Neler Yeni

Hoşgeldiniz İslami Forum Sayfası

Tüm özelliklerimize erişmek için şimdi bize katılın. Kaydolduktan ve oturum açtıktan sonra, konular oluşturabilir, mevcut konulara yanıtlar gönderebilir, diğer üyelerinize itibar kazandırabilir, kendi özel mesajınızı edinebilir ve çok daha fazlasını yapabilirsiniz. Ayrıca hızlı ve tamamen ücretsizdir, peki ne bekliyorsunuz?
Blue
Red
Green
Orange
Voilet
Slate
Dark

Hz. Peygamber'e (s.a.v) Karşı Vazifelerimiz (1 Kullanıcı)

nakşibendi

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
12 Mar 2006
Mesajlar
1,946
Tepki puanı
0
Puanları
0
İnsanlığın son peygamberi Hz. Muhammed'e (s.a.v) karşı bir insanın ilk vazifesi, onun getirdiği ve söylediği bütün şeyleri tasdik etmektir. Kalbinin yaptığı bu tasdike dili de katılıp onun bütün insanlığa gönderilmiş bir peygamber olduğunu söylemelidir.

Sonra, bu insana düşen onun emrettiği ve yasakladığı bütün hususlarda kendisine uymaktır. Aynı şekilde, onu sevmek, ona karşı samimi olmak, onu yüceltmek, ona iyi davranmak ve kendisine salât etmek (Allah'tan rahmet istemek) de her insana vaciptir. Bunlar, onun getirip tebliğ ettiği İslâm dininin emrettiği vazifelerdir.

Bil ki, ümmet, Hz. Peygamberin (s.a.v) şeytandan korunduğu ve ona karşı himaye edildiği konusunda görüş birliği içindedir. Şeytan ona zahirinden ulaşıp hiçbir eziyet veremediği gibi batınına (iç âlemine) ulaşıp herhangi bir vesvese de veremez.

Resûlullah Efendimiz (s.a.v) aynı şekilde Allahu Teâlâ'yı ve sıfatlarını bilmemekten yahut bütün bu konularda ilme ters bir halde olmaktan korunmuştur. Bu korunmanın peygamberlikten sonra mevcut olduğu aklen ve ümmetin icmasıyla sabittir; peygamberlikten önce olduğu ise haber ve nakil yoluyla sabittir.

Hz. Peygamber (s.a.v), dine ait bir hükme ve Yüce Rabb'inden naklettiği vahye ters düşecek bütün hallerden, korunmuştur. Bu, aklen ve dinen kesin olarak sabit olan bir durumdur.

Resûl-i Ekrem (s.a.v), yalan söylemekten ve verdiği söze ters hareket etmekten de korunmuştur. O, Allah tarafından peygamber olarak gönderildiği günden beri, kasıtlı veya kasıtsız böyle bir şey yapmamıştır. Onun yalan söylemesi aklen ve icma ile imkansızdır; çünkü bu, mucizeye (Allah tarafından özel olarak desteklenip insanlığa örnek numune yapılmasına) terstir. Onun peygamber gönderilmeden önce de hiç yalan söylemediği kesin olarak bilinmektedir.

Hz. Peygamber (s.a.v), bütün ümmetin icmasıyla büyük günah işlemekten uzak kalmıştır. Hayat-i saadetleri iyi incelendiğinde görülecektir ki o, küçük günahlara ve sevimsiz işlere de bulaşmamıştır. Hatta onun şerefli gönlü, mubah olan şeylere de ancak onun mubah olduğunu göstermek ve onunla Yüce Rabb'inin taatine bir destek bulmak için yönelmiştir.

Aynı şekilde Hz. Peygamber (s.a.v) hoşnutluk, kızgınlık, ciddiyet, şaka, sıhhat ve hastalık gibi bütün hallerinde kusur işlemekten muhafaza edilmiştir. Onun, yüce Allah'tan verdiği haberlerde ve tebliğ ettiği sözlerde yanılması, unutması, gaflete düşmesi ve hata etmesi de ümmetin icmasıyla imkânsızdır. Çünkü böyle bir hal, onun mucize sahibi olmasıyla çelişir. Tebliği ilgilendiren fiillerinde yanılmasının caiz olması ise, o halde bırakılmayıp hemen uyarılması şartıyla olabilir. Bunun hikmeti ve faydası, böyle bir durumda hükmün ne olduğunu göstermek ve koyduğu hükümde ümmetin kendisine uymasını temin etmektir.

Âlimler, Hz. Peygamberin (s.a.v) dinle ilgili işleriyle, tebliği ilgilendiren sözlerinde yanılmasını birbirinden ayrı tutmuşlardır. Onun sözlerinde bir yanılma olmayacağını, bunun mucizeye ters düşeceğini söylemişlerdir. Fiillerindeki yanılmaya gelince bu, mucizeye ters olmadığı gibi onun peygamberliğini de zedelemez; aksine böyle bir durumda bir ilim beyan etmesine ve bir hüküm ortaya koymasına sebep olur. Nitekim bu konuda Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

"Ben ancak, bu konuda da bana uyulsun ve nasıl davranılacağı bilinsin diye bazan unutturulurum.*

Bu durum, noksanlık ve kusurdan uzak bir haldir; aksine o, tebliğde daha fazla etkili olmakta ve bu sayede din nimeti tamamlanmış olmaktadır.

Hz. Peygamberin (s.a.v), dini tebliğe ve dinin hükümlerini açıklamaya girmeyen, kendisine has dinî işlerine ve kalbî zikirlerine gelince, sûfîlerden bir grup ve kalp ilimlerine sahip kimseler, bütün bu işlerde Resûlul-lah'ın (s.a.v) yanılmasının, unutmasının, gaflete düşmesinin ve kusur etmesinin imkânsız olduğunu söylemişlerdir.

Ümmetin âlimlerinden pek çoğu, onun dini tebliğ ve hükümleri tatbik görevi dışındaki işlerde yanılmasını caiz görmüşlerdir. Bu işler, ümmetin yöneltilmesi, halkın mallarının paylaştırılması, aile işlerinin düzenlenmesi ve düşmanlara karşı tutumlarla ilgilidir. Fakat bu tür işlerdeki yanılması da sık ve devamlı değildir; belki çok az meydana gelmiştir. Bunda da onu şerefli mertebesinden düşürecek ve mucizesine ters düşecek bir durum yoktur.

Bil ki, Hz. Peygamberin (s.a.v) bir insan olduğunu göstermek için, saadetli vücudunun dışına, hastalığın, acı ve elemlerin gelmesi caizdir; fakat bu şeyler asla onun iç âlemine ve kalb-i şeriflerine ulaşmaz. Çünkü onun kalb-i şerifi sürekli Yüce Rabbini müşahede etmekte ve O'nunla üns (özel muhabbet) halindedir.

Şunu da bil ki, Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v) hakkında söylediğimiz bu şeyler, bütün peygamberler ve melekler için de geçerlidir; onlar da büyük ve küçük günah işlemekten korunmuşlardır.


Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtühû!.​
 

s.s.s

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
21 Şub 2008
Mesajlar
2,871
Tepki puanı
1
Puanları
0
Yaş
45
ALLAH razı olsun.nakşibendi kardeşim yazınızı aynen sohbet gurubumda paylaşacağım.hakkınızı helal ediniz.
 

Bu konuyu görüntüleyen kişiler

Üst Alt