Neler Yeni

Hoşgeldiniz İslami Forum Sayfası

Tüm özelliklerimize erişmek için şimdi bize katılın. Kaydolduktan ve oturum açtıktan sonra, konular oluşturabilir, mevcut konulara yanıtlar gönderebilir, diğer üyelerinize itibar kazandırabilir, kendi özel mesajınızı edinebilir ve çok daha fazlasını yapabilirsiniz. Ayrıca hızlı ve tamamen ücretsizdir, peki ne bekliyorsunuz?
Blue
Red
Green
Orange
Voilet
Slate
Dark

Mühlet-azgınlara süre tanınması (1 Kullanıcı)

Gülüşü Yaralı

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
6 Şub 2008
Mesajlar
5,741
Tepki puanı
3
Puanları
0
Yaş
37
Konum
ha bura :)
Web Sitesi
www.facebook.com
MÜHLET-AZGINLARA SÜRE TANINMASI



Gerçekte, ALLAH onlarla istihza (alay) eder de azgınlıklarında onlara fırsat verir, bu yüzden onlar bir müddet başıboş dolaşırlar. (2/15)


ALLAH sizi kasıtsız yeminlerinizden sorumlu tutmaz. Lâkin kasıtlı yaptığınız yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutar. ALLAH gafûrdur, halîmdir. (2/225)

(İddet beklemekte olan) kadınlarla evlenme hususundaki düşüncelerinizi üstü kapalı biçimde anlatmanızda veya onu içinizde gizli tutmanızda size günah yoktur. ALLAH bilir ki siz onları anacaksınız. Lâkin, meşru sözler söylemeniz müstesna, sakın onlara gizlice buluşma sözü vermeyin. Farz olan bekleme müddeti dolmadan, nikâh kıymaya kalkışmayın. Bilin ki ALLAH, gönlünüzdekileri bilir. Bu sebeple ALLAH'tan sakının. Şunu iyi bilin ki ALLAH gafûrdur, halîmdir. (2/235)


İnkâr edenler sanmasınlar ki, kendilerine mühlet vermemiz onlar için daha hayırlıdır. Onlara ancak günahlarını arttırmaları için fırsat veriyoruz. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır. (3/178)


Kendilerine yapılan uyarıları unuttuklarında, (indirmiş olduğumuz sıkıntı ve musibetleri kaldırıp) üzerlerine her şeyin kapılarını açtık. Nihayet kendilerine verilenler yüzünden şımardıkları zaman onları ansızın yakaladık, birdenbire onlar bütün ümitlerini yitirdiler. (6/44)

İblis: Bana, (insanların) tekrar dirilecekleri güne kadar mühlet ver, dedi. (7/14)

ALLAH: Haydi, sen mühlet verilenlerdensin, buyurdu. (7/15)


ALLAH'ın azabından emin mi oldular? Fakat ziyana uğrayan topluluktan başkası, ALLAH'ın (böyle) mühlet vermesinden emin olamaz. (7/99)


Âyetlerimizi yalanlayanları, hiç bilmeyecekleri yerden yavaş yavaş helâke götüreceğiz. (7/182)

Onlara mühlet veririm; (ama) benim cezam çetindir. (7/183)


Düşünmediler mi ki, arkadaşlarında (MUHAMMED'de) delilik yoktur? O, ancak apaçık bir uyarıcıdır. (7/184)

Göklerin ve yerin hükümranlığına, ALLAH'ın yarattığı her şeye ve ecellerinin yaklaşmış olabileceğine bakmadılar mı? O halde Kur'an'dan sonra hangi söze inanacaklar? (7/185)

ALLAH kimi şaşırtırsa, artık onun için yol gösteren yoktur. Ve onları azgınlıkları içinde şaşkın olarak bırakır. (7/186)

Eğer ALLAH insanlara, hayrı çarçabuk istedikleri gibi şerri de acele verseydi, elbette onların ecelleri bitirilmiş olurdu. Fakat bize kavuşmayı beklemeyenleri biz, azgınlıkları içinde bocalar bir halde (kendi başlarına) bırakırız. (10/11)

Andolsun, eğer biz onlardan azabı sayılı bir süreye kadar ertelesek, mutlaka "Onun gelmesini engelleyen nedir?" derler. Bilesiniz ki, kendilerine azap geldiği gün, bir daha onlardan uzaklaştırılacak değildir. Ve alay etmekte oldukları şey, onları çepeçevre kuşatacaktır. (11/8)

(Ey MUHAMMED!) İşte bu, (halkı helâk olmuş) memleketlerin haberlerindendir. Biz onu sana anlatıyoruz; onlardan (bugüne kadar izleri) kalan da vardır, biçilmiş ekin (gibi yok olan) da vardır. (11/100)

Onlara biz zulmetmedik; fakat, onlar kendilerine zulmettiler. Rabbinin (azap) emri geldiğinde, ALLAH'ı bırakıp da taptıkları tanrıları, onlara hiçbir şey sağlamadı, ziyanlarını artırmaktan başka bir şeye yaramadı. (11/101)

Rabbin, haksızlık eden memleketleri (onların halkını) yakaladığında, onun yakalayışı işte böyle (şiddetlidir). Şüphesiz onun yakalaması pek elem vericidir, pek çetindir! (11/102)

Andolsun, senden önceki peygamberlerle de alay edildi de ben inkâr edenlere mühlet verdim, sonra da onları yakaladım. (Görseydin ki) azabım nasılmış! (13/32)

(Resûlüm!) Sakın, ALLAH'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Ancak, ALLAH onları (cezalandırmayı), korkudan gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor. (14/42)

Zihinleri bomboş olarak kendilerine bile dönüp bakamaz durumda, gözleri göğe dikilmiş bir vaziyette koşarlar. (14/43)


Elif. Lâm. Râ. Bunlar Kitab'ın ve apaçık bir Kur'an'ın âyetleridir. (15/1)

İnkâr edenler zaman zaman, keşke biz de müslüman olsaydık, diye arzu ederler. (15/2)

Onları bırak; yesinler, eğlensinler ve boş ümit onları oyalayadursun. (Kötü sonucu) yakında bilecekler! (15/3)

Helâk ettiğimiz hiçbir ülke yoktur ki hakkında (bizce) bilinen bir yazgı olmasın. (15/4)

Hiçbir millet, ecelinin önüne geçemez, ve onu geciktiremez. (15/5)


(İblis:) Rabbim! Öyle ise, (varlıkların) tekrar dirileceği güne kadar bana mühlet ver, dedi. (15/36)

ALLAH buyurdu ki: "Sen mühlet verilenlerdensin" (15/37)

"ALLAH katında bilinen vaktin gününe kadar..." (15/38)


Eğer ALLAH, insanları zulümleri yüzünden cezalandıracak olsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları takdir edilen bir müddete kadar erteliyor. Ecelleri geldiği zaman onlar ne bir saat geri kalabilirler ne de öne geçebilirler. (16/61)

Meleklere: Âdem'e secde edin! demiştik. İblis'in dışında hepsi secde ettiler. İblis: "Ben, dedi, çamurdan yarattığın bir kimseye secde mi ederim!" (17/61)

Dedi ki: "Şu benden üstün kıldığına da bir bak! Yemin ederim ki, eğer beni kıyamete kadar yaşatırsan, pek azı dışında, onun neslini kendime bağlayacağım!" (17/62)

ALLAH buyurdu: Git! Onlardan kim sana uyarsa, iyi bilin ki hepinizin cezası cehennemdir. Tam bir ceza! (17/63)


Senin, bağışı bol olan Rabbin merhamet sahibidir; şayet yaptıkları yüzünden onları (hemen) muaheze edecek olsaydı, onlara azabı çarçabuk verirdi. Fakat kendilerine tanınmış belli bir süre vardır ki, artık bundan kaçıp kurtulacakları bir sığınak bulamayacaklardır. (18/58)

İşte şu ülkeler; zulmettikleri zaman onları helâk ettik. Onları helâk etmek için de belli bir zaman tayin etmiştik. (18/59)

De ki: Kim sapıklıkta ise, çok merhametli olan ALLAH ona mühlet versin! Nihayet kendilerine vâdolunan şeyi -ya azabı (müminler karşısında yenilgiyi), veya kıyameti- gördükleri zaman, mevki ve makamı daha kötü ve askeri daha zayıf olanın kim olduğunu öğreneceklerdir. (19/75)

(Resûlüm!) Görmedin mi? Biz, kâfirlerin üzerine, kendilerini iyice (isyankârlığa) sevkeden şeytanları gönderdik. (19/83)

Öyle ise onlar hakkında acele etme. Biz onlar için (günlerini) teker teker sayıyoruz. (19/84)

Eğer Rabbinden, daha önce sâdır olmuş bir söz ve tayin edilmiş bir vâde olmasaydı, (ceza onlar için de dünyada) kaçınılmaz olurdu. (20/129)


İnkâr edenler, yüzlerinden ve sırtlarından (saran) ateşi savamayacakları, kendilerine yardım dahi edilmeyeceği zamanı bir bilselerdi! (21/39)

Bilâkis kendilerine o (kıyamet) öyle âni gelir ki, onları şaşırtır. Artık, ne reddedebilirler onu, ne de kendilerine mühlet verilir. (21/40)

Bilmiyorum, belki de o (azabın ertelenmesi), sizi denemek ve bir zamana kadar sizi (imkânlardan) faydalandırmak içindir. (21/111)

(Şuayb'ın kavmi olan) Medyen halkı da(Şûayb'ı) yalanladılar. Musa da yalanlanmıştı. İşte ben o kâfirlere süre tanıdım, sonra onları yakaladım. Nasıl oldu benim onları reddim (cezalandırmam)! (22/44)

(Resûlüm!) Onlar senden azabın çabuk gelmesini istiyorlar. ALLAH vâdinden asla dönmez. Muhakkak ki, Rabbinin nezdinde bir gün sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir. (22/47)

Nice ülkeler var ki, zulmedip dururlarken onlara mühlet verdim. Sonunda onları yakaladım. Dönüş yalnız banadır. (22/48)

Ne dersin! Eğer biz onları yıllarca yaşatsak. (26/205)

Sonra tehdit edilmekte oldukları (azap) başlarına gelse! (26/206)

Faydalandırıldıkları nimetler onlara hiç yarar sağlamayacaktır. (26/207)

De ki: Çabucak gelmesini istediğiniz şeyin (azabın) bir kısmı herhalde yakında başınıza gelecektir. (27/72)

Şüphesiz Rabbin, insanlara karşı lütuf sahibidir; fakat insanların çoğu şükretmezler. (27/73)

Rabbin elbette onların kalplerinin gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir. (27/74)


Senden, azabı çarçabuk (getirmeni) istiyorlar. Eğer önceden tayin edilmiş bir vade olmasaydı, azap elbette onlara gelip çatmıştı. Fakat onlar farkında değilken, o ansızın kendilerine geliverecektir. (29/53)

(Resûlüm!) İnkâr edenin inkârı seni üzmesin. Onların dönüşü ancak bizedir. İşte o zaman yaptıklarını kendilerine haber veririz. ALLAH kalplerde olanı şüphesiz çok iyi bilir. (31/23)

Onları biraz faydalandırır, sonra kendilerini ağır bir azaba sürükleriz. (31/24)

Ey insanlar! ALLAH'ın vâdi gerçektir, sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve o aldatıcı (şeytan) da ALLAH hakkında sizi kandırmasın! (35/5)

Eğer ALLAH, yaptıkları yüzünden insanları (hemen) cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı yaratık bırakmazdı. Fakat ALLAH, onları belirtilmiş bir süreye kadar erteliyor. Vakitleri gelince (gerekeni yapar). Kuşkusuz ALLAH, kullarını görrmektedir. (35/45)

İblis: Ey Rabbim! O halde tekrar diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver, dedi. (38/79)

ALLAH: "Haydi, sen mühlet verilenlerdensin.'' (38/80)

"O bilinen güne kadar" buyurdu. (38/81)

İnsanın başına bir sıkıntı gelince, Rabbine yönelerek O'na yalvarır. Sonra ALLAH kendisinden ona bir nimet verince, önceden yalvarmış olduğunu unutur. ALLAH'ın yolundan saptırmak için O'na eşler koşar. (Ey MUHAMMED!) De ki: Küfrünle biraz eğlenedur; çünkü sen, muhakkak cehennem ehlindensin! (39/8)

Onlar kendilerine ilim geldikten sonra, sadece aralarındaki çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler. Eğer belli bir süreye kadar Rabbinden bir (erteleme) sözü geçmiş olmasaydı, aralarında hemen hüküm verilirdi. Onlardan sonra kitaba vâris kılınanlar da onun hakkında derin bir şüphe içindedirler. (42/14)

Yoksa onların, ALLAH'ın izin vermediği bir dini getiren ortakları mı var? Eğer erteleme sözü olmasaydı, derhal aralarında hüküm verilirdi. Şüphesiz zalimlere can yakıcı bir azap vardır. (42/21)

(Resûlüm!) Sen bu sözü (Kur'an'ı) yalan sayanı bana bırak (kendini üzme). Biz onları, bilmedikleri bir yönden yavaş yavaş azaba yaklaştırıyoruz. (68/44)

Onlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim fendim çok sağlamdır! (68/45)

Ama sen onları (şimdilik) bırak da, tehdit edildikleri günlerine kavuşuncaya dek dalsınlar, oynayadursunlar. (70/42)

O gün onlar, sanki dikili bir şeye koşuyorlar gibi, kabirlerinden fırlaya fırlaya çıkarlar. (70/43)


Nimet içinde yüzen o yalancıları bana bırak ve onlara biraz mühlet ver. (73/11)

(Ey inkârcılar!) Yeyiniz, (dünyadan) faydalanınız biraz! Gerçek şu ki, sizler suçlusunuz! (77/46)

Orduların, haberi sana geldi mi? (86/17)

Yani Firavun ve Semûd'un (86/18)

Doğrusu inkârcılar (gerçeği) yalanlayıp dururlar. (86/19)

ALLAH onları arkalarından kuşatmıştır. (86/20)




 

Bu konuyu görüntüleyen kişiler

Üst Alt