Neler Yeni

Hoşgeldiniz İslami Forum Sayfası

Tüm özelliklerimize erişmek için şimdi bize katılın. Kaydolduktan ve oturum açtıktan sonra, konular oluşturabilir, mevcut konulara yanıtlar gönderebilir, diğer üyelerinize itibar kazandırabilir, kendi özel mesajınızı edinebilir ve çok daha fazlasını yapabilirsiniz. Ayrıca hızlı ve tamamen ücretsizdir, peki ne bekliyorsunuz?
Blue
Red
Green
Orange
Voilet
Slate
Dark

Münafığa En Ağır Gelen Namaz (1 Kullanıcı)

smyyes

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
2 Eyl 2009
Mesajlar
3,791
Tepki puanı
5
Puanları
0
Yaş
30


Kıymeti bilinmediği için çeşitli bahanelerle terk edilen Peygamberimiz'in (sav.) "Dünya ve içindekilerden hayırlıdır." dediği sabah namazı en çok kazaya kalan namazdır. Beş vakit namazını düzenli kılsa bile pek çok müslüman, gece uykusundan uyanamama veya sabahın erken saatlerinde havanın soğuk olması gibi çeşitli bahanelerle sabah namazlarını kazaya bırakabiliyor. Oysa sabah namazı günün ilk imtihanı, ilk ibadetidir. Sabah namazını kılarak güne Allah'ın garantisinde başlayan bir mümin, ertesi güne kadar karşılaşacağı mücadele ve tehlikelerde büyük bir güven ve güç sahibi olur.

Müslüman, Allah’ın indinde sabah namazının değerinin büyüklüğünü bilmelidir. Peygamber (s.a.v.) buyuruyor ki:

Ebu Musa (r.a)’dan, Resulullah s.a.v buyurdular ki; “Kim sabah ve ikindi namazını kılarsa Cennete girer.”
(Sahih-i Buhari, Namaz)


Ebu Hureyre (r.a) Resulullah sav.’i “Cemaatle kılınan namaz birinizin tek başına kıldığı namaza göre yirmi beş kat daha üstündür. Sabah namazında gece melekleri de gündüz melekleri de toplanır.” diye buyururken işittim demiştir. Sonra Ebu Hureyre (r.a)
“Dilerseniz <…sabah vakti de namaz kıl, çünkü sabah vakti de şahitlidir…> (İsra.78) ayetini buna delil olarak okuyunuz.” derdi.
(Sahih-i Buhari, Ezan)

“Aişe r.a şöyle dedi : Resulullah s.a.v buyurdular ki : Sabah namazının iki rekat sünneti dünyadan ve onun içerisindeki her şeyden daha hayırlıdır. “
(Sahih-i Müslim : 2.c.725.N)

“Aişe r.a şöyle dedi : Resulullah s.a.v. nafilelerden hiçbir namaz hakkında sabah namazının farzından evvelki iki rekat sünnet derecesinde şiddetle muhafazakar değildi. “
(Sahih-i Müslim : 2.c.724/94.N)

“Kim sabah namazını cemaatle kılarsa, bütün gece namaz kılmış gibidir.”
(Sahih-i Müslim, s. 454, h. No: 656, Tirmizi 221)

Ebu Hureyre ra.’dan, Rasulüllah sav. “Eğer insanlar ezan okumadaki ve birinci saftaki sevapları bilselerdi bunu elde etmek için sonunda kur’a çekmekten başka bir yol bulmasalar, kesinlikle kur’a çekerlerdi. Eğer namazı önce kılmadaki sevabı bilselerdi mutlaka bunun için yarış yaparlardı. Eğer yatsı ve sabah namazındaki sevabı bilselardi bu ikisine emekleyerek de olsa gelirlerdi.” buyurmuştur.
(Sahih-i Buhari, Namaz)


“Kim sabah namazını kılarsa o, Allah’ın himayesindedir.”
(En-Nihaye 21/168)

“Sizi gece ve gündüz ardarda daima takip eden melekler vardır. Sabah ve ikindi namazında toplanıyorlar (karşılaşıyorlar). Sizinle geceleyenler gök’e yükseliyorlar. Allahû Teâlâ, onlardan daha iyi bildiği halde, onlara "kullarımı ne hal üzerine terkettiniz? "diye sorar. Diyorlar ki: Onlar biz terkederken namaz kılıyorlardı ve onlara gittiğimizde de namaz kılıyorlardı.”
(Buhari Feth-ul Bari, 2/33)

“Allah’ın indinde en faziletli namaz cuma gününün cemaatle kılınan sabah namazıdır.”
(Ebu Naim El-Hilye 7/207, Es-Silsilet-ü Sahiha (1566))

Müslüman, sabah namazını kaçırmanın tehlikesini bilmesi lazım. Aşağıda ki hadis bu tehlikeyi beyan ediyor:

“Münafıka en ağır gelen namaz; yatsı ve sabah namazlarıdır. Eğer bilseydi o iki namazda ne var? Sürünerek dahi olsa onun ikisine gelirdi.”
(Müsned İmam Ahmed 52/424; Sahih-ul Cami’, 133)


İbn-i Ömer (r.a.)’dan rivayet edilen sahih hadiste “Yatsı ve sabah namazında (camide) göremediğimiz adam hakkında iyi düşünmezdik, kötü zanda bulunurduk." (Tabarani El-Muam El-Kebir (12/271))

Kötü zanda bulunmak sadece bu iki namaza gelmeyen hakkında idi. Çünkü bu iki namazı muhafaza etmek kişinin imanının ve sıdkının (sadık olmasının) ölçüsüydü. Bu ölçüde onun ihlasını ölçüyordu. Çünkü bu iki namazın dışındakiler (öğle - ikindi - akşam) kişi işi icabı ya da uyanık olduğundan bir problem yoktu. Sabah ve yatsı namazını kimse muhafaza etmeye güç yetirmez ancak kararlı ve sadık olan ki, onun için de hayır umulur.

Yine, sabah namazını kaçırmanın tehlikesine işaret eden hadislerden Peygamber (s.a.v.)’ın şu kelamı:

“Kim sabah namazını eda ederse o, Allah’ın himayesindedir. Allahû Teâlâ zimmetinden dolayı sizden birşey talep etmez. Kim onun himayesinden çıkmak isterse, ona yetişir sonra onu yüzüstü cehennem ateşine atar.”
(Muslim, s. 454)
Namazını terk ettiğinde, şevkle kalbini tutuşturmaya kefildir. Birinci kısım, sabah namazındaki sevabı almak için yarışmaya iter onu. İkinci kısım ise: Nasihat etmek ve azarlamak içindir. Nefsin günahta kalıp ona ihanette bulunmasından meneder.

Bu problemi tedavi etmede müslüman için birçok adım vardır. Eğer bu adımları takip ederse daha çok itina gösterip düzenli bir şekilde sabah namazını Allah’ın izni ile eda edebilir.

Ömer b. Hattâb şöyle diyor: “Rasûlullah (s.a.v.) sabah namazından sonra güneş doğuncaya kadar, yine ikindi namazından sonra güneş batıncaya kadar namaz kılmaktan bizi yasaklardı.”
(Buhârî, Mevâkît: 31; Nesâî, Mevâkît: 35)

Yani sabah güneş doğuncaya kadar ve akşam güneş batıncaya kadar namaz kılmayı hoş karşılamamışlardır. Fakat unutma ve uyku sebebiyle kaçırılan namazların kılınmasında bir sakınca yoktur.

Sünneti bile dünyadan hayırlı olan sabah namazını mutlaka güneş doğmadan önce kılmak gerekir. Sabah namazının vakti imsak vaktinde başlar, güneş doğunca biter. Güneş doğduktan sonra sabah namazının ancak kazası kılınır. Bazen her türlü tedbiri aldığınız halde, gözünüzü açtığınızda ortalığın aydınlandığını görür ve güneşin doğduğunu düşünürsünüz. Bu tür durumlarda karar vermeden önce hemen kalkıp saate ve takvime bakın. Belki birkaç dakika vardır ve bu arada tuvalet ihtiyacınızı gidermeden, abdestin sadece farzlarını yapıp namaz için vakit kazanabilirsiniz.

Uyanır uyanmaz kalkın, bazen, sabah namazı vaktinde uyandığınız halde "birkaç dakika daha yatakta kalayım, nasıl olsa vakit var" derken uyuyakalır ve gözünüzü açtığınızda vaktin çoktan geçtiğini fark edersiniz. Bu durumu bir kez yaşadıktan sonra çok büyük ızdırap duymalı ve ders alıp, bir daha nefsinize kesinlikle açık kapı bırakmadan yatağınızdan ok gibi fırlamanız gerekiyor. Yoksa bu durumlar tekrarlandıkça sabah namazı konusunda duyarlılığınızı kaybedebilirsiniz. Sakın nefsinizi namazı kaçırmaya alıştırmayın.

Uyanır uyanmaz Allahû Teâlâ’yı zikredin. Bazı insanlar uyanıp sonra bir daha uyurlar. Ama Allahû Teâlâ’yı ilk uyandığında zikir etmeye davranırsa, şeytanın düğümlerinden birini çözmüş olur. Bu onu kalkmaya iter. Abdestini aldığında azmini tamamlamış olup, şeytandan uzaklaşmış olur. Namaz kıldığında ise şeytanı utandırmış terazisi ağır basmış olur.

Sabah namazına kalkmakta azimli olmak ve bu niyetinde sadık olarak uyumak gerekir. Saat zilinin çalmamasını temenni ederek, kimsenin onu uyandırmamasını ümit ederek uyuyan kişi, bu bozuk (fasid) niyetiyle sabah namazına kalkamaz. Bu bozuk kalp ve gizli niyetinde olduğu müddetçe sabah namazına kalkmayı başaramayacaktır.

Namaza kalkmak için başkalarından yardım istenmelidir. Bu hususlarda birbirine tavsiyede bulunmalı, aile fertlerinden yardım istenmelidir. Şüphesiz ki, bu durum Allahû Teâlâ’nın şu sözünün kapsamına dahil olmaktır:

“İyilik ve takvada karşılıklı yardımlaşın.” (Maide: 5/2)

Misal olarak: Müslüman, kendisini sabah namazına uyandırması için hanımına tavsiyede bulunabilir. Bu hususta; ne kadar yorgun ve bitkin olursa olsun, hanımı zor kullanabilmelidir.

Gece namazına (teheccüde) kalkmak isteyen adamı öven bir hadisi şerifte,
“Zevcesini (eşini) uyandırır eğer reddederse yüzüne su serper, gece kalkan kadının övgüsünde ise; kocasını uyandırır, reddederse kocasının yüzüne su serper. (Müsned-İmam Ahmed (2/250) Sahih-ül Cami’ (3494))
Yüze su serperek uyandırma şer’î bir vesiledir. Tabiî ki bu eşlerin karşılıklı anlayışıyla gerçekleşebilir.
Allah’a itaat etmek için.
“Aileni namazla emret ve onda sebat kıl.” (Tâhâ: 20/132)

Uyurken Peygamber (s.a.v.) in uyuduğu şekilde uyumak. Öyle ki sağ tarafına, sağ yanağını, sağ elinin içine koyar öyle uyurdu. (Müsned İmam
Ahmed (5/298) Sahih-ül Cami (4752)) bu şekil uyuma, uyanmayı kolaylaştırır.
En hayırlı hal Peygamber (s.a.v.) halidir.

Kul, sabah namazını eda etmekte Allah’ın onu muvaffak kılması için dua etmeli. Çünkü dua, herşeyde muvaffak (başarılı olmak için) en yüce ve en büyük sebeptir.

Son olarak; Allah için ihlaslı olmak. Allah için ihlaslı olmak en hayırlı sebeptir, müslümanın namaza uyanabilmesi için, bu bütün sebep ve vesilelerin en başında gelir. Eğer vicdanı uyandıran kalbi tutuşturan ihlas varsa bu inşallah onun sabah namazına uyanması için kefildir. Sabah namazından dakikalar önce uyumuş olsa bile...



Rasulullah (sav.) şöyle buyurmuştur;
“Kendisine dikkat edene namaz, kıyamet gününde nur, delil ve kurtuluş vesilesi olur. Kim namaza dikkat etmezse, onun için ne bir nur, ne bir delil, ne de kurtuluş vardır. O kimse, kıyamet günü, Karun, Firavun, ve Ubeyy b. Halef’le birliktedir.”
(Sahihtir, İmam Ahmed)
 

smyyes

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
2 Eyl 2009
Mesajlar
3,791
Tepki puanı
5
Puanları
0
Yaş
30
Paylaşım için ALLAH(c.c)'u teala razı olsun
amin cümlemizden.

Müslüman, sabah namazını kaçırmanın tehlikesini bilmesi lazım. Aşağıda ki hadis bu tehlikeyi beyan ediyor:

“Münafıka en ağır gelen namaz; yatsı ve sabah namazlarıdır. Eğer bilseydi o iki namazda ne var? Sürünerek dahi olsa onun ikisine gelirdi.”
(Müsned İmam Ahmed 52/424; Sahih-ul Cami’, 133)
 

Hatice-tül Kübra

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
4 Eyl 2006
Mesajlar
7,329
Tepki puanı
9
Puanları
0
Yaş
34
Konum
.........
[h=2]Münafık Karakteri[/h]Münafık kelimesi, karışıklık, bozgunculuk çıkaran anlamına gelir. Münafıklar, mümin olmadıkları halde mümin taklidi yaparak, onların içinde barınmaya çalışan, menfaatçi yapıya sahip, ikiyüzlü insanlardır. Münafıklar çeşit çeşittir. Kimi sadece maddi menfaat için müminlerin içindedir, kimi müminlere hırsından dolayı onlara zarar vermek için aralarına girer, kimi de iman eder ancak daha sonra niyetlerini bozar ve inkara saparlar. Ancak hepsinin ortak bir özelliği vardır, o da müminlere düşman olmaları ve bu yönde çaba sarf etmeleridir. Allah'a and içiyorlar ki (o inkar sözünü) söylemediler. Oysa and olsun, onlar inkar sözünü söylemişlerdir ve İslamlıklarından sonra inkara sapmışlardır ve erişemedikleri birşeye yeltenmişlerdir... (Tevbe Suresi -74)

Münafıklar, müminlerin arasında yaşadıkları sürece, onlar gibi davranarak, kendilerini gizlemeye çalışırlar. Müminlerin başına bir sıkıntı ve zorluk geldiğinde ya da menfaatleri çatıştığında ise gerçek yüzleri ortaya çıkar. İman edenlerin yanından ayrılırken veya ayrıldıktan sonra onlara zarar vermeye ve müminlerin arasındaki birliği bozmaya çalışırlar.

Münafıklar, karakter olarak şeytanla birebir aynı özellikleri taşırlar. Şeytan gibi, Allah’ın varlığını bilir ve kabul ederler. Ancak Allah’tan korkmak yerine, Allah’ın kalplerinde gizledikleri hainliği açığa çıkaracak bir sureyi indirmesinden korkarlar. Münafıklar, kalplerinde olanı kendilerine haber verecek bir surenin aleyhlerinde indirilmesinden çekiniyorlar. De ki: "Alay edin. Şüphesiz, Allah kaçınmakta olduklarınızı açığa çıkarandır." (Tevbe Suresi -64)

Allah’a ve elçisine inandıklarını söyler, ancak itaat etmezler. Bunu yaparken de kendilerinin doğru olduğunu zannederek tevil yoluna giderler. Ama atladıkları bir konu vardır ki “Sözü açığa vursan da, (gizlesen de birdir). Çünkü şüphesiz O, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilmektedir. (Taha Suresi - 7)” Münafıklar sana geldikleri zaman: "Biz gerçekten şehadet ederiz ki, sen kesin olarak Allah'ın elçisisin" dediler… (Münafikun Suresi - 1) ... Onlara: "Gelin, Allah'ın yolunda savaşın ya da savunma yapın" denildiğinde, "Biz savaşmayı bilseydik elbette sizi izlerdik" dediler. O gün onlar, imandan çok küfre daha yakındılar. Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı. Allah, onların gizli tuttuklarını daha iyi bilir. (Al-i İmran Suresi - 167)

İkiyüzlü oldukları için, elçi ve Kuran’a davet edildiklerinde var güçleriyle kaçarlar. Onlara: "Allah'ın indirdiğine ve elçiye gelin" denildiğinde, o münafıkların senden kaçabildiklerince kaçtıklarını görürsün. (Nisa Suresi - 61)

Kalplerinde hastalık bulunan münafıklar, müminlerin içinde yaşadıkları sürece kendilerini çeşitli şekillerde gizlemeye çalışırlar. Ancak Allah Kuran’da, müminlerin münafıkları tanımaları ve tedbirli olmaları için, onların bütün özelliklerini ortaya çıkarmıştır. Bu da Rabbimizin münafıklara kurduğu mükemmel bir tuzaktır. Örneğin müminler namazı, Allah ile buluşma vakti olarak değerlendirdikleri için bu randevuya sevinç içinde kalkarlar. Oysa münafıklar, bütün ibadetlerde olduğu gibi, namazı da Allah rızasını gözetmeden, yalnızca gösteriş olsun diye yaptıkları için isteksiz ve zoraki kalkarlar. Allah’ın anıldığı ortamlardan sıkılır ve Allah’ı çok az anarlar. Gerçek şu ki, münafıklar (sözde), Allah'ı aldatmaktadırlar. Oysa O, onları aldatandır. Namaza kalktıkları zaman, isteksizce kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar ve Allah'ı ancak çok az anarlar. (Nisa Suresi -142)

Zorluk anlarında tevekkül göstermezler. Müminleri de tevekkülsüzlüğe sürüklemek ve aralarındaki birliği bozmak isterler. İşte orada, iman edenler, sınanmış ve şiddetli bir sarsıntıyla sarsıntıya uğratılmışlardı. Hani, münafık olanlar ve kalplerinde hastalık bulunanlar: 'Allah ve Resulü, bize boş bir aldanıştan başka bir şey vadetmedi' diyorlardı. (Ahzab Suresi – 11,12)

Oysa müminler, zorluk anlarında münafıkların gösterdiği zaafın aksine, daha güçlü ve tevekküllü olurlar. Müminler (düşman) birliklerini gördükleri zaman ise (korkuya kapılmadan) dediler ki: 'Bu, Allah'ın ve Resûlü'nün bize vadettiği şeydir; Allah ve Resûlü doğru söylemiştir.' Ve (bu,) yalnızca onların imanlarını ve teslimiyetlerini arttırdı. (Ahzap Suresi -22)

Münafıkların en önemli özelliklerinden biri, fitneci bir karaktere sahip olmalarıdır. Bu yönleriyle müminlere sürekli rahatsızlık vermek ve müminlerin arasındaki tesanütü bozmak isterler. Kendilerine: 'Yeryüzünde fesat çıkarmayın' denildiğinde: 'Biz sadece ıslah edicileriz' derler. Bilin ki; gerçekten, asıl fesatçılar bunlardır, ama şuurunda değillerdir. (Bakara Suresi -11,12)

Kuran’da fitneci karaktere örnek olarak gösterilen, Hz. Musa’nın kavmindeki münafıkların başı olan Samiri, Hz. Musa’nın yokluğundan istifade ederek, kavmin içine fitne sokmuş ve birçok inananın sapmasına neden olmuştur. Dedi ki: "Biz senden sonra kavmini deneme (fitne)den geçirdik, Samiri onları şaşırtıp-saptırdı." (Taha Suresi - 85)

Münafıkların Kuran’da bildirilen diğer özellikleri ise, inkarcılara sevgi duymaları, güç ve onuru onların yanında aramalarıdır. Oysa Allah pek çok ayetinde müminleri, inkarcıları dost edinmekten men etmiştir. Oysa münafıklar müminleri bırakıp, kendileri ile aynı özelliklere sahip, Allah’a inanmayan, ahireti unutan ve çevrelerinde bulunan herkesin de böyle olması için çaba sarf eden inkarcıları dost edinirler. "Onlar müminleri bırakıp kafirleri dost edinirler..." (Nisa Suresi -139)


Doğal olarak insan, her zaman güçlü olanın yanında olmak ister. Allah tek güç sahibidir. Şeytan ve yandaşları ise zayıf ve güçsüzdür. Hepsi Allah’ın kontrolündedir. Güçlünün yanında olmak isteyen müminlerin tercihi imandır. Tek güç sahibi olan Allah’ın katında, aradıkları gücü ve onuru bulurlar. Ancak akıldan yoksun şeytan ve yandaşı olan münafıklar, sayıca daha kalabalık oldukları için, inkârcıların yakınında olmayı bir güç ve onur göstergesi zannederler. Allah’ın yarattığı insanlarda bu gücü arayarak, yine Rabbimizin kendilerine kurduğu tuzağın içine düşerler. Zira "Allah, kâfirlere mü'minlerin aleyhinde kesinlikle yol vermez" (Nisa Suresi -141) ve Allah, müminleri her zaman destekler ve galip kılar. "... izzet (güç, onur ve üstünlük) Allah'ın, O'nun Resulü'nün ve mü'minlerindir. Ancak münafıklar bilmiyorlar" (Münafikun Suresi - 8)


Münafıkların en önemli özelliklerinden biri de sözlerinde durmamaları, yalancı olmaları ve biri diğerini tutmayan sözleridir. ... Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı... (Al-i İmran Suresi -167)... Allah onların şüphesiz yalancı olduklarına şahitlik etmektedir. (Tevbe Suresi -107)

Müminler, iyiliği emredip kötülükten sakındırır ve ihtiyaçtan arta kalan mallarını Allah yolunda harcarlar. Münafıklar ise kötülüğü emredip iyilikten sakındırmak için çaba sarf ederler ve ellerini sımsıkı tutup isteksizce, sadece gösteriş olsun diye harcarlar. Münafık erkekler ve münafık kadınlar, bazısı bazısındandır; kötülüğü emrederler, iyilikten alıkoyarlar, ellerini sımsıkı tutarlar… (Tevbe Suresi - 67) Ve onlar, mallarını insanlara gösteriş olsun diye infak ederler, Allah'a ve ahiret gününe de inanmazlar… (Nisa Suresi -38)

Münafıklar hem fiziksel, hem de manevi yönden pistirler. “Gerçekten münafıklar, ateşin en alçak tabakasındadırlar...” (Nisa Suresi -145) ayetinde Rabbimizin haber verdiği gibi bu dünyada da cehennemin en dibinden tanıdıkları pis ve iğrenç ortamlarda yaşarlar ve kendileri de layığıyla temizlenmezler. Kalplerindeki pislik görüntülerine de yansır. Kalplerinde hastalık olanların ise, iğrençliklerine iğrençlik (murdarlık) ekleyip-arttırmış ve onlar kâfir kimseler olarak ölmüşlerdir. (Tevbe Suresi -125)


Şu ana kadar yaşayan bütün münafıklar, Kuran’da anlatılan münafıklarla aynı özellikleri göstermiştir. Allah'ın sünnetinde kesin olarak bir değişiklik bulamazsın. (Ahzab Suresi -62) ayeti gereği, bundan sonra yaşayacak münafıklar da aynı özellikleri göstereceklerdir.


...Makale Kaynağı: İbrahim Akın
 

Bu konuyu görüntüleyen kişiler

Üst Alt