon gerektiren cilt rahatsızları, yaralar bir spreyle tarihe karışıyor!

Mucizevi spreyi Avustralyalı bir plastik cerrah geliştirdi. Recell adlı hücre sprey teknolojisiyle sağlıklı bölgeden alınan deri hücreleri sıvı hale getirilip, sorunlu bölgeye naklediliyor.

20 dakika gibi kısa bir sürede operasyon tamamlanıyor. Hastaneye yatmaya dahi gerek kalmıyor.

Bilimkurgu gibi görünen bu tedavi yöntemi 2006'dan bu yana Avustralya ve Ab ülkelerindeki tıp merkezlerinde kullanılıyor. Türkiye'de de Doktor Tunç Tiryaki ile Dr. Osman Oymak'ın Levent'te kurdukları bir merkezde kullanılmaya başlandı. Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde de bu yöntem uygulanıyor.
 

torressa

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
22 Tem 2009
Mesajlar
923
Tepki puanı
0
Puanları
0
Yaş
37
Boy uzatmak artık hayal değil

Boy uzatmak artık hayal değil

Boy uzatmak artık hayal değil


Boy uzatmak artık hayal değil. İki Türk bilim adamı bunu gerçekleştirmeyi başardı. Peki boy nasıl uzatılacak?

Dokuz Eylül Üniversitesinden 4 bilim adamı, insan boyunu hem uzaktan kumanda ile hem de belirli bir ağırlık uygulayarak uzatmak için geliştirdikleri 2 farklı projenin patentini almak için Avrupa Patent Ofisine başvurdu.

İlk projede boy uzatmak isteyenler için kemik içerisine çakılan çiviler, uzaktan kumanda ile her gün 1 mm boy uzatacak. Bu projede hasta, yattığı yerden boyunu uzatabilecek. Diğer projede ise günde bir kez ayağını yere sertçe vuran kişinin boyu aynı oranda uzayabilecek. Projeyle birlikte bir kişinin boyu 3.5 ay gibi kısa bir sürede 10 santimetre uzatılabilecek.

Havıtçıoğlu, kendisiyle birlikte Doç. Dr. Önder Baran, araştırma görevlileri Bora Uzun ve Hakan Oflaz ile hem mekanik hem de şekil bellekli alaşımlardan yararlanılarak insan boyunu uzatmak için geliştirdikleri proje için Avrupa Patent Ofisine 18 Eylül 2006 tarihinde başvurduklarını, 3
ay sonra patentlerin gelmesini beklediklerini kaydetti.

 

Bu konuyu görüntüleyen kişiler

Üst Alt