Neler Yeni

Hoşgeldiniz İslami Forum Sayfası

Tüm özelliklerimize erişmek için şimdi bize katılın. Kaydolduktan ve oturum açtıktan sonra, konular oluşturabilir, mevcut konulara yanıtlar gönderebilir, diğer üyelerinize itibar kazandırabilir, kendi özel mesajınızı edinebilir ve çok daha fazlasını yapabilirsiniz. Ayrıca hızlı ve tamamen ücretsizdir, peki ne bekliyorsunuz?
Blue
Red
Green
Orange
Voilet
Slate
Dark

Kadının Çalışması ve Kadının Malı... (4 Kullanıcı)

fidan

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
4 Ağu 2006
Mesajlar
947
Tepki puanı
0
Puanları
0
RE: Kadının Çalışması ve Kadının Malı...

Siyahgulsevdalisi yazdı:
ARKADAŞLAR ŞARTLARI AYARLAMAK SİZİN ELİNİZDE ZORUMLU DEGİLSİNİZ SİZE AÇIL DİYEN BİRİNİN YANINDA ÇALIŞMAYA VE DÜŞÜNÜN ALLAHIN RIZASI MI YOKSA ELİNİZE GEÇECEK BİR KAÇ KURUŞ PARA MI ? YA DA DAHA ETKİLİ BİR SORU DÜNYA MI ALLAH RIZASI MI ?


KARDEŞİM ÖYLE DIŞARDAN AHKAM KESMEK ÇOK KOLAY BEN SİZE BİR SORU SORAYIM BAŞKALARINA MUHTAÇ OLMAK EL AÇMAKMI YOKSA HELAL ÇALIŞIP KAZANMAKMI ERKEK OLDUĞUNUZ İÇİN HAVA HOŞ SİZE BEN ÇALIŞTIĞIM YERDEN ÇIKSAM 2 AY İŞSİZ KALSAM KİM BAKACAK BANA ANNEME KARDEŞİME ZATEN HERYERE GÜVENİP GİRİP ÇALIŞAMIYORUZ

HÜKÜM VERİRKEN BİRAZ ETRAFLI DÜŞÜNÜN BENCE BURADİKİ HİÇ KİMSE EMİNİMKİ İSTEYEREK AÇIK KALMIYOR KİMSE KENDİNİ BİLE BİLE ATEŞE ATMAZ

A.E.O.
 

VEYS

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
24 Tem 2006
Mesajlar
1,350
Tepki puanı
0
Puanları
0
RE: Kadının Çalışması ve Kadının Malı...

herkesın ekonomık durumu bır degıldır fatoş hanım bende bılıyorum bas acık gezmesı ınsanı tehlıkeye dusuruyor ama bası acık gezmek ıbadetlerıne de engel degıldır.
 

FATMA_ERGUN

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
27 Haz 2006
Mesajlar
3,537
Tepki puanı
0
Puanları
0
RE: Kadının Çalışması ve Kadının Malı...

TAMAM DEGİLDİR AMA KAPALI ÇALIŞACAGI YERLER VAR
 

VEYS

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
24 Tem 2006
Mesajlar
1,350
Tepki puanı
0
Puanları
0
RE: Kadının Çalışması ve Kadının Malı...

arkadasım nasıl ıs buluynuyor bılıyormusun ni ce kapalı kişileri goruyorum seytanın agına dusmusler yanı sızın uzlubunuz cok sert oluyor bunada kızmayın bir ay kendı ısyerınızden cıkıp baska yanı el kapısında calıssaydınız sımdı nasıl bı durumda olacagınızı cok merak edıyorum.belki diğer arkadaşlara hak verırdınız ozaman?
 

FATMA_ERGUN

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
27 Haz 2006
Mesajlar
3,537
Tepki puanı
0
Puanları
0
RE: Kadının Çalışması ve Kadının Malı...

BAKIN BEN DİYORUM Kİ EGER BAŞI AÇILICAKSA YADA NAMAZ KILINMASINA İZİN VERİLMİCEKSE ÇALIŞMASINLAR DİYORUM VEYSEL BEY.BEN SERT KONUŞMUYORUM
 

fidan

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
4 Ağu 2006
Mesajlar
947
Tepki puanı
0
Puanları
0
RE: Kadının Çalışması ve Kadının Malı...

FATOS_TELSIM yazdı:
TAMAM DEGİLDİR AMA KAPALI ÇALIŞACAGI YERLER VAR

FATOŞCUM KAÇTANE İŞ SEKTÖRÜ VAR ÖYLE KAPALI İNSANLARI KABUL EDEN ÇOK AZ BEN BUNU BİLİYORUM VEYS KARDEŞİMİN SÖYLEDİĞİ GİBİ 1 AY İŞ ARAYIN KENDİNİZE BAKIN NELERLE KARŞILAŞIYORSUNUZ İNSAN İSYAN ETME DERECESİNE GELİYOR O DENLİ BOZUK DIŞARISI

BANA HALI SEKTÖRÜNÜDE ÖRNEK GÖSTERME İNSANIN YAPABİLECEĞİ İŞLER VARDIR YAPAMACAĞI İŞLER VARDIR

SENİ ÇOK SEVİYORUM FATOŞCUM BİLİYORSUN AMA SEN BİRAZ ACIMASIZ DAVRANIYORSUN OLMAZSA ÇIK DEMEKLE OLMUYOR KARDEŞİM ŞU İSTANBULDA ÇALIŞMADAN KAÇ AY YAŞABİLİRSİN HELE BAKACAĞIN İNSANLAR VARSA

BİZDE MERAKLI DEĞİLİZ ERKEKLERE SAÇLARIMIZI GÖSTERMEYE GÜNAH İŞLEMEYE AMA YAPABİLECEĞİMİZİN EN İYİSİNİ YAPMAYA ÇALIŞIYORUZ

A.E.O.
 

FATMA_ERGUN

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
27 Haz 2006
Mesajlar
3,537
Tepki puanı
0
Puanları
0
RE: Kadının Çalışması ve Kadının Malı...

FİDANN BENİM İÇİNDE SEN ÇOK DEGRLİSİN SEN BİR ÇOK ŞEYİN FARKINDASIN TESETTÜRÜN KALMIİ İNŞALLLAH ODA OLUR.AMA BAYANLARIN ÇALIŞACAGI EGER ÖRTÜNMEYE İZİN VETMİYORSA BENCE EVE İŞ ALSINLAR YAZMAKLA OLMUYOR.MÜMKÜN OLDASA BİR YERDE TOPLANSAK BEN İÇİM DEKİLERİ ANLATSAM
 

VEYS

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
24 Tem 2006
Mesajlar
1,350
Tepki puanı
0
Puanları
0
RE: Kadının Çalışması ve Kadının Malı...

Kur'ân-ı Kerîm insandaki üretici ve değiştirici güce, yani emeğe büyük bir değer verir: Buna göre insanın kâinat içerisindeki yerini önce onun imanı ve Sonra emeği tayin eder. Kişinin sorumluluğunu gerçekleştiren de onun değerini tayin eden de emektirVe gerçekten de insan ancak kendi çalıştığını elde eder ve yine Şüphesiz onun emeği kendisine pek yakında gösterilecektir. (en-Necm, 53/39) âyeti bunu ifade etmektedir.
 

fidan

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
4 Ağu 2006
Mesajlar
947
Tepki puanı
0
Puanları
0
RE: Kadının Çalışması ve Kadının Malı...

FATOS_TELSIM yazdı:
FİDANN BENİM İÇİNDE SEN ÇOK DEGRLİSİN SEN BİR ÇOK ŞEYİN FARKINDASIN TESETTÜRÜN KALMIİ İNŞALLLAH ODA OLUR.AMA BAYANLARIN ÇALIŞACAGI EGER ÖRTÜNMEYE İZİN VETMİYORSA BENCE EVE İŞ ALSINLAR YAZMAKLA OLMUYOR.MÜMKÜN OLDASA BİR YERDE TOPLANSAK BEN İÇİM DEKİLERİ ANLATSAM


EVE ALINAN İŞLERİDE BİLİYORUM TEYZEM GECE GÜNDÜZ ÇALIŞIYOR 1000 TANE PİRİZ YAPIYOR TANESİ 0,001YTL (1,000TL) YANİ 2 GÜNDE 5,00 YTL KAZANIYOR BUNUNLA EVE BAKABİLİRMİSİN YADA İPLİK TEMİZLEME BONCUK DİZME FALAN HEPSİ AYNI BONCUK DİZİLİYOR BİR BLUZUN ÜSTÜNE YARIM GÜNDEN FAZLA ZAMAN ALIYOR 0,50YTL BUNUNLAMI GEÇİNDİRECEK EVİNİ

İNSAN YAŞAMADAN BİLEMEZ FATOŞCUM ÇOK ŞÜKÜR ŞUAN KİMSEYE MUHTAÇ DEĞİLİZ AMA 1,00YTL YE İHTİYAÇ DUYUPTA BULAMADIĞIM ZAMANLAR OLDU DÜŞENİN DOSTU YOK FATOŞCUM
BELLİKİ SEN HİÇ YOKLUK GÖRMEMİŞSİN AMA KAHVALTIDA SADECE ÇAY VE EKMEK YEDİĞİMİZ ZAMNALAR OLDU

ALLAH KİMSEYİ KİMSEYE MUHTAÇ ETMESİN

RABBİM YARDIMCIMIZ OLSUN
 

fidan

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
4 Ağu 2006
Mesajlar
947
Tepki puanı
0
Puanları
0
RE: Kadının Çalışması ve Kadının Malı...

HAYAT TOS PEMBE DEĞİL FATOŞCUM HAYATIN GERÇEKLERİ VAR KAPALI OLARAK BİR İŞ YERİNE GİTSEN BU YAPAMAZ GÖZÜYLE BAKILIYOR KENDİNİ ISPATLAMA ZAMAN BİLE VERİLMİYOR BUNLARDA VAR BİLİYORMUSUN ???????

ALLAH YARDIMCIMIZ OLSUN KARDEŞLERİM AHİR ZAMNADAYIZ RABBİM YARDIMCIMIZ OLSUN İNŞALLAH
 

VEYS

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
24 Tem 2006
Mesajlar
1,350
Tepki puanı
0
Puanları
0
RE: Kadının Çalışması ve Kadının Malı...

SEN BİR BAYAN OLARAK

(KADIN)

TEK Bİ SÖZLE ACIKLAYABILIRMISIN?
 

FATMA_ERGUN

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
27 Haz 2006
Mesajlar
3,537
Tepki puanı
0
Puanları
0
RE: Kadının Çalışması ve Kadının Malı...

SÖZÜM KENDİME,ALLAH BEN SİZE ÖRTÜNÜN BEŞ VAKİT NAMAZ KILIN DEDİM DİYİNCE BEN NE DİCEM.BİNLERCE ERKEGİN ELİ DEGİYOR, BUNDAN DAHA İGRENÇ BİR ŞEY OLAMAZ.İNSANI LAFA TUTUYORLAR,YOLDA YÜRÜRKEN LAF ATIYORLAR.BEN BUNLARIMI BAHANE EDİCEM.RABBİM DEMEZ Mİ BEN KESİN EMİR VERDİMÖRTÜNÜN DİYE.ERKEKLER DE KADINLARINI BAKSINLAR KADINLAR İHTİYAÇ DUYARLARSA ÇALIŞMAYA DİNE UYGUN YERLERDE ÇALIŞSINLAR.BENİM TEK TESELLİM RABBİMİN SONSUZ RAHMETİDİR.
 

fidan

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
4 Ağu 2006
Mesajlar
947
Tepki puanı
0
Puanları
0
RE: Kadının Çalışması ve Kadının Malı...

VEYS yazdı:
SEN BİR BAYAN OLARAK

(KADIN)

TEK Bİ SÖZLE ACIKLAYABILIRMISIN?


BUNU KİME YAZDINIZ ANLAMADIM BEN
NEY TEK Bİ SÖZLE AÇIKLANCAK
 

FATMA_ERGUN

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
27 Haz 2006
Mesajlar
3,537
Tepki puanı
0
Puanları
0
RE: Kadının Çalışması ve Kadının Malı...

FİDAN ABLACIM VEYS BANA YAZDI ONU
 

Ravza_Nur

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
11 Tem 2006
Mesajlar
8,116
Tepki puanı
3
Puanları
0
RE: Kadının Çalışması ve Kadının Malı...

TARTIŞMA ADABI Bir güzel Atasözü duydum “Akla nazar değmez”, ne kadar veciz, ne kadar doğru, aklımız en kıymetli varlığımız, en güzel işlevi ise DÜŞÜNMEK. Böyleyken diğer insanların türlü yeteneklerini kıskanır, onlara benzemeye çalışırız da iş akıl’a gelince kendi aklımızdan başkasını beğenmeyiz. Elimizi kolumuzu , eşyaları kullanmayı anamızdan babamızdan, öğretmenlerimizden kitaplardan öğreniriz de en kıymetli varlığımız olan aklımızı kullanmayı, düşünmeyi öğreten pek bulunmaz, evet okulda Mantık dersi okuduk, ama aklımda bir tek şey yer ettiyse ne olayım.
İnsanoğlunun düşünerek her soruya cevap bulabileceğine veya en azından çözüme giden yolu bulabileceğine inanırım ; hele bu birçok kişiyle birlikte yapılırsa çözüme daha kolay ulaşılır, bunun da adı Tartışma.
Tartışma adabı bir başka konu, onu bir kenara bırakalım, tartışma denilen şey muhakeme yürüterek (Düşünerek) yanlışları elemek ve doğruyu bulmak.
1- Bunun için ilk şart düşünmeye yeni doğmuş bir bebek gibi başlamaktır, zihnimizde daha önce edinilmiş tüm yargıları bir kenara bırakıp konuya tam bir tarafsızlıkla bakmalıyız.
2- Düşünmeye başlarken aklımızda doğruyu bulmaktan başkaca bir amaç, niyet, istek olmamalıdır. Bilerek yada bilmeyerek belirli bir sonuca eğilimi olan bir zihin doğruyu asla bulamayacaktır.
3- Düşünürken sanki bir cebir problemini çözer gibi sadece önümüzdeki adımı düşünmeliyiz, her bir adımı doğru çözersek doğru sonuca ulaşırız ; yoksa “bu adım beni ileride şu neticeye götürür, bu da kötüdür” diye ileriye atlarsak doğru sonuca varamayız. Bir duvar örer gibi alttaki tuğlayı doğru yerleştirdiysek aklımızı elimizdeki tuğlayı doğru yerleştirmeye vermeliyiz, ileride bu duvar sonra şöyle olur, böyle olur diye duvarı yamultmamalıyız. Özellikle sosyal konularda bir noktadan, uzakta bir noktaya giden en doğru yol çoğu zaman düz bir hat şeklinde olmaz, tuttuğunuz yolun yönü gideceğiniz noktayı göstermeyebilir, böyle bir anda başkaca düşüncelere imkan tanımayıp, cebir probleminin elimizdeki adımını doğru çözmeye bakmalıyız, bu yol sonunda nereye varır? diye düşündüğümüzde yaptığımız şey muhakemenin sonucu için bir arzu taşımak olur, ki bu bizi yanlışa götüren ve düşünürken en sık yaptığımız bir hatadır.

TARTIŞMAK

Kelime manası “Doğruyu bulmak için fikir alışverişi yapmak” tır, ancak genellikle ve özellikle bizim toplumumuzda bu iş doğruyu bulmak yerine bir benlik ispatı şeklinde kabullenilmekte ve de öylece uygulanmaktadır, tartışmanın amacını “kazanmak” olarak düşünmekteyiz, kim kazanırsa, artık bu da ne demekse, üstünlüğünü göstermiş oluyor, çok yanlış. Tartışmanın amacı doğruyu bulmak, “Öğrenmek” olmalıdır. Aksine bizde tartışmaların sonunda elde edinilen şey , en iyi ihtimalle, kızarmış yüzler ve gergin bir atmosfer oluyor. Gözlediğim kadarıyla batılı insanlarla aramızdaki en büyük farklılıklardan birisi işte bu tutumumuzdur. Tartışmanın en iyi metodu Sokrates’in sorgulama usulüdür, yani karşınızdakine sorular sorarak doğruyu o’na buldurmak ve söyletmektir, tabii kendisine aptalca gelebilecek bazı sorulara kızmadan, inatlaşmadan , tarafsızca düşünebilen ve içinde öğrenmek arzusu taşıyan muhataplar bulabilecek kadar şanslıysanız. Böyle birini bulursanız ne mutlu size, bana da haber verin lütfen.

ANLATMAK

Bir fikir ürettiniz veya öğrendiniz, bir işi yapabilecek iki kişiyi eğitmek, o işi bilfiil yapmaktan on kere daha faydalıdır, öyleyse bu bilgiyi başkalarına aktarmanız lazım ya da bu fikri bir menfaat için “satmanız” lazım, peki nasıl yapacaksınız? Takdim teknikleri üzerine yazılmış binlerce kitap var, her iş yerinde de personele bu yolda eğitim verilmektedir, bunlara değinmeye gerek yok, ben bu konuda çok zaman hatalı bir şekilde uygulandığını gördüğüm bir şeyi anlatmak istiyorum, ve buna bir isim bulmakta da zorlanıyorum “Anlatım Mantığı” diyelim şimdilik.
Anlatmak istediğimiz şey ister somut ister soyut bir şey olsun, iki türlü anlatımı vardır, ya tanımını yaparsınız, ya da özelliklerini sayarsınız, tanımlamak çok daha kısa ve bilimseldir, ancak daha zordur, özelliklerini saymak ise neredeyse mümkün olamayacak kadar uzundur. Açıklayalım, diyelim hayvan bilgisi dersindesiniz ve AT’ı anlatmak istiyorsunuz, bildiğimiz at, en doğrusu “..madde, canlı, çok hücreli, omurgalı, memeli, çift tırnaklı .. vs..” şeklinde bilimsel sınıflandırma dediğimiz şekilde anlatmaktır, tanım da zaten sınıflandırma’dan başka bir şey değildir, belirli bir atı anlatmak için ise bazı özelliklerini sıralamak yetecektir , bunu yapmadan özelliklerini sıralamaya kalktığımız takdirde ise tanımın sonu gelmeyecektir. Bir veri’nin bilgi haline gelmesi için o verinin ilişkili olabileceği mevcut tüm verilerle olan ilişkisinin açıklanması gerekir, o şeyi anlatmaya özelliklerinden başlarsak o özelliğin evrendeki yerini, önemini de anlatmamız gerekir.
İşte bir derslik, buyurun girelim, bakalım konuşmacı ne diyor?
-Size bir şey anlatacağım, dinler miydiniz acaba?
Ben olsam dinlemezdim doğrusu, en azından can kulağıyla, niye dinleyeyim ki, yapacak daha güzel şeyler var, ancak merak edersem dinlerim, işte kilit kelime “merak etmek”, bir şeyi anlatmaya kalktığınızda ilkönce dinleyicilerinizde anlatacağınız şeye karşı merak uyandırmalısınız, falanca şey filancaymış, bana ne, bana o şeyin beni doğrudan etkileyen bir özelliğinden başlayarak, zihnimde gerisi için bir merak uyandırmalısınız.
Söyleyeceğiniz her cümle mantıki bir atlama olmaksızın bir önceki cümlenin devamı, cevabı, sonucu olmalı ve bir sonraki cümlenin mantıki sebebi olmalıdır. İşe anlatmaya çalıştığımız şeyin özelliklerini sayarak başlamamalıyız, bu özellikler her ne ihtiyacımıza cevap olacaksa önce bu ihtiyaçları anlatmalı, sonra bu ihtiyaçlara cevap olacak özelliklerinden başlayarak anlatacağımız şeyi anlatmalıyız.Eğer anlatacağımız şey bir kavram ise o zaman nasıl adım adım düşündüysek aynı adımlarla açıklamalıyız.
 

fidan

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
4 Ağu 2006
Mesajlar
947
Tepki puanı
0
Puanları
0
RE: Kadının Çalışması ve Kadının Malı...

ZERDA ABLACIM BİZDE KONU DAHİLİNDE FİKİR ALIŞVERİŞİNDE BULUNUYORUZ YANİ TARTIŞIYORUZ HERKES ÖRNEKLER VEREREK KENDİ DOĞRUSUNU ISPATLAMAYA ÇALIŞIYOR BİLGİLER İÇİN ALLAH RAZI OLSUN
 

VEYS

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
24 Tem 2006
Mesajlar
1,350
Tepki puanı
0
Puanları
0
RE: Kadının Çalışması ve Kadının Malı...

ZERDA KARDEŞ YAZIYORSUN TARTISMA ADABI
NIYE BIZ BURDA KOTU BI SEY DEMIYORUZ SADECE BI KONU VAR KENDIMIZCE TARTISIYORUZ SIMDI SIZ KALKIP BIZE TARTISAMIYORSUNUZ SIYORSUNUZ? COK UZUCU SIZE YAKISMIYOR YAZILARINIZI BEGENIYLE OKUYORUM AMA OLMADI. NEYSE
 

Ravza_Nur

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
11 Tem 2006
Mesajlar
8,116
Tepki puanı
3
Puanları
0
RE: Kadının Çalışması ve Kadının Malı...

Kadın ve erkek, toplumu oluşturan iki temel unsurdur. Fizyolojik yapı olarak kadın erkeğe oranla oldukça zayıf ve güçsüzdür. Normal şartlar altında, ancak iki kadının kuvveti bir erkeğe denk olabilir.

Duygusal yönden ise kadın daha yüklü erkek ise aksine çok katıdır.

Bu Özellikler sebebiyle tarih boyunca -evrensel toplum özelliği olmayan Amazonlar dışında- kadın; umumiyetle ev bakımı, yemek, kocaya hizmet ve çocuk eğitimi görevlerini üstlenmiştir.

Erkeğin görevleri ise kadına göre daha çok kuvvet ve katılık istemektedir. Belli başlıları arasında, evin yiyecek ve giyecek masraflarını karşılamak, dış tesirlere karşı aileyi ve aile yuvasını korumak, en önemlisi neslin devamı için kadına kocalık yapmaktır.

İslâmiyet insan tabiatının gerektirdiği bu iş bölümünü kabul etmiş, düzenli yürümesi için bir takım müeyyideler koymuştur.

Avrupadaki teknik inkilabı müteakiben bu fıtrî özelliği kabul etmeyerek kadın erkek eşitliğini ileri sürüp her ikisinin de tüm işlerini aynı eşitlikle başarabileceğini öne sürenbir görüş siyasi iktidarlar tarafından kabul görmüş, hemen ardından da halifesini kaybeden islâm alemine sızmaya başlamıştır.

Bu görüş evvela bir cemile olarak kadına seçim haklarını tanıyor, erkeklerle ilişki kurup dilediği oranda beraber olabileceğini müjdeleyerek nefsini tahrik ediyor ardından da oluşturduğu hür kadın anlayışının gölgesinde sinsice faaliyetlere girişerek kadını her sahaya itip emperyalist gayelerine alet ediyordu.

Halbuki kadının iş hayatına atılması gerek kadın, gerek erkek gerekse toplumun ekonomik ve ruhi istikran açısından -tehlikesi tüm boyutlarıyla ortada- korkunç bir intihardan farksızdır.

İlk ele alacağımız konu, kadının fizyolojik zaaflarıdır. Bu zaaf dolayısıyla kadının çalışması hem vücudunda büyük tahribatlara yol açar hem de iş hayatını felce uğratabilir.

İş sahalarının büyük bir bölümünü oluşturan ve kaba kuvvet gerektiren alanlarda kadının başarısı sıfırdır, istisnalar dışında hiç bir kadın kaba kuvvetle iş yapmaya muktedir olamaz. En kısa zamanda bedenî ve ruhî hastalıklara düşerek dünyaya, en azından sağlığına veda etmek zorunda kalır. Modernistler bu gereği, "— O halde kadınlar da kendilerin uygun iş alanlarında çalışsınlar." sözüyle örtbas etmek isterler. Fakat bu sözü mukabil bir yandan geçinme imkanlarını daraltıp öte yandan da kadının her sahada çalışabileceği inancını topluma empoze ederek en yorucu iş sahalarına çekenler de yine onlardır.

Hakim idareci görüşün uyguladığı bu art niyetli politika sonucu sahipsiz kadınlar ve geçinemeyen ailelerin kadınları iş aramaya koyulurlar. Kendine uygun iş sahasında çalışma önerilmişse de, ikinci sınıf kadınlar kendilerine uygun işlerin çoktan genç ve güzel kadınlar tarafından işgal edilmiş olduğunu görürler. Böylece bedeni kuvvet gerektiren işler karşısında zorunlu seçmen durumuna düşerler. Açlık ve sefaleti tercih edemiyeceklerine göre tek seçenekleri yaşayabilmek için, sağlıklarını ve canlarını, dolaylı olarak da namuslarını piyasaya sürmektir.

Diğer alanlarda da kadın, fizyolojik zaafları ve kadınlık hasletleri sebebiyle gerekli başarıyı gösteremez. Memurluk yaşamında da çoğu kez, içinde bulunduğu dairede nahoş olayların meydana gelmesine isteyerek veya istemeyerek meydan verir. Bu kişilerin niyetlerini ve kadının karekterini çok aşan bir problemdir. Her ne olursa olsun tabiat olarak erkeğin kadına karşı engellenemez bir meyli vardır.

Batılılar toplumun olgunlaşmasıyla bu gibi problemlerin tamamıyla ortadan kalkacağını söyleyerek bizi avutmaya çalışırlar. Fakat onların bizi böylece avutmalarına rağmen kendi olgunlaşmış toplumlarında (!) hâlâ en yüksek derecedeki bakanlarının bile sekreterleriyle olan ilişkileri sonucu doğan skandallar sona ermemiştir. Yine pek yakın bir zamanda Avrupalı büyük memurların sekreterlerini cariyeleri gibi kullandıklarından yakınan da kendi üst derecedeki yekililerinden birisidir. Bu sekreter kızcağızlar, görevlerine olan sadakatlerini patronlarının çocuklannı karınlarında taşımakla ispatlamaktadırlar. Evlerinde kocalarına maaşla birlikte bir bakan, bir patron çocuğu takdim etmektedirler.

Bu aile yapısına, toplum yapısına olduğu gibi kadın kişiliğine de vurulan korkunç bir darbedir. Kadına iş sahalarının açılması ona iyilik olmamış bilakis onu sorumsuz kullanılan orta malı durumuna getirmiştir.

Sözlerim belki çalışan bacılarımızı üzebilir ama bütün bunlar bize modern yaşantının yollarını gösteren medeni Avrupalıların hayatlarında hergün cereyan eden olağan şeylerdir. Aynı durum eskiden kalma ata ahlakının tüm engellemelerine rağmen toplumumuzda da süratle çoğalmaktadır.

Görüldüğü gibi kadının çalışmasında, normal sınırlar içinde bir çalışma olayı değil, kadının kadınlığının sömürülüşü sözkonusudur. Bu kadınlık açısından hakikaten üzülmeye değer bir acıdır.

Öte yandan kadının çalışması iş hayatındaki dengeyi alt üst eder.

Toplumdaki iş kapasitesi daima belli bir oranda sabittir. Bu da umumiyetle erkek sayısına eşittir. Bu sahaya kadınlar da el atınca işe giren kadın sayısınca erkek açıkta kalır.

İşe giren kadınlar umumiyetle aileye ek gelir sağlama sevdasındadırlar. Erkeklerin yüzde yüze varan bir çoğunluğu ise geçimi için çalışmak zorundadır.

Görüldüğü gibi kadına çalışma kapısı açıldığında, bir zümreye daha geniş imkânlar sağlama uğrunda diğer bir zümre açlığa itilmektedir.

Tehlikenin en büyüğü bundan sonra başlar. Aç veya işsiz kalan bir kişinin yapacağı tek şey anarşidir.

Nitekim yaşadığımız dönemde bu uygulamanın ibret verici bir sonucu olarak, anarşi tüm baskılara rağmen her on yılda bir patlak vermekten geri kalmamaktadır.

Terörizm ve anarşinin kökleri, anarşistleri yakalayıp hapse atmakla veya öldürmekle kurutulamaz. Bu, sıtmayı gidermek için sivrisinekleri öldürmeye başlatmak gibi mantıksızca bir iştir.

Sıtmayı önlemek için nasıl ki bataklığı kurutmak gerekiyorsa, anarşiyi önlemek ve toplumsal huzuru sağlayabilmek için en etkin maddi reçete, erkeklere iş bulmak, insanların ceplerini ve boş vakitlerini doldurmaktır. Manevi olarak ise ruhi ve fikri boşluklarını doldurup onları tatmin etmektir.

"Toplumun çekirdeği ailedir." sloganı, modernistlerin bilimsel çalışmalarından çıkarttıklarını övüne övüne anlattıkları cafcaflı bir laftır. Evet, onların daha yeni anlayabildikleri ve İslâm'ın ondört asırdır söylediği gibi toplumun temeli ailedir. Aile fertleri huzurlu ve yapısı tutarlı olursa toplumda huzurlu ve tutarlı olur.

Ailenin esası karı- koca ve çocuklardır.

Aile kurmanın ve bir kadınla hayatı birleştirmenin şehevî arzuları tatminden öte cihanşumul bir ehemmiyeti vardır. Bu da yarınları yaşayacak olan yeni neslin dünyaya getirilmesi, eğitilmesi ve yetiştirilmesidir.

Çocuğun dünyaya gelmesinde kadın ve erkek eşit rol oynarlar. Çocuk dünyaya geldikten sonra ise erkeğe onun ihtiyaçlarını karşılamak, kadına da eğitmek ve büyütmek vazifeleri düşer. Çalışan kadın ise bir çok yönlerden bu görevi yerine getiremez.

Evvela onu en temel besin maddesi olan ana sütünden mahrum bırakır. Ana sütü, yeri hiçbir besin maddesi tarafından doldurulamayacak mühim bir gıdadır. Yeni doğan bir çocuğu ana sütünden mahrum bırakmak kadar büyük bir hata düşünülemez. Böyle bir çocuğun bedenî ve ruhî yapısında yeri doldurulamaz boşluklar belirir.

İkinci olarak onun eğitim ve terbiyesiyle de meşgul olamaz. Tabi olarak hizmetçilere veya kreşlere teslim etmek zorunda kalacaktır. Çocuk, amacı sadece para kazanmak ve geçimini sağlamak için bu işi seçen ve çocuğa bir eşyadan öte hiç bir değer vermeyen bakıcıların elinde bedenen ve ruhan hırpalanacaktır.

Anne sevgisinden ve himayesinden yoksun çocuklar umumiyetle pısırıklaşır, köleleşir ve insani birçok duygularını; haysiyet, ciddiyet, namus gibi hasletlerini kaybederler.

Bu bakımın aile bütçesinde oluşturduğu hasar ise hiç de küçümsenmiyecek kadar büyüktür. Çoğu kez, akşama kadar çalışmak zorunda kalan kadın ay sonunda kazandığı paranın büyük bir kısmını bakıcıya yatırmak zorunda kalır.

Üçüncü ve en mühim mahzur, çocuğun ana şefkatinden mahrum kalmasıdır. Çocuğunu akşam uyuduktan sonra, sabah da uyanmadan önce görür. Bazen uyanıkken görse bile bu görüşmeleri ihtiyaçların en yoğun olduğu saatlara rastlayacağı için birbirleriyle ilgilenmeleri mümkün olmaz. Kadın, çocuğunun gün boyu neler yaptığından habersizdir. Çocuk ise anneye, kendisinin dünyaya gelmesine vesile olan bir canlıdan öte herhangi bir yakınlık duymaz.

Bunun sonucu toplumda sevgi ve acıma duygularından yoksun taş yürekli, zalim ruhlu, korkunç insan tipleri çoğalır. Bir de toplumun kaderi bu taş yürekli insanların eline geçerse artık o toplumdan bir hayır beklemek imkansızdır.

Bu hayırdan faziletleri kasdetmiyoruz. Yalnızca klasik hakların verilmesini, insanların apaçık zulme uğratılmamasını anlatmak istiyoruz.

Kadın çalıştığında ailede erkek kadın arasında da bir anarşi meydana gelir.

Kadın da kocası gibi akşama kadar çalışmıştır. Akşamleyin yemek yapılmasında, çamaşır ve diğer işlerde, kocasından eşit olarak yardımcı olmasını istemeye hakkı vardır. Bu ihtiyaç bazan ağır basar ve her ikisi de yemek yemeden yatmayı, kirli elbiselerle işe gitmeyi veya her elbise kirlenişinde kuru temizleyiciye koşmayı yahut da elbiselerini yenilemeyi isterler. Bu ise hem ruhi hem de ekonomik yönden bir yıkımdır.

Toplumda iş bölümünün oluşması, insanların kiminin imalatçı, kiminin satıcı kiminin hizmet verici olmasının sebebi de bu ruhi ve ekonomik anarşiyi önlemek içindir. Kadının da iş hayatına atılmasıyla ailedeki iş bölümü tamamen ortadan kalkar ve insanlık ilkel çağlarda olduğu gibi yalnız başına kalmak ve kendi kendine yetebilmek zorunda bırakılır. Bu ilkel bir kafa yapısının ürünüdür. Kadının çalışmasını cafcaflı laflarla bir zorunluluk gibi göstermeye çalışan modernistler aslında kafaları asırların gerisinde kalmış taş devri insanlarından pek farklı bir düşünceye sahip değillerdir.

Halbuki kadın evinde dursa, dinç kalarak ev işlerini görse kocasının hizmetini, çocuklarının bakımını ve eğitimini yapsa ruhi bütünlüğünü korumuş, hem sıhhatim muhafaza etmiş, hem kocasını memnun ve mutlu etmiş, hem de çocuklarını ideal bir şekilde büyütüp eğitmiş olacaktır.

Bütün bu mutlu sahneler basit bir heves ve tutarsız bir sebeple yıkılmaktadır. Kadının hür olması, toplum içine çıkabilmesi ve para kazanabilmesi.

Halbuki o, hür olacağına iş sahalarına hapsedilmekte toplum içine dilediğim gibi çıkacağım derken en mühim değerlerini kendini kadın yapan özelliklerini harcamakta, para kazanmaya çalışırken kazandığı paradan daha fazlasını sokağa çıkmasıyla zaruri olan uydurma masraflara ve evindeki çocukları için tuttuğu hizmetçilere ödemektedir.

Tekrar tekrar söylüyoruz, kadının iş hayatına sürülmesinin sebebi ne onu hür yapmak ne de kocasının ekonomik sultasından kurtarmaktır. Bir işin yegane sebebi vardır. O da emperyalistlerin kadını daha rahat sömürebilme ve vücudundan sınırsızca yararlanabilme arzulan!

Bunun böyle olduğunu büyük küçük bütün işverenler de bilir. Fakat, hiç birisi kendilerin cömertçe vücudunu sunan genç memurelerinden, sekreterlerinden daha açıkçası cariyelerinden vazgeçmek istemezler.

Bunların içinde gayrı müslimler olduğu gibi müslüman olduğunu söylemekten bir an bile geri durmayan sapıklar da vardır.

Halbuki kadının, daha doğrusu geçim sıkıntısı çeken ailelerin daha değişik yollarla yan gelir sağlamaları daima mümkündür.

Ülkemiz büyük oranda tarım ve hayvancılık Ülkesidir. Kapısının önünde küçük bir bahçesinde küçük de olsa bir inek besleyen, küçük de olsa bir bahçe eken kadın ailesinin tüm ihtiyaçlarını karşılayabilir.

Yine evin içinde çeşitli el sanatlarıyla meşgul olan, halı dokuyan, kilim ören, elişi yapan, elbise diken kadınlar vardır. Bunlar örnek alınabilir.

Yine çeşitli iş sahalarında işçinin işyerine gelmeden yapabileceği bir çok işler vardır. Ki bu basit işler çoğu kez işin büyük bir bölümünü teşkil ederler. Bu işlerin evlerde yapılması hem kadını evinden ayırmadan geçindirmesi, hem bu işlerin atelyelerden çekilmesiyle iş sahalarının genişlemesi hem de kirasız bir yere sevkedilmesi sebebiyle çok yönlü bir fayda sağlar.

Elinden iş gelen ve hakikaten sadece geçinmek için çalışmayı isteyen, şehevi artniyetleri olmayan bir kadın evinde hiç bir zaman boş kalmaz. Mutlaka gelir getirecek bir takım işler bulur. Evin maddi şıkırtılarını giderdiği gibi fazladan maddi refah sağlar.

Sanayi kentlerinde (İstanbul, Ankara, izmir) ve bazı el sanatlarının ileri gittiği Ege illerinde ve hayvancılığın yaygın olduğu güney ve doğu Anadolu bölgelerinde bir çok evin atelye gibi çalıştığı görülür.

Evlerde, kadının çocukların ve misafirlerin harıl harıl birşeyleri monte ettikleri, kesip biçtikleri görülür. Veya evlerde sütlerin kaynatıldığı, yayıkların yayıldığı, yağ ve peynir yapıldığı görülür.

İşte bu kadınlar da çalışırlar ve para kazanırlar. Fakat evlerinden çıkmazlar, ahlaklarını ve namuslarını feda etmezler. Çocuklarını sefil bırakmazlar, kocalarını ihmal etmezler.

Esasında bizim toplumumuzda kadınların illa da erkeklerin arasına karışarak çalışmasını zorunlu kılan bir şey yoktur. Kadınımızın evinde yapacağı işler sayılamayacak kadar çoktur.

Kadınımızı iş sahalarına çeken emperyalistler yine de ona kolay kolay elindeki bu parayı yeme veya hayırlı bir işe harcama imkanı vermezler. Topluma yaydıkları eve sokağa çıkan bir kadın için adeta vazgeçilmez olarak empoze ettikleri süs, makyaj ve sükseli giyim kuşam alışkanlıklarıyla onu büyük bir harcama içine sokarlar.

Sonuçta öyle bir an gelir ki kadının aldığı para daha eve gelmeden tükenir. Bu durumda kadın biraz daha para kazanabilmek için bazı şeylerini feda etmek zorunda kalır. Hem iş arkadaşlarını tatmin eden hem de ailesini razı edebilenler toplum içinde yaşar giderler. Ama bunu beceremeyen ve arkadaşları arasındaki avcıların eline düşenleri bir çoğu hayat kadını olarak umumhanelere sürüklenirler. Umumhane patronlarının en mühim kaynaklarından birisi de çalışan fakat süs eşyalarına para yetiştiremiyen genç kız ve kadınlardır.

Bunlar tümüyle iğrenç manzaralardır.

Toplumumuzu batıya adapte etmeye başladığımız yirminci yüzyıl başından itibaren üzerimize yığılan bela bulutlarıdır.

Bu bölümü bitirirken son olarak müslüman kardeşlerimize şunları söylemek isteriz:

İslâm'ın bir takım prensipleri vadır ki bunları öğrendiğimizde bu problem kendiliğinden halledilir. Yine müslümanlar kendilerini bu prensiplerin sınırlarına uydurmak zorundadırlar.

Birinci olarak İslâm, zina yollarından biri olan kadın erkek beraberliğini katiyyetle yasaklar. Şayet kadının çalışması zorunluysa erkeklerin bulunmadığı bir yerde çalışabilir. Bir müslüman kadınının erkekler arasında hele hele İslâmi giyimden tavizler vererek çalışması bütünüyle islâm'a aykırıdır.

İkinci olarak, islâm, ailede erkeği kadının ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlü tutmuştur. Kadının para kazanma hususunda herhangi bir sorumluluğu yoktur. Evlenme akdi yapılırken erkeğin onu kabullenmesi bir nevi onun bütün maddi giderlerini karşılamaya razı olduğu anlamına gelir. Kadının kocasının getirdiği parayla yaşamını sürdürmesi onun için bir zillet veya alçalış değil Öz malı derecesindeki hakkını almasıdır. Şayet erkek hanımının maddi ihtiyaçlarını karşılayamıyorsa kadına ayrılma hakkı doğar. Yok eğer iki taraf da ailenin devamını istiyorlarsa onların geçimini üstlenmek, en azından erkeğe bir iş sahası bulmak devletin görevidir. Zaten devlet İslâm'ın kendisine has vergi toplama ve dağıtma usulünü uyguladığı zaman İslâm toplumunda hiç bir ailenin aç kalması mümkün değildir.

İslâm anlayışına göre kadının vazifesi ailenin mali giderlerini karşılamak değil, ev kadını, kocasının hanımı ve çocuklarının anası olmasıdır. Diğer vazifeler ikinci derecededir. Kadın ailesini muhafaza etmekle toplumun temel taşını sağlam tutmuş olacak, kocasını mutlu etmekle toplum huzuruna direkt olarak tesir edecek, çocuğunu düzenli bir şekilde yetiştirip eğittiğinde istikbal için hayırlı temeller atmış olacaktır.

Bu büyük vazifelerin ve sonuçta kazanılan faydaların yanında toplum içinde iş hayatına atılması sonucu elde edeceği faydalar oldukça cüce kalırlar.

Bir müslüman hatta aklı selim normal bir insan bile tercih esnasında terüddüt etmeden doğru olanı tanıyabilecektir.


MEVZU HADİSLERE ( HZ. MUHAMMED'İN MÜBAREK AĞZINDAN ÇIKMADIĞI HALDE ,O'NA İZAFE EDİLEN, UYDURMA HADİS-SÖZ-,HZ. RESÜL'E ATILAN İFTİRA CÜMLELERİNE ) VE İSLAM'A BAŞKA DİNLERDEN GİRMİŞ ( BAŞTA YAHUDİLİK VE HIRİSTİYANLIKTAN OLMAK ÜZERE ) ,İSLAM'IN REDDETTİĞİ ,İSLAM'IN RUHUNA VE EVRENSEL MESAJINA UYMAYAN AMA CAHİL MÜSLÜMAN HALK TABAKASINDA İSLAM'IN GÖRÜŞÜ İMİŞ GİBİ KABUL GÖREN CÜMLE-SÖZ - FİKİRLERE DİKKAT ...!
 

fidan

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
4 Ağu 2006
Mesajlar
947
Tepki puanı
0
Puanları
0
RE: Kadının Çalışması ve Kadının Malı...

ZERDA ABLACIM BUNLARI BİLİYORUZ AMA GÜNÜMÜZ ŞARTLARINI TARTIŞIYORUZ BİR BAYAN EVLİ DEĞİLSE VE BAKACAK BİR ERKEK YAKINI YOKSA NE YAPMALI MUHTAÇMI OLMALI EL AÇMALI TAMAM İSLAMA UYGUN ÇALIŞAMIYORUZ ŞU ŞARTLAR ALTINDA AMA SABREDİP ALLAHA DUA EDİYORUZ BAŞKA NE YAPABİLİRİZ RABBİM YARDIMCIMIZ OLSUN ALLAHA EMANET OLUN
 

Bu konuyu görüntüleyen kişiler

Üst Alt