Neler Yeni

Hoşgeldiniz İslami Forum Sayfası

Tüm özelliklerimize erişmek için şimdi bize katılın. Kaydolduktan ve oturum açtıktan sonra, konular oluşturabilir, mevcut konulara yanıtlar gönderebilir, diğer üyelerinize itibar kazandırabilir, kendi özel mesajınızı edinebilir ve çok daha fazlasını yapabilirsiniz. Ayrıca hızlı ve tamamen ücretsizdir, peki ne bekliyorsunuz?
Blue
Red
Green
Orange
Voilet
Slate
Dark

Bir Ölüm Rüyası... (1 Kullanıcı)

Siyahgulsevdalisi

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
20 Haz 2006
Mesajlar
2,046
Tepki puanı
0
Puanları
0
Bir zamanlar bir yerde Allah’ın bir veli kulu yaşardı. Temiz kalpli, ihlaslı, safça bir mü’mindi. Her gördüğünü iyiye yorumlar, Allah’a çok tevekkül ederdi. Bir kötülük, bir çirkinlik görse iyi tarafından alır, “Bunda bir hikmet vardır” diyerek gönlünü hoş tutardı. Her şeyin iyi yönünü görür, gülleri devşirir, dikenlerle hiç ilgilenmezdi. Yaratandan ötürü yaratılanı hoş görür, onlara güler yüzle nasihat ederdi.

Müslümanların kıskanmasına aldırmaz. Onlara karşı yine hüsn-ü zan ederdi. Şeytanı ve nefsini tam ve katıksız düşman bilir, Allah’a sığınırdı. Nefsinin hücumlarına karşı iman kalesine girer, elden geldiğince ona karşı silahlanırdı.

Açıktan küfrünü açıklayanlara, Tevhid’i bulmaları için dua ederdi. Hayatı nurlu, gönlü sürûrlu has bir kuldu. Kur’an-ı sıkça okur, ayetleri anlamaya çalışırdı.

O gün yine nafile oruca niyetlenmişti. Dûha namazını biraz erkence kılmış, şehrin dışına doğru yürüyüşe çıkmıştı. Çevre duvarlarının dışına ağaç gölgelerinin sarktığı eski mezarlığa doğru yürüdü.

Kabristana girdi. Fatiha ve ihlası okudu. Bunu da, ebedi ikamegâhlarında yatanların ruhlarına hediye eyledi.

Koyu gölgeli bir ağacın altına oturup alnında biriken terleri mendiliyle sildi. Derin bir tefekküre daldı. Mezardakilerin hallerini düşünüp, onlar için kaygılandı. Yüreğine ılık bir şeyler aktı, gözleri yaşardı.

Sevgili Peygamberimiz kabir konusunda ne buyurmuştu? “Kabir, ya cennet bahçelerinden bir bahçe ya da cehennem çukurlarından bir çukurdur.”

Şimdi burada yatanlar acaba hangisinde?

Acaba bunlar dünya hayatında neler yaptılar? Nasıl inandılar, nasıl yaşadılar? Şimdi cennet bahçesinde zevk mi ediyorlar, yoksa cehennem çukurunda azap mı çekiyorlar? Bir meraktır kapladı içini...

Bu eski mezarlıkta kimler yatıyor? Zengiler, fakirler, iyiler, kötüler, zalimler, günahkârlar...

Sonra yaşadığı zamanı düşündü... Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için çalışanları, mazlumlara eziyet eden zalimleri, vatan, millet, bayrak diye halkı uyutanları, bankalarındaki hesaplarını kabartabilmek için herşeyi mübah sayanları düşündü.

Bir lokma için çöplük karıştıranları, televizyonda gördüğü sanatçı(!)lara ilah muamelesi yapanları, sırf okumak için gittikleri okula; senin giyinişin, kılık-kıyafet yönetmeliğine aykırı diye umudunu o okula bağlamış kızları okula almayan zihniyeti, dininin gereği giyindiği için okuluna alınmayan kızları, alkolün ve uyuşturucunun batağına düşmüş gençleri, ekranlarından fuhuştan başka birşeyin gösterilmediği televizyonların yöneticilerini düşündü... Allah’ım aklıma mukayyet ol! Sen ki duaları kabul edersin. Bizleri Rasulullah’ın (s.a.v.) sancağı altında toplananlardan eyle!..

Senin dininin gereklerini yerine getirmeyenler, bu hayatın sonunda hesap yok zannediyorlar. Oysa Üstad Necip Fazıl Kısakürek bir şiirinde:

“Bu hayatın sonunda hesap yok mu zannettin sen?

Lokantanın garsonu bile; ‘hesap lütfen’ diyor.

Lokantanın garsonu bile hesap isterken...

Sen nasıl olur da; bizlere herşeyi bahşeden, sen...

Hesap sormazsın?..

İlahî onları affet, onlara hidayeti nasip et.”

Ya Rabbi! Çok sürmeden beni de buraya getirecekler. Benim halim ne olacak? Her nefis ölümü tadacaktır. “Ölümün acısı üç yüz kılıç yarasından fazladır.” buyurulmuş. Ben nasıl dayanacağım?

Şeytan son anda bana musallat olursa ben ne yaparım? O zaman halim nice olur. Kabir hayatı, sonra diriliş, hesap-kitap, mizan-terazi, sırat, cennet, cehennem...

Gelen iki meleğe nasıl hesap vereceğim? Onların sorularına cevap verebilecek miyim?..

Bu düşünceler içindeyken uyku bastırdı. Başını yaşlı ağacın gövdesine dayadı. Dualar mırıldanırken gözü dallara, yapraklara kaydı. Sanki o yapraklarda ölmüş insanların isimleri vardı. Onları okumaya çalıştı. Uyku iyice bastırdı. Gözleri kapandı. Derin bir uykuya daldı.

Rüyasında mezardakileri gördü. Güyâ kendisi de ölmüş, orada bulunan kabir arkadaşları hâl diliyle kendisine bir şeyler anlatıyorlardı. Geriye dönüşü olmayan dünya hayatlarını, çaresizliklerini, nasıl aldandıklarını, halen hayatta olanlara nasıl gıpta ettiklerini, kendilerine fırsat verilse ve dünyaya dönseler sırf Allah’ın (c.c.) rızası için nasıl yaşacaklarını, hepsini, hepsini...

Sonra kabrin içinde en çok feryatların, iniltilerin geldiği kabrin sahibine sordu:

- Arkadaş halin nedir? Neden en çok azap sana çektiriliyor?

Kabirdeki şöyle cevap verdi:

- Ah!.. Aman... Halimi hiç sorma. Ben dünya hayatında Allah’a (c.c.) şirk koştum. Her günah affolunur, benim günahım affolunmaz.

- Anladım...

Sonra ana-babasına karşı gelenlerin, katillerin, intihar edenlerin, zulüm yapanların, zina yapanların, içki içenlerin, faiz yiyenlerin, kumar oynayanların, iftira atanların, riyakârların, münafıkların, rüşvet yiyenlerin, yetim malı yiyenlerin, sihirle uğraşanların, avret yerini açanların, karşı cinse benzeyenlerin, ilmiyle âmil olmayan alimlerin, hatta sattığı süte su karıştıranların hayatını dinledi. Çektikleri azaba tanık oldu.

İçi sıkıldı iyice. Çıldıracak gibi oldu. Sonra duyduğu kuş sesleriyle, hissettiği ve tarif bile edemediği eşsiz korkularla kendine geldi..

- Ya sen ey mevta! Nedir tüm bu güzelliğin sebebi? Seni görünce içim açıldı, gönlüm rahatladı. Senin yerinde olması ne kadar isterdim. Belli ki cennete namzetsin. Seni bu makama çıkaran nedir? dedi.

- İmandır kardeş, iman.

- Nasıl yani?

- Ben dünyadayken “La ilahe illAllah Muhammedürresullah” lafzını tam manasıya anladım, layıkıyla iman ettim, ibadet ettim.

Allah’ım bu güzelliklerini hepimize nasip et, düşüncesi içinde diğer cennetlikleri; zekat verenleri, oruç tutanları, namaz kılanları. Allah’ı (c.c.) çokca zikredenleri ana-babasına hürmette kusur etmeyen evlatları, iyiliği emredip kötülükten nehyedenleri. İffet sahibi insanları, şehidleri, ehl-i takva sahiplerini dinledi. Onlara yapılan izzet-i ikramı gördü. Onlara gıpta ile baktı.

Bizim Allah dostu rüyasında kabir aleminde dolaşırken gelen gürültülerle uyandı. O kabristana yeni bir ölü getirilmişti. Kalabalık bir cemaat vardı. Ölüyü kabre koydular. Üzerini toprakla örttüler. Yasin, tekasür, ihlas, fatiha surelerini okuyup dua ettiler. Ellerini yüzlerine sürüp kabristandan ayrıldılar. Kabrin başında ölenin oğlu, kardeşi, bir de imam kaldı. İmam ayağa kalkıp:

- Ey Ahmet oğlu Hasan! diye üç kere bağırdı.

Dünya üzerinde bulunduğun inancı hatırla. O da şudur: “Allah’tan (c.c.) başka ilah olmadığına, Muhammedin (s.a.v.), Allah’ın (c.c.) Rasulü olduğuna, senin Rab olarak Allah’a (c.c.) Din olarak İslam’a, Peygamber olarak Hz. Muhammed’e (s.a.v.) razı olduğuna dair şahitliğindir.” dedi...

Artık imamın ve yanındakilerin işi bitmişti. Son kez kabre bakıp çıkışa doğru yürümeye başladılar.

Kendisini halen rüyada zannediyordu ki; karşıdan gelen imam:

- Hey! Mübarek kalk ne yatıyorsun? sözleriyle irkildi ve birden ayağa fırladı.

- Sen kimsin? Ben nerdeyim? Öldüm mü? dedi..

İmam tebessüm ederek:

- Korkma, dünyadasın. Güneşin altında mezarlıkta uyumuşsun. Az önce bir kardeşimizi ahirete uğurladık. Uyuyacağına cenaze namazına iştirak etseydin, daha iyi olurdu dedi.

- Çok derin uykudaydım hocaefendi. Öyle rüyalar gördüm ki... Bende, ölmüş gibiydim...

- Hayırdır inşaAllah. Nasıl olsa öleceğiz. Şimdi önce bir abdest al açılırsın. Sonra öğlen namazının vakti çıkmadan namazını kıl.

İmam ve yanındakiler kabristandan ayrıldılar. O ise halen gördüğü rüyanın etkisi altındaydı. Elinin tersiyle alnının terini sildi. Rüyasında bile cehenneme tahammül edememişken nasıl olur da yaşadığı hayatı cennete gidebilmek için harcamazdı...

İlahi! Bizi af ve mağfiret eyle. Rahmeti ve mağfiretini üzerimizden eksik etme.

Bizlerin canını Senin yolundayken al. Yoksa biz sorgu meleklerine nasıl hesap verir, kabir azabına ve cehenneme nasıl dayanırız?..
 

Zafer

Yasaklı Kullanıcı
Katılım
3 Haz 2006
Mesajlar
350
Tepki puanı
0
Puanları
0
RE: Bir Ölüm Rüyası...

kardeşim paylaşımın için ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM çok güzell ALLAH razı olsunnB)B)B)B)
 

istikbal

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
6 Ağu 2006
Mesajlar
1,236
Tepki puanı
0
Puanları
0
Yaş
38
Konum
Uzun ve düşünülmüş yoldan.
Bir ölüm Rüyasi

Bir ölüm Rüyasi

Bir zamanlar bir yerde Allah'ın bir veli kulu yaşardı. Temiz kalpli, ihlaslı, safça bir mü'mindi. Her gördüğünü iyiye yorumlar, Allah'a çok tevekkül ederdi. Bir kötülük, bir çirkinlik görse iyi tarafından alır, "Bunda bir hikmet vardır" diyerek gönlünü hoş tutardı. Her şeyin iyi yönünü görür, gülleri devşirir, dikenlerle hiç ilgilenmezdi. Yaratandan ötürü yaratılanı hoş görür, onlara güler yüzle nasihat ederdi. <
Müslümanların kıskanmasına aldırmaz. Onlara karşı yine hüsn-ü zan ederdi. Şeytanı ve nefsini tam ve katıksız düşman bilir, Allah'a sığınırdı. Nefsinin hücumlarına karşı iman kalesine girer, elden geldiğince ona karşı silahlanırdı. <
Açıktan küfrünü açıklayanlara, Tevhid'i bulmaları için dua ederdi. Hayatı nurlu, gönlü sürûrlu has bir kuldu. Kur'an-ı sıkça okur, ayetleri anlamaya çalışırdı.

O gün yine nafile oruca niyetlenmişti. Dûha namazını biraz erkence kılmış, şehrin dışına doğru yürüyüşe çıkmıştı. Çevre duvarlarının dışına ağaç gölgelerinin sarktığı eski mezarlığa doğru yürüdü.

Kabristana girdi. Fatiha ve ihlası okudu. Bunu da, ebedi ikamegâhlarında yatanların ruhlarına hediye eyledi.

Koyu gölgeli bir ağacın altına oturup alnında biriken terleri mendiliyle sildi. Derin bir tefekküre daldı. Mezardakilerin hallerini düşünüp, onlar için kaygılandı. Yüreğine ılık bir şeyler aktı, gözleri yaşardı.

Sevgili Peygamberimiz kabir konusunda ne buyurmuştu? "Kabir, ya cennet bahçelerinden bir bahçe ya da cehennem çukurlarından bir çukurdur."

Şimdi burada yatanlar acaba hangisinde?

Acaba bunlar dünya hayatında neler yaptılar? Nasıl inandılar, nasıl yaşadılar? Şimdi cennet bahçesinde zevk mi ediyorlar, yoksa cehennem çukurunda azap mı çekiyorlar? Bir meraktır kapladı içini...

Bu eski mezarlıkta kimler yatıyor? Zengiler, fakirler, iyiler, kötüler, zalimler, günahkârlar...

Sonra yaşadığı zamanı düşündü... Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için çalışanları, mazlumlara eziyet eden zalimleri, vatan, millet, bayrak diye halkı uyutanları, bankalarındaki hesaplarını kabartabilmek için herşeyi mübah sayanları düşündü.

Bir lokma için çöplük karıştıranları, televizyonda gördüğü sanatçı(!)lara ilah muamelesi yapanları, sırf okumak için gittikleri okula; senin giyinişin, kılık-kıyafet yönetmeliğine aykırı diye umudunu o okula bağlamış kızları okula almayan zihniyeti, dininin gereği giyindiği için okuluna alınmayan kızları, alkolün ve uyuşturucunun batağına düşmüş gençleri, ekranlarından fuhuştan başka birşeyin gösterilmediği televizyonların yöneticilerini düşündü... Allah'ım aklıma mukayyet ol! Sen ki duaları kabul edersin. Bizleri Rasulullah'ın (s.a.v.) sancağı altında toplananlardan eyle!..

Senin dininin gereklerini yerine getirmeyenler, bu hayatın sonunda hesap yok zannediyorlar. Oysa Üstad Necip Fazıl Kısakürek bir şiirinde:

"Bu hayatın sonunda hesap yok mu zannettin sen?

Lokantanın garsonu bile; 'hesap lütfen' diyor.
Sen nasıl olur da; bizlere herşeyi bahşeden, sen...

Hesap sormazsın?..

İlahî onları affet, onlara hidayeti nasip et."

Ya Rabbi! Çok sürmeden beni de buraya getirecekler. Benim halim ne olacak? Her nefis ölümü tadacaktır. "Ölümün acısı üç yüz kılıç yarasından fazladır." buyurulmuş. Ben nasıl dayanacağım?

Şeytan son anda bana musallat olursa ben ne yaparım? O zaman halim nice olur. Kabir hayatı, sonra diriliş, hesap-kitap, mizan-terazi, sırat, cennet, cehennem...

Gelen iki meleğe nasıl hesap vereceğim? Onların sorularına cevap verebilecek miyim?..

Bu düşünceler içindeyken uyku bastırdı. Başını yaşlı ağacın gövdesine dayadı. Dualar mırıldanırken gözü dallara, yapraklara kaydı. Sanki o yapraklarda ölmüş insanların isimleri vardı. Onları okumaya çalıştı. Uyku iyice bastırdı. Gözleri kapandı. Derin bir uykuya daldı.

Rüyasında mezardakileri gördü. Güyâ kendisi de ölmüş, orada bulunan kabir arkadaşları hâl diliyle kendisine bir şeyler anlatıyorlardı. Geriye dönüşü olmayan dünya hayatlarını, çaresizliklerini, nasıl aldandıklarını, halen hayatta olanlara nasıl gıpta ettiklerini, kendilerine fırsat verilse ve dünyaya dönseler sırf Allah'ın (c.c.) rızası için nasıl yaşacaklarını, hepsini, hepsini...

Sonra kabrin içinde en çok feryatların, iniltilerin geldiği kabrin sahibine sordu:

- Arkadaş halin nedir? Neden en çok azap sana çektiriliyor?

Kabirdeki şöyle cevap verdi:

- Ah!.. Aman... Halimi hiç sorma. Ben dünya hayatında Allah'a (c.c.) şirk koştum. Her günah affolunur, benim günahım affolunmaz.

- Anladım...

Sonra ana-babasına karşı gelenlerin, katillerin, intihar edenlerin, zulüm yapanların, zina yapanların, içki içenlerin, faiz yiyenlerin, kumar oynayanların, iftira atanların, riyakârların, münafıkların, rüşvet yiyenlerin, yetim malı yiyenlerin, sihirle uğraşanların, avret yerini açanların, karşı cinse benzeyenlerin, ilmiyle âmil olmayan alimlerin, hatta sattığı süte su karıştıranların hayatını dinledi. Çektikleri azaba tanık oldu.

İçi sıkıldı iyice. Çıldıracak gibi oldu. Sonra duyduğu kuş sesleriyle, hissettiği ve tarif bile edemediği eşsiz korkularla kendine geldi..

- Ya sen ey mevta! Nedir tüm bu güzelliğin sebebi? Seni görünce içim açıldı, gönlüm rahatladı. Senin yerinde olması ne kadar isterdim. Belli ki cennete namzetsin. Seni bu makama çıkaran nedir? dedi.

- İmandır kardeş, iman.

- Nasıl yani? s

- Ben dünyadayken "La ilahe illallah Muhammedürresullah" lafzını tam manasıya anladım, layıkıyla iman ettim, ibadet ettim.

Allah'ım bu güzelliklerini hepimize nasip et, düşüncesi içinde diğer cennetlikleri; zekat verenleri, oruç tutanları, namaz kılanları. Allah'ı (c.c.) çokca zikredenleri ana-babasına hürmette kusur etmeyen evlatları, iyiliği emredip kötülükten nehyedenleri. İffet sahibi insanları, şehidleri, ehl-i takva sahiplerini dinledi. Onlara yapılan izzet-i ikramı gördü. Onlara gıpta ile baktı.

Bizim Allah dostu rüyasında kabir aleminde dolaşırken gelen gürültülerle uyandı. O kabristana yeni bir ölü getirilmişti. Kalabalık bir cemaat vardı. Ölüyü kabre koydular. Üzerini toprakla örttüler. Yasin, tekasür, ihlas, fatiha surelerini okuyup dua ettiler. Ellerini yüzlerine sürüp kabristandan ayrıldılar. Kabrin başında ölenin oğlu, kardeşi, bir de imam kaldı. İmam ayağa kalkıp:

- Ey Ahmet oğlu Hasan! diye üç kere bağırdı.

Dünya üzerinde bulunduğun inancı hatırla. O da şudur: "Allah'tan (c.c.) başka ilah olmadığına, Muhammedin (s.a.v.), Allah'ın (c.c.) Rasulü olduğuna, senin Rab olarak Allah'a (c.c.) Din olarak İslam'a, Peygamber olarak Hz. Muhammed'e (s.a.v.) razı olduğuna dair şahitliğindir." dedi...

Artık imamın ve yanındakilerin işi bitmişti. Son kez kabre bakıp çıkışa doğru yürümeye başladılar.

Kendisini halen rüyada zannediyordu ki; karşıdan gelen imam:

- Hey! Mübarek kalk ne yatıyorsun? sözleriyle irkildi ve birden ayağa fırladı.

- Sen kimsin? Ben nerdeyim? Öldüm mü? dedi..

İmam tebessüm ederek:

- Korkma, dünyadasın. Güneşin altında mezarlıkta uyumuşsun. Az önce bir kardeşimizi ahirete uğurladık. Uyuyacağına cenaze namazına iştirak etseydin, daha iyi olurdu dedi.

- Çok derin uykudaydım hocaefendi. Öyle rüyalar gördüm ki... Bende, ölmüş gibiydim...

- Hayırdır inşaallah. Nasıl olsa öleceğiz. Şimdi önce bir abdest al açılırsın. Sonra öğlen namazının vakti çıkmadan namazını kıl.

İmam ve yanındakiler kabristandan ayrıldılar. O ise halen gördüğü rüyanın etkisi altındaydı. Elinin tersiyle alnının terini sildi. Rüyasında bile cehenneme tahammül edememişken nasıl olur da yaşadığı hayatı cennete gidebilmek için harcamazdı...

İlahi! Bizi af ve mağfiret eyle. Rahmeti ve mağfiretini üzerimizden eksik etme.

Bizlerin canını Senin yolundayken al. Yoksa biz sorgu meleklerine nasıl hesap verir, kabir azabına ve cehenneme nasıl dayanırız?..

İlahi!.. Affet..
alıntı
 

adi_yok

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
10 Ağu 2006
Mesajlar
66
Tepki puanı
0
Puanları
0
Bir Ölüm Rüyası

Bir Ölüm Rüyası

Bir zamanlar bir yerde Allah'ın bir veli kulu yaşardı. Temiz kalpli, ihlaslı, safça bir mü'mindi. Her gördüğünü iyiye yorumlar, Allah'a çok tevekkül ederdi. Bir kötülük, bir çirkinlik görse iyi tarafından alır, "Bunda bir hikmet vardır" diyerek gönlünü hoş tutardı. Her şeyin iyi yönünü görür, gülleri devşirir, dikenlerle hiç ilgilenmezdi. Yaratandan ötürü yaratılanı hoş görür, onlara güler yüzle nasihat ederdi. <
Müslümanların kıskanmasına aldırmaz. Onlara karşı yine hüsn-ü zan ederdi. Şeytanı ve nefsini tam ve katıksız düşman bilir, Allah'a sığınırdı. Nefsinin hücumlarına karşı iman kalesine girer, elden geldiğince ona karşı silahlanırdı. <
Açıktan küfrünü açıklayanlara, Tevhid'i bulmaları için dua ederdi. Hayatı nurlu, gönlü sürûrlu has bir kuldu. Kur'an-ı sıkça okur, ayetleri anlamaya çalışırdı.

O gün yine nafile oruca niyetlenmişti. Dûha namazını biraz erkence kılmış, şehrin dışına doğru yürüyüşe çıkmıştı. Çevre duvarlarının dışına ağaç gölgelerinin sarktığı eski mezarlığa doğru yürüdü.

Kabristana girdi. Fatiha ve ihlası okudu. Bunu da, ebedi ikamegâhlarında yatanların ruhlarına hediye eyledi.

Koyu gölgeli bir ağacın altına oturup alnında biriken terleri mendiliyle sildi. Derin bir tefekküre daldı. Mezardakilerin hallerini düşünüp, onlar için kaygılandı. Yüreğine ılık bir şeyler aktı, gözleri yaşardı.

Sevgili Peygamberimiz kabir konusunda ne buyurmuştu? "Kabir, ya cennet bahçelerinden bir bahçe ya da cehennem çukurlarından bir çukurdur."

Şimdi burada yatanlar acaba hangisinde?

Acaba bunlar dünya hayatında neler yaptılar? Nasıl inandılar, nasıl yaşadılar? Şimdi cennet bahçesinde zevk mi ediyorlar, yoksa cehennem çukurunda azap mı çekiyorlar? Bir meraktır kapladı içini...

Bu eski mezarlıkta kimler yatıyor? Zengiler, fakirler, iyiler, kötüler, zalimler, günahkârlar...

Sonra yaşadığı zamanı düşündü... Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için çalışanları, mazlumlara eziyet eden zalimleri, vatan, millet, bayrak diye halkı uyutanları, bankalarındaki hesaplarını kabartabilmek için herşeyi mübah sayanları düşündü.

Bir lokma için çöplük karıştıranları, televizyonda gördüğü sanatçı(!)lara ilah muamelesi yapanları, sırf okumak için gittikleri okula; senin giyinişin, kılık-kıyafet yönetmeliğine aykırı diye umudunu o okula bağlamış kızları okula almayan zihniyeti, dininin gereği giyindiği için okuluna alınmayan kızları, alkolün ve uyuşturucunun batağına düşmüş gençleri, ekranlarından fuhuştan başka birşeyin gösterilmediği televizyonların yöneticilerini düşündü... Allah'ım aklıma mukayyet ol! Sen ki duaları kabul edersin. Bizleri Rasulullah'ın (s.a.v.) sancağı altında toplananlardan eyle!..

Senin dininin gereklerini yerine getirmeyenler, bu hayatın sonunda hesap yok zannediyorlar. Oysa Üstad Necip Fazıl Kısakürek bir şiirinde:

"Bu hayatın sonunda hesap yok mu zannettin sen?

Lokantanın garsonu bile; 'hesap lütfen' diyor.
Sen nasıl olur da; bizlere herşeyi bahşeden, sen...

Hesap sormazsın?..

İlahî onları affet, onlara hidayeti nasip et."

Ya Rabbi! Çok sürmeden beni de buraya getirecekler. Benim halim ne olacak? Her nefis ölümü tadacaktır. "Ölümün acısı üç yüz kılıç yarasından fazladır." buyurulmuş. Ben nasıl dayanacağım?

Şeytan son anda bana musallat olursa ben ne yaparım? O zaman halim nice olur. Kabir hayatı, sonra diriliş, hesap-kitap, mizan-terazi, sırat, cennet, cehennem...

Gelen iki meleğe nasıl hesap vereceğim? Onların sorularına cevap verebilecek miyim?..

Bu düşünceler içindeyken uyku bastırdı. Başını yaşlı ağacın gövdesine dayadı. Dualar mırıldanırken gözü dallara, yapraklara kaydı. Sanki o yapraklarda ölmüş insanların isimleri vardı. Onları okumaya çalıştı. Uyku iyice bastırdı. Gözleri kapandı. Derin bir uykuya daldı.

Rüyasında mezardakileri gördü. Güyâ kendisi de ölmüş, orada bulunan kabir arkadaşları hâl diliyle kendisine bir şeyler anlatıyorlardı. Geriye dönüşü olmayan dünya hayatlarını, çaresizliklerini, nasıl aldandıklarını, halen hayatta olanlara nasıl gıpta ettiklerini, kendilerine fırsat verilse ve dünyaya dönseler sırf Allah'ın (c.c.) rızası için nasıl yaşacaklarını, hepsini, hepsini...

Sonra kabrin içinde en çok feryatların, iniltilerin geldiği kabrin sahibine sordu:

- Arkadaş halin nedir? Neden en çok azap sana çektiriliyor?

Kabirdeki şöyle cevap verdi:

- Ah!.. Aman... Halimi hiç sorma. Ben dünya hayatında Allah'a (c.c.) şirk koştum. Her günah affolunur, benim günahım affolunmaz.

- Anladım...

Sonra ana-babasına karşı gelenlerin, katillerin, intihar edenlerin, zulüm yapanların, zina yapanların, içki içenlerin, faiz yiyenlerin, kumar oynayanların, iftira atanların, riyakârların, münafıkların, rüşvet yiyenlerin, yetim malı yiyenlerin, sihirle uğraşanların, avret yerini açanların, karşı cinse benzeyenlerin, ilmiyle âmil olmayan alimlerin, hatta sattığı süte su karıştıranların hayatını dinledi. Çektikleri azaba tanık oldu.

İçi sıkıldı iyice. Çıldıracak gibi oldu. Sonra duyduğu kuş sesleriyle, hissettiği ve tarif bile edemediği eşsiz korkularla kendine geldi..

- Ya sen ey mevta! Nedir tüm bu güzelliğin sebebi? Seni görünce içim açıldı, gönlüm rahatladı. Senin yerinde olması ne kadar isterdim. Belli ki cennete namzetsin. Seni bu makama çıkaran nedir? dedi.

- İmandır kardeş, iman.

- Nasıl yani? s

- Ben dünyadayken "La ilahe illallah Muhammedürresullah" lafzını tam manasıya anladım, layıkıyla iman ettim, ibadet ettim.

Allah'ım bu güzelliklerini hepimize nasip et, düşüncesi içinde diğer cennetlikleri; zekat verenleri, oruç tutanları, namaz kılanları. Allah'ı (c.c.) çokca zikredenleri ana-babasına hürmette kusur etmeyen evlatları, iyiliği emredip kötülükten nehyedenleri. İffet sahibi insanları, şehidleri, ehl-i takva sahiplerini dinledi. Onlara yapılan izzet-i ikramı gördü. Onlara gıpta ile baktı.

Bizim Allah dostu rüyasında kabir aleminde dolaşırken gelen gürültülerle uyandı. O kabristana yeni bir ölü getirilmişti. Kalabalık bir cemaat vardı. Ölüyü kabre koydular. Üzerini toprakla örttüler. Yasin, tekasür, ihlas, fatiha surelerini okuyup dua ettiler. Ellerini yüzlerine sürüp kabristandan ayrıldılar. Kabrin başında ölenin oğlu, kardeşi, bir de imam kaldı. İmam ayağa kalkıp:

- Ey Ahmet oğlu Hasan! diye üç kere bağırdı.

Dünya üzerinde bulunduğun inancı hatırla. O da şudur: "Allah'tan (c.c.) başka ilah olmadığına, Muhammedin (s.a.v.), Allah'ın (c.c.) Rasulü olduğuna, senin Rab olarak Allah'a (c.c.) Din olarak İslam'a, Peygamber olarak Hz. Muhammed'e (s.a.v.) razı olduğuna dair şahitliğindir." dedi...

Artık imamın ve yanındakilerin işi bitmişti. Son kez kabre bakıp çıkışa doğru yürümeye başladılar.

Kendisini halen rüyada zannediyordu ki; karşıdan gelen imam:

- Hey! Mübarek kalk ne yatıyorsun? sözleriyle irkildi ve birden ayağa fırladı.

- Sen kimsin? Ben nerdeyim? Öldüm mü? dedi..

İmam tebessüm ederek:

- Korkma, dünyadasın. Güneşin altında mezarlıkta uyumuşsun. Az önce bir kardeşimizi ahirete uğurladık. Uyuyacağına cenaze namazına iştirak etseydin, daha iyi olurdu dedi.

- Çok derin uykudaydım hocaefendi. Öyle rüyalar gördüm ki... Bende, ölmüş gibiydim...

- Hayırdır inşaallah. Nasıl olsa öleceğiz. Şimdi önce bir abdest al açılırsın. Sonra öğlen namazının vakti çıkmadan namazını kıl.

İmam ve yanındakiler kabristandan ayrıldılar. O ise halen gördüğü rüyanın etkisi altındaydı. Elinin tersiyle alnının terini sildi. Rüyasında bile cehenneme tahammül edememişken nasıl olur da yaşadığı hayatı cennete gidebilmek için harcamazdı...

İlahi! Bizi af ve mağfiret eyle. Rahmeti ve mağfiretini üzerimizden eksik etme.

Bizlerin canını Senin yolundayken al. Yoksa biz sorgu meleklerine nasıl hesap verir, kabir azabına ve cehenneme nasıl dayanırız?..

İlahi!.. Affet..
 

cennet_agaci

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
29 Kas 2006
Mesajlar
2,468
Tepki puanı
0
Puanları
0
Yaş
37
Konum
iStAnBuLL
Bir ÖLÜM Rüyası

Bir ÖLÜM Rüyası

Bir zamanlar bir yerde Allah’in bir veli kulu yasardi. Temiz kalpli, ihlasli, safça bir mü’mindi. Her gördügünü iyiye yorumlar, Allah’a çok tevekkül ederdi. Bir kötülük, bir çirkinlik görse iyi tarafindan alir, “Bunda bir hikmet vardir” diyerek gönlünü hos tutardi. Her seyin iyi yönünü görür, gülleri devsirir, dikenlerle hiç ilgilenmezdi. Yaratandan ötürü yaratilani hos görür, onlara güler yüzle nasihat ederdi.

Müslümanlarin kiskanmasina aldirmaz. Onlara karsi yine hüsn-ü zan ederdi. Seytani ve nefsini tam ve katiksiz düsman bilir, Allah’a siginirdi. Nefsinin hücumlarina karsi iman kalesine girer, elden geldigince ona karsi silahlanirdi.

Açiktan küfrünü açiklayanlara, Tevhid’i bulmalari için dua ederdi. Hayati nurlu, gönlü sürûrlu has bir kuldu. Kur’an-i sikça okur, ayetleri anlamaya çalisirdi.

O gün yine nafile oruca niyetlenmisti. Dûha namazini biraz erkence kilmis, sehrin disina dogru yürüyüse çikmisti. Çevre duvarlarinin disina agaç gölgelerinin sarktigi eski mezarliga dogru yürüdü.

Kabristana girdi. Fatiha ve ihlasi okudu. Bunu da, ebedi ikamegâhlarinda yatanlarin ruhlarina hediye eyledi.

Koyu gölgeli bir agacin altina oturup alninda biriken terleri mendiliyle sildi. Derin bir tefekküre daldi. Mezardakilerin hallerini düsünüp, onlar için kaygilandi. Yüregine ilik bir seyler akti, gözleri yasardi.

Sevgili Peygamberimiz kabir konusunda ne buyurmustu? “Kabir, ya cennet bahçelerinden bir bahçe ya da cehennem çukurlarindan bir çukurdur.”

Simdi burada yatanlar acaba hangisinde?

Acaba bunlar dünya hayatinda neler yaptilar? Nasil inandilar, nasil yasadilar? Simdi cennet bahçesinde zevk mi ediyorlar, yoksa cehennem çukurunda azap mi çekiyorlar? Bir meraktir kapladi içini...

Bu eski mezarlikta kimler yatiyor? Zengiler, fakirler, iyiler, kötüler, zalimler, günahkârlar...

Sonra yasadigi zamani düsündü... Hiç ölmeyecekmis gibi dünya için çalisanlari, mazlumlara eziyet eden zalimleri, vatan, millet, bayrak diye halki uyutanlari, bankalarindaki hesaplarini kabartabilmek için herseyi mübah sayanlari düsündü.

Bir lokma için çöplük karistiranlari, televizyonda gördügü sanatçi(!)lara ilah muamelesi yapanlari, sirf okumak için gittikleri okula; senin giyinisin, kilik-kiyafet yönetmeligine aykiri diye umudunu o okula baglamis kizlari okula almayan zihniyeti, dininin geregi giyindigi için okuluna alinmayan kizlari, alkolün ve uyusturucunun batagina düsmüs gençleri, ekranlarindan fuhustan baska birseyin gösterilmedigi televizyonlarin yöneticilerini düsündü... Allah’im aklima mukayyet ol! Sen ki dualari kabul edersin. Bizleri Rasulullah’in (s.a.v.) sancagi altinda toplananlardan eyle!..

Senin dininin gereklerini yerine getirmeyenler, bu hayatin sonunda hesap yok zannediyorlar. Oysa Üstad Necip Fazil Kisakürek bir siirinde:

“Bu hayatin sonunda hesap yok mu zannettin sen?

Lokantanin garsonu bile; ‘hesap lütfen’ diyor.

Lokantanin garsonu bile hesap isterken...

Sen nasil olur da; bizlere herseyi bahseden, sen...

Hesap sormazsin?..

Ilahî onlari affet, onlara hidayeti nasip et.”

Ya Rabbi! Çok sürmeden beni de buraya getirecekler. Benim halim ne olacak? Her nefis ölümü tadacaktir. “Ölümün acisi üç yüz kiliç yarasindan fazladir.” buyurulmus. Ben nasil dayanacagim?

Seytan son anda bana musallat olursa ben ne yaparim? O zaman halim nice olur. Kabir hayati, sonra dirilis, hesap-kitap, mizan-terazi, sirat, cennet, cehennem...

Gelen iki melege nasil hesap verecegim? Onlarin sorularina cevap verebilecek miyim?..

Bu düsünceler içindeyken uyku bastirdi. Basini yasli agacin gövdesine dayadi. Dualar mirildanirken gözü dallara, yapraklara kaydi. Sanki o yapraklarda ölmüs insanlarin isimleri vardi. Onlari okumaya çalisti. Uyku iyice bastirdi. Gözleri kapandi. Derin bir uykuya daldi.

Rüyasinda mezardakileri gördü. Güyâ kendisi de ölmüs, orada bulunan kabir arkadaslari hâl diliyle kendisine bir seyler anlatiyorlardi. Geriye dönüsü olmayan dünya hayatlarini, çaresizliklerini, nasil aldandiklarini, halen hayatta olanlara nasil gipta ettiklerini, kendilerine firsat verilse ve dünyaya dönseler sirf Allah’in (c.c.) rizasi için nasil yasacaklarini, hepsini, hepsini...

Sonra kabrin içinde en çok feryatlarin, iniltilerin geldigi kabrin sahibine sordu:

- Arkadas halin nedir? Neden en çok azap sana çektiriliyor?

Kabirdeki söyle cevap verdi:

- Ah!.. Aman... Halimi hiç sorma. Ben dünya hayatinda Allah’a (c.c.) sirk kostum. Her günah affolunur, benim günahim affolunmaz.

- Anladim...

Sonra ana-babasina karsi gelenlerin, katillerin, intihar edenlerin, zulüm yapanlarin, zina yapanlarin, içki içenlerin, faiz yiyenlerin, kumar oynayanlarin, iftira atanlarin, riyakârlarin, münafiklarin, rüsvet yiyenlerin, yetim mali yiyenlerin, sihirle ugrasanlarin, avret yerini açanlarin, karsi cinse benzeyenlerin, ilmiyle âmil olmayan alimlerin, hatta sattigi süte su karistiranlarin hayatini dinledi. Çektikleri azaba tanik oldu.

Içi sikildi iyice. Çildiracak gibi oldu. Sonra duydugu kus sesleriyle, hissettigi ve tarif bile edemedigi essiz korkularla kendine geldi..

- Ya sen ey mevta! Nedir tüm bu güzelligin sebebi? Seni görünce içim açildi, gönlüm rahatladi. Senin yerinde olmasi ne kadar isterdim. Belli ki cennete namzetsin. Seni bu makama çikaran nedir? dedi.

- Imandir kardes, iman.

- Nasil yani?

- Ben dünyadayken “La ilahe illallah Muhammedürresullah” lafzini tam manasiya anladim, layikiyla iman ettim, ibadet ettim.

Allah’im bu güzelliklerini hepimize nasip et, düsüncesi içinde diger cennetlikleri; zekat verenleri, oruç tutanlari, namaz kilanlari. Allah’i (c.c.) çokca zikredenleri ana-babasina hürmette kusur etmeyen evlatlari, iyiligi emredip kötülükten nehyedenleri. Iffet sahibi insanlari, sehidleri, ehl-i takva sahiplerini dinledi. Onlara yapilan izzet-i ikrami gördü. Onlara gipta ile bakti.

Bizim Allah dostu rüyasinda kabir aleminde dolasirken gelen gürültülerle uyandi. O kabristana yeni bir ölü getirilmisti. Kalabalik bir cemaat vardi. Ölüyü kabre koydular. Üzerini toprakla örttüler. Yasin, tekasür, ihlas, fatiha surelerini okuyup dua ettiler. Ellerini yüzlerine sürüp kabristandan ayrildilar. Kabrin basinda ölenin oglu, kardesi, bir de imam kaldi. Imam ayaga kalkip:

- Ey Ahmet oglu Hasan! diye üç kere bagirdi.

Dünya üzerinde bulundugun inanci hatirla. O da sudur: “Allah’tan (c.c.) baska ilah olmadigina, Muhammedin (s.a.v.), Allah’in (c.c.) Rasulü olduguna, senin Rab olarak Allah’a (c.c.) Din olarak Islam’a, Peygamber olarak Hz. Muhammed’e (s.a.v.) razi olduguna dair sahitligindir.” dedi...

Artik imamin ve yanindakilerin isi bitmisti. Son kez kabre bakip çikisa dogru yürümeye basladilar.

Kendisini halen rüyada zannediyordu ki; karsidan gelen imam:

- Hey! Mübarek kalk ne yatiyorsun? sözleriyle irkildi ve birden ayaga firladi.

- Sen kimsin? Ben nerdeyim? Öldüm mü? dedi..

Imam tebessüm ederek:

- Korkma, dünyadasin. Günesin altinda mezarlikta uyumussun. Az önce bir kardesimizi ahirete ugurladik. Uyuyacagina cenaze namazina istirak etseydin, daha iyi olurdu dedi.

- Çok derin uykudaydim hocaefendi. Öyle rüyalar gördüm ki... Bende, ölmüs gibiydim...

- Hayirdir insaallah. Nasil olsa ölecegiz. Simdi önce bir abdest al açilirsin. Sonra öglen namazinin vakti çikmadan namazini kil.

Imam ve yanindakiler kabristandan ayrildilar. O ise halen gördügü rüyanin etkisi altindaydi. Elinin tersiyle alninin terini sildi. Rüyasinda bile cehenneme tahammül edememisken nasil olur da yasadigi hayati cennete gidebilmek için harcamazdi...

Ilahi! Bizi af ve magfiret eyle. Rahmeti ve magfiretini üzerimizden eksik etme.

Bizlerin canini Senin yolundayken al. Yoksa biz sorgu meleklerine nasil hesap verir, kabir azabina ve cehenneme nasil dayaniriz?..

Ilahi!.. Affet...

kaynak: ilkadim dergisi
 

M DENIZ

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
14 Eyl 2006
Mesajlar
1,228
Tepki puanı
0
Puanları
0
Yaş
47
Konum
ankara
selamun aleyküm kardeşim çok güzel ibretlik bi hikaye gerçekten. insanın aklından hiç çıkarmaması gerekir. herzaman kendini hazır hissetmesi lazım ölüm için. tabiki bunun içinde iman lazım. boş gitmek olmaz. anlatılan gibi garson bile yemekten sonra hesap istiyo. rabbim bütün güzellikleri vermiş bize ve dünyaya gönderiliş maksadımızda ibadet etmek ve karşılığını almak bu kadar basit bişeyi o kadar çok büyütüyoruzki gözümüzde. sabah 8 den akşam 8 lere kadar bir fiil bir iş yerinde çalışıyoruz. karşılığında başımızı sokacak bi ev için karnımızı doyurmak için birkaç lokma varsa çocuklarımızın geleceği için. yani hepsi bu dünya için. ama rabbim sadece en fazla belki toplamı 1 saat tutabilecek namaz kılmayı istiyo bizden ve bütün güzelliklerin bir yerde ve sınırsız olan herşeyin olduğu yer için cennet için. ama malisef dünyadaki sınırlı güzelliklere aldanıp. sonsuz güzelliklerden kendimizi çekiyoruz. ve rabbimizin bize sunduğu bu büyük lütfu haddimiz olmayarak geri çeviriyoruz. yazıkkkkk. rabbim bizleri kendine layık olan imanlı kullarından eylesin inşallah. ALLAH'a (c.c)emanet ol kardeşim. selamun aleyküm
 

erhunakarsu

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
15 Ağu 2007
Mesajlar
190
Tepki puanı
0
Puanları
0
Yaş
35
ALLAH(C.C) razı olsun selametle..
çok güzel bir paylaşım oldu.
ALLAH(C.C)“La ilahe illallah Muhammedürresullah” lafzini tam manasiyla anlayıp yaşayan kullarından eylesin dua ile..
 

cennet_agaci

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
29 Kas 2006
Mesajlar
2,468
Tepki puanı
0
Puanları
0
Yaş
37
Konum
iStAnBuLL
selamun aleyküm kardeşim çok güzel ibretlik bi hikaye gerçekten. insanın aklından hiç çıkarmaması gerekir. herzaman kendini hazır hissetmesi lazım ölüm için. tabiki bunun içinde iman lazım. boş gitmek olmaz. anlatılan gibi garson bile yemekten sonra hesap istiyo. rabbim bütün güzellikleri vermiş bize ve dünyaya gönderiliş maksadımızda ibadet etmek ve karşılığını almak bu kadar basit bişeyi o kadar çok büyütüyoruzki gözümüzde. sabah 8 den akşam 8 lere kadar bir fiil bir iş yerinde çalışıyoruz. karşılığında başımızı sokacak bi ev için karnımızı doyurmak için birkaç lokma varsa çocuklarımızın geleceği için. yani hepsi bu dünya için. ama rabbim sadece en fazla belki toplamı 1 saat tutabilecek namaz kılmayı istiyo bizden ve bütün güzelliklerin bir yerde ve sınırsız olan herşeyin olduğu yer için cennet için. ama malisef dünyadaki sınırlı güzelliklere aldanıp. sonsuz güzelliklerden kendimizi çekiyoruz. ve rabbimizin bize sunduğu bu büyük lütfu haddimiz olmayarak geri çeviriyoruz. yazıkkkkk. rabbim bizleri kendine layık olan imanlı kullarından eylesin inşallah. ALLAH'a (c.c)emanet ol kardeşim. selamun aleyküm


a.s abicim yazdıklarında çok haklıısn ....duana AMİN diyorum sende a.e.o abim selam ve dua ile hayırlı günler inşş:):)
 

CEVDET-71

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
1 Nis 2007
Mesajlar
60
Tepki puanı
5
Puanları
0
Yaş
61
selamün aleyküm kardeşim eline gönlüne sağlık rabbime emanetsin kendine iyi bak:H
 

RECEB-I KAMER

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
11 Nis 2007
Mesajlar
3,767
Tepki puanı
72
Puanları
48
Yaş
38
Konum
vakt-i seher
selamun aleyküm Allah(c.c.)razı olsun elinize,emeğinize sağlık olsun inşaAllah..gerçekten çok güzel bir paylaşımdı..okurken bir an bende çıktım bu yolculuğa ya da uykuya daldım mı deyim..hoş hepimiz bir uykudayız ama böyle hayırlı ve istifadeli bir uyku değil malesef bizimkisi..etrafımızda gerçekleşen ölümleri sadece hüzünle karşılıyor,üzülüyoruz..böyle değil bunun da ötesinde yaklaşmalı,kabre gireceğimizi düşünmeli ve ona göre hareket etmeliyiz..ama çoğu zaman nefis hileleri ile uyutuyor bizleri..bu hakikatleri görmemize engel oluyor malesef..ne güzel değil mi her yeni gün,her an,her nefes bizlere yeni bir fırsat değil mi..illaki iş işten mi geçmeli gerçeklerin farkına varmak için..öyle malesef hani insanız ya..hani unutmak kökünden geliyoruz ya kelime itibariyle..aynen öyle işte illaki iş işten geçecek,ya da çok geç kalacağız ki aklımız başımıza gelsin..ne demeli Rabbim musibete düşmeden uyanan kullarından eylesin bizleri inşaAllah..kelime-i tevhidi tam manasıyla anlamayı ve yaşamayı nasib etsin bizlere..AMİN AMİN AMİN..Allaha(c.c.)emanet olunuz,hayırlı geceler,selamun aleyküm..
 

cennet_agaci

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
29 Kas 2006
Mesajlar
2,468
Tepki puanı
0
Puanları
0
Yaş
37
Konum
iStAnBuLL
selamun aleyküm Allah(c.c.)razı olsun elinize,emeğinize sağlık olsun inşaAllah..gerçekten çok güzel bir paylaşımdı..okurken bir an bende çıktım bu yolculuğa ya da uykuya daldım mı deyim..hoş hepimiz bir uykudayız ama böyle hayırlı ve istifadeli bir uyku değil malesef bizimkisi..etrafımızda gerçekleşen ölümleri sadece hüzünle karşılıyor,üzülüyoruz..böyle değil bunun da ötesinde yaklaşmalı,kabre gireceğimizi düşünmeli ve ona göre hareket etmeliyiz..ama çoğu zaman nefis hileleri ile uyutuyor bizleri..bu hakikatleri görmemize engel oluyor malesef..ne güzel değil mi her yeni gün,her an,her nefes bizlere yeni bir fırsat değil mi..illaki iş işten mi geçmeli gerçeklerin farkına varmak için..öyle malesef hani insanız ya..hani unutmak kökünden geliyoruz ya kelime itibariyle..aynen öyle işte illaki iş işten geçecek,ya da çok geç kalacağız ki aklımız başımıza gelsin..ne demeli Rabbim musibete düşmeden uyanan kullarından eylesin bizleri inşaAllah..kelime-i tevhidi tam manasıyla anlamayı ve yaşamayı nasib etsin bizlere..AMİN AMİN AMİN..Allaha(c.c.)emanet olunuz,hayırlı geceler,selamun aleyküm..

a.s recep kardeşim malesef dediğin gibi birşeyleri kaybedince değeri anlaşılıyor...bu bızım dogamızda var...Rabbim cümlemize hidayet versın inş sende Allaha emanet ol dua ile :)
 

hasbihall

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
2 Eyl 2007
Mesajlar
42
Tepki puanı
0
Puanları
0
Selam Aleyküm
Bütün anlatımlarınızdan dolayı Rabbim razı olsun. Allah (c.c) İnşaALLAH sebeblenmesi nasip etsin..selametle
 

nakşibendi

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
12 Mar 2006
Mesajlar
1,946
Tepki puanı
0
Puanları
0
Rüyasinda bile cehenneme tahammül edememisken nasil olur da yasadigi hayati cennete gidebilmek için harcamazdi... Ilahi! Bizi af ve magfiret eyle. Rahmeti ve magfiretini üzerimizden eksik etme....

Amin amin amin.Bir de sunu unutmamalıdır ki kardeşlerim.Amaç cennete gitmeyi istemeden önce cehennemden azad olunmayı istemektir.Paylaşımın için sağol güzellikleri anımsatan mübarek.Duayla kalınız.
 

cennet_agaci

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
29 Kas 2006
Mesajlar
2,468
Tepki puanı
0
Puanları
0
Yaş
37
Konum
iStAnBuLL
Rüyasinda bile cehenneme tahammül edememisken nasil olur da yasadigi hayati cennete gidebilmek için harcamazdi... Ilahi! Bizi af ve magfiret eyle. Rahmeti ve magfiretini üzerimizden eksik etme....

Amin amin amin.Bir de sunu unutmamalıdır ki kardeşlerim.Amaç cennete gitmeyi istemeden önce cehennemden azad olunmayı istemektir.Paylaşımın için sağol güzellikleri anımsatan mübarek.Duayla kalınız.

s.a AMİN İNŞŞ herşey için çok t.ederim buaralar yazdıklarınıızı takip eder oldum çok güzel önemli bilinmesi gerekn konulara değiniyorsunuz sayenızde bilmediğim şeyleri öğrenir bildiklerimide hatırlar oldum Rabbim sevabını yazsın inş dualrımdasınızda Allah razı olsun B)B)B)
 

nakşibendi

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
12 Mar 2006
Mesajlar
1,946
Tepki puanı
0
Puanları
0
s.a AMİN İNŞŞ herşey için çok t.ederim buaralar yazdıklarınıızı takip eder oldum çok güzel önemli bilinmesi gerekn konulara değiniyorsunuz sayenızde bilmediğim şeyleri öğrenir bildiklerimide hatırlar oldum Rabbim sevabını yazsın inş dualrımdasınızda Allah razı olsun B)B)B)

Benim gibi aciz bir kula dua edildiğini bilmek ne mutlu.."sabır ve dua ile istiane (yardım isteğin) de bulununuz…" (Bakara/163)“Allah’a korku ve ümitle dua ediniz.” (A’raf, 56)Rabb'im C.C. ettiğiniz dualarınızı kabul görür inşaAllah.Arşivim de bulunun konuların sadece bir kısmını yolluyorum..Zayi olacak korkusu ile.Umulur ki bir nasihat bin musibetten iyidir.
Rahman ve Rahim Allah'ın adıyla...

1. Yaratan Rabbinin adıyla oku/çağır!

2. İnsanı, embriyodan/ilişip yapışan bir sudan/sevgi ve ilgiden/husûmetten yarattı.

3. Oku! Rabbin Ekrem'dir/en büyük cömertliğin sahibidir.

4. O'dur kalemle öğreten!

5. İnsana bilmediğini öğretti.

6. İş, sanıldığı gibi değil! İnsan gerçekten azar:

7. Kendisini her türlü ihtiyacın üstünde görmüştür.

8. Oysaki, dönüş yalnız Rabbinedir!

9. Gördün mü o yasaklayanı,

10. Bir kulu namaz kılarken.

11. Gördün mü! Ya o iyilik ve doğruluk üzere ise?!

12. Ya o, takvayı emrediyorsa!

13. Gördün mü! Ya şu yalanlamış, sırt dönmüşse!

14. Bilmedi mi ki Allah gerçekten görür!

15. İş, sandığı gibi değil! Eğer vazgeçmezse yemin olsun, o alnı mutlaka tutup sürteceğiz!

16. O yalancı, o günahkâr alnı.

17. Hadi çağırsın derneğini/kurultayını!

18. Biz de çağıracağız zebanileri!

19. Sakın, sakın! Ona boyun eğme; secde et ve yaklaş!
..............................................................................................................
Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Dinde fakih (bilgili) olan kimse ne iyi kimsedir! Kendisine muhtaç olununca faydalı olur. Kendisine ihtiyaç olmayınca ilmini artırır." Duayla kalınız.
 

nakşibendi

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
12 Mar 2006
Mesajlar
1,946
Tepki puanı
0
Puanları
0
Ebu'd-Derda radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın şöyle dediğini işittim: "Kim bir ilim öğrenmek için bir yola sülûk ederse Allah onu cennete giden yollardan birine dahil etmiş demektir. Melekler, ilim talibinden memnun olarak kanatlarını (üzerlerine) koyarlar. Semavat ve yerde olanlar ve hatta denizdeki balıklar âlim için istiğfar ederler. Âlimin âbid üzerindeki üstünlüğü dolunaylı gecede kamerin diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir. Âlimler peygamberlerin vârisleridir. Peygamberler, ne dinar ne dirhem miras bırakırlar, ama ilim miras bırakırlar. Kim de ilim elde ederse, bol bir nasib elde etmiştir."

Humeyd İbnu Abdirrahman anlatıyor: "Hz. Muaviye radıyallahu anh'ı işittim, demişti ki: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın şöyle söylediğini işittim: "Allah kimin için hayır murad ederse onu dinde fakih kılar."

Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Hikmetli söz mü'minin yitiğidir. Onu nerede bulursa, onu hemen almaya ehaktır."
 

Bu konuyu görüntüleyen kişiler

Üst Alt