Neler Yeni

Hoşgeldiniz İslami Forum Sayfası

Tüm özelliklerimize erişmek için şimdi bize katılın. Kaydolduktan ve oturum açtıktan sonra, konular oluşturabilir, mevcut konulara yanıtlar gönderebilir, diğer üyelerinize itibar kazandırabilir, kendi özel mesajınızı edinebilir ve çok daha fazlasını yapabilirsiniz. Ayrıca hızlı ve tamamen ücretsizdir, peki ne bekliyorsunuz?
Blue
Red
Green
Orange
Voilet
Slate
Dark

Şeytanın Hileleri... (1 Kullanıcı)

mürmüdük

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
7 Tem 2009
Mesajlar
6,973
Tepki puanı
1
Puanları
0
Yaş
51
Web Sitesi
anadoluhaber.blogcu.com
ANİMASYON’DAN MASALLAR
Gülçin Şenel

Animasyon, çizgi veya üç boyutlu bilgisayar tekniği ile yapılan filmlere verilen isim. Bu filmlerin genel izleyici kitlesi ise çocuklar. Şöyle de söyleyebiliriz; animasyon filmler günümüzün çocuk masallarıdır. Çünkü artık çocuklar masal “dinlemiyorlar”, masalı “seyrediyorlar”. Doğdukları ândan itibaren, o büyülü ekranla muhatab oluyorlar. Uzmanlar “çocuklarınıza 0-3 yaş arasında televizyon izletmeyin, zihin ve dil gelişimlerine zararlıdır” diyedursun, çocuk televizyonları bir kenara, bebekler için televizyon kanalları açılıyor. Tehlikesi şurada ki, çocukların okuma-yazma öğrenmeye geçiş yapabilmesi için, dilini doğru bir şekilde öğrenebilmesi, sözlü (şifahî) anlaşma ve konuşma sürecini yaşaması gerekiyor. Barry Sanders “Öküzün A’sı” isimli kitabında şöyle diyor:
“Tarihî örnekler bize, kültürlerin önce bir sözellik (şifahîlik) aşamasından geçtiklerini, eğer gireceklerse, daha sonra okuryazarlık aşamasına girdiklerini gösteriyor. Tüm çocuklar da bu hikayeyi yaşar. Daha doğrusu yakın geçmişe kadar yaşardı. Artık ülkemizdeki çocukların gittikçe azalan bir bölümü sözelliği yaşayabiliyor ve bu da hayatları için son derece korkunç sonuçlara yol açıyor. Ülke çapında (ABD) liseyi terk eden öğrencilerin oranı yaklaşık yüzde kırk ve bu oran büyük kent merkezlerindeki liselerde daha da yüksek. (…) Artık çocukların büyük bir çoğunluğu insan sesini televizyon, sinema, plaklar ve radyo aracılığıyla işitiyor. Bu harika elektronik aletlerin büyüsü sayesinde son iki kuşak gerçek yaşantıların yerine elektronik sinyalleri tercih eder oldu.” (1)
Eskiden evlerimizin başköşesinde oturan babaanne, anneanne ve dedelerimizin yerine koyduğumuz televizyon, şimdi oturmuş çocuklarımıza animasyondan masallar anlatmaktadır. Üstelik bu animasyon masallar zannedildiği kadar masum da değil. Hollywood yapımı pek çok animasyon filmde ideolojik, dinî ve kültürel yönlendirmeler söz konusudur. Yağmur Dergisi’ndeki bir makalede yazar şöyle diyor:
“Harold Schiffman, animasyon filmlerin gözden kaçırılmaması gereken diğer bir yanını tespit etmiştir. Schiffman'a göre bazı animasyonlarda kullanılan aksanlar belli bir tesir uyandırmak kastıyla gerçek hayata göre abartılmaktadır. Yani çizgi filmdeki karakterlerin aksanlı konuşmalarının sebebi yabancı kökenli olmaları değildir. Tam aksine, dil varyasyonları söz konusu tiplemenin iyilerden mi yoksa kötülerden mi olduğunu belirtme, yani zihinlerde peşin hüküm inşa etme adına sûiistimâl edilmektedir. Bu fikri destekleyecek müşahhas misaller verebiliriz. Mesela masalsı bir Arab ülkesinde geçen Alaaddin çizgi filminde etnik stereotipler (peşin fikir kalıbları) çok bârizdir. Film boyunca gördüğümüz kötü adamların sakallı, esmer ve sinir bozucu kahkahalar atan tiplemeler olmalarının yanı sıra hepsi de ağır bir Arab aksanıyla konuşmaktadır. Öte yandan sempatik kahramanlar Alaaddin ve Jasmine açık tenli ve güzel olup, daha da ilginci, konuşmaları aynı Amerikalı gibidir. Bu durumu fark eden Güney Koyu İslâmi Birliği eski sözcüsü Yousef Salem [Yusuf Sâlim] bu filmi Arablara karşı ayrımcılık yapmakla suçlamıştır: "Çizgi filmdeki bütün kötü adamlar sakallı, kocaman burunlu, kötü bakışlı, bariz aksanlı ve eli kılıçlı. Alaaddin’in ise öyle kocaman değil, küçük bir burnu var. Yabancı aksanı hiç yok. Onu sempatik kılan ise Amerikalı havası verilmiş olması. (...) Arab olduğundan utandığını söyleyen bir kızım var ve bunun sebebi hep böyle şeyler." Lippi-Green'e göre bu gibi tasvirler, çocuklara insanları konuştukları aksanın temsil ettiği ırk, etnik köken ve anavatana göre değer biçmeyi' öğretir. Seçilen aksanlar ise, kesinlikle tesadüfî değildir.” (2)
Televizyonun yıkıcı etkisinden, Batı menşeli filmlerden çocuklarımızı korumamız ne kadar mümkündür? Kendi din, dil ve kültürümüze uygun filmler çekmek bir çözüm müdür? Yaşadığımız çevreden kendimizi tecrid etmek, mecburen sürdürdüğümüz “hayat tarzı”nı göz önüne aldığımızda pek mümkün gözükmüyor.
Eğer çocuklarımıza okuma-yazma öğrenene kadar televizyon izletmeyeceksek, biz yetişkinlerin de televizyon izlememesi gerekecektir. Kaçımızda böyle bir irade var? Birinci çıkmaz yol!
Haydi, okuma-yazma öğrenene kadar çocuğu bir şekilde ekrandan uzak tuttuk. Daha sonra, çocuklarımıza seyrettireceğimiz filmleri itina ile seçeceğiz. Ancak çocuk çevresinden, okuldan, sokaktan duyup gördüğü şeylere ilgi gösterecek, kendi seçimlerini yapmak isteyecektir. Kim ve ne derece engelleyebilir bunu? İkinci çıkmaz yol!
Öyleyse okul çocuklarını televizyondan uzak tutmak için başka şeylere ilgisini çekmemiz gerekecektir. İlk çözüm olarak öne sürülen kitab okumayı teşvik etmek de zannedildiği kadar kolay değildir. Şayet evde kitab okunmuyorsa, çocuk da kitaba ilgi göstermeyecektir. Bu durumda, yetişkinlerin çocukların göreceği yerlerde kitab okumaları gerekli olmaktadır. Fakat “hakikaten” okumalıdırlar, çünkü çocuklar sahteliği hemen anlarlar. Kitab “okumama” rekorlarının kırıldığı bir memlekette yaşadığımız hatırlanırsa: üçüncü çıkmaz yol!
Yaşadığımız “hayat tarzı”nı değiştirmeden, yani insanca-müslümanca yaşamanın asgarî şartlarını oluşturmadan, çocuklarımızı insanca-müslümanca yetiştirmemiz de pek mümkün gözükmüyor.
Velhasıl, ya bu deveyi güdeceğiz, ya bu deveyi keseceğiz!

1) Barry Sanders, Öküz’ün A’sı, Ayrıntı Yay., s. 43-44
2) Hollywood’un Seslendirme İdeolojisi, Safiye Ünal, Yağmur Dergisi

Baran Dergisi, 10 Nisan 2009
 

Bu konuyu görüntüleyen kişiler

Üst Alt