Neler Yeni

Hoşgeldiniz İslami Forum Sayfası

Tüm özelliklerimize erişmek için şimdi bize katılın. Kaydolduktan ve oturum açtıktan sonra, konular oluşturabilir, mevcut konulara yanıtlar gönderebilir, diğer üyelerinize itibar kazandırabilir, kendi özel mesajınızı edinebilir ve çok daha fazlasını yapabilirsiniz. Ayrıca hızlı ve tamamen ücretsizdir, peki ne bekliyorsunuz?
Blue
Red
Green
Orange
Voilet
Slate
Dark

Bedenî bir faaliyet olarak spora bakış (1 Kullanıcı)

mürmüdük

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
7 Tem 2009
Mesajlar
6,973
Tepki puanı
1
Puanları
0
Yaş
51
Web Sitesi
anadoluhaber.blogcu.com
ozkan-resim2.jpg
BEDENÎ BİR FAALİYET OLARAK SPORA BAKIŞ
Osman Temiz

Zannedilir ki, sporcu olmak çok kolaydır. Halbuki tam tersi; sporcu olmak çok zordur. Çünkü sporcu, kafa ile birlikte bedenini de çalıştıran, çalıştırması gereken insandır. “Kafadan yana muzdarip olmak bir zarurettir”, hakikatini başa aldıktan sonra, bedenin çalıştırılması ekstra bir gayret ve külfet gerektirir. Nefs veya bedeni bilerek ve isteyerek belirli bir yükün altına sokmak, bedeni kendi sınırları içinde zorlayarak uç noktalara doğru taşımak öyle her babayiğidin harcı değildir.

***

Gayesiz hayat olmadığı gibi, gayesiz varlık da yoktur. “Hiçbir şey boşa yaratılmamıştır”, mutlak doğrusundan da anlaşılıyor ki, hiçbir şey gayesiz değildir. Gayesizlik bile belli bir gaye ifade ettiğine göre, -gayesizlik gayesi!- varlık-bedenin de elbet bir gayesi vardır ve bu gaye, İslâm büyükleri tarafından yokluk, diğer bir ifadeyle de ölüm olarak ifade edilmiştir. Ölüm, “ben kimim?” sorusu eşliğinde, “varlık” mânâsına gelmek üzere, bir çeşit ruha davettir, denilebilir. Nasıl ki akıl kendini iptal ederek aslî karakterine, -akl-ı selim!- erişir, aynı şekilde, beden de kendini iptal ederek varlık kazanır. Sormak gerekir: 100 metreyi “sıfır zaman”da koşmak isteyen bir atlet-koşucu nereye koşmaktadır? Gökyüzüne değmek istercesine ayaklarını yerden kesen bir atlet-yüksek atlamacı nereye çıkmak istemektedir? Yine ayaklarını yerden keserek ufka doğru uçan bir atlet-uzun atlamacı nereye varmak istemektedir? Bütün bu soruların cevabı, sporcunun “kendini iptal” etme isteğine hamledilebilir mi? Diğer taraftan, “ekstrem sporlar”, diğer bir ifadeyle de “heyecan sporları” olarak da gündemde tutulan pek çok spor dalı, meselâ dağ dalgıçlığı, yamaç paraşütü, rafting, kaya tırmanışı, jamping vs. gibi sporlar, acaba niçin bu kadar çok rağbet görmektedir? Tek kelimeyle bu tür sporlar, insana insan olduğunu hatırlatıcı bir mahiyet arzettiğinden ötürüdür ki, yâni insana ölüm duygusunu yaşattığı içindir ki bu kadar çok rağbet görmektedirler. “Varoluşçuluk” felsefesinin de temel esprisi olan “ölüm ucunda yaşamak”, insanî bir haslettir. Hayvanlarda böyle bir haslet yoktur. Ölüm riskinin çok yoğun olarak yaşandığı ve pek çok ölümlerin olduğu bir spor türü olarak bilinen “ekstrem sporlar”, Batılılara hayatı, diğer bir ifadeyle de insan olduklarını hatırlatıcı bir keyfiyeti haizdir, denilebilir. Hayatın gayesi ölüm ya!

***

Bedenin putlaştırılması, felsefî bir kavramla ifade edersek narsizm, sporcuların içine düştüğü en büyük tuzaklardan biridir. Meselâ vücut geliştirme ile ilgilenen pek çok sporcu, aynanın karşısına geçip, aynadaki görüntüsüne secde pozisyonuna geçmektedir. Adaleler şişkin, fakat ruh pörsümüş! Ruhsuz bir dünya tasavvuru, bu tuzağın en büyük hazırlayıcısı olmuştur. “Spor için spor” sloganı, sporcuların kendi bedenlerini yaralamaları için yine sporcuların dillerinde pelesenk edilmiş bir tür kesici alet gibidir. Eğer ki, ekmek kesmek için kullanılmazsa bıçak, o öyle veya böyle, bir şekilde kullanılacaktır ve bu kullanım,” kör bıçak”, -nereyi nasıl ve niçin keseceği belli olmayan, keseceği yeri görmeyen- tabirine denktir. Halbuki spor, belli bir hedef gözetilerek yapılması gerekir, yapılır. Bu hedef, insanı hedef alan, daha doğrusu insanı yaralayan bir hedef olamaz. Değilmi ki spor, temelde insanî bir faaliyettir ve her veçhesiyle insan içindir. Sporu bu noktadan ele almak ve yakalamak, başlıca görev olmalıdır. “Soyu belirsiz zirtop” veya meşin top kafalılara söylenecek herhangi bir söz yoktur. Onlar kendi top dünyalarının içinde oyalanıp dursunlar. Ayaklarında top olmuş kafalarını yaralasınlar.

Sporda bedenin putlaştırılması, Batı kültür ve medeniyetinin maddeyi putlaştırmasıyla doğrudan ilintilidir. Nitekim sporda bedenin putlaştırılması spora, modern sporun bir hediyesidir! Modern spor, Batı medeniyetinin tasarrufunda gelişmiştir. Kökleri her ne kadar Rönesans-Yeniden Doğuş Hareketine bağlanıyor ise de, esasında modern sporun kökleri, Batı medeniyetinin de kökleri olan eski Yunan kültürü, Roma nizamı ve Hiristiyanlık ahlâkına bağlıdır. Eski Roma’nın güce ve kuvvete tapan mizacı ayniyle, bugünkü Batı medeniyetinde de mevcuttur. Eski Roma’nın günümüz dünyasındaki temsilcisinin Amerika olduğu kabul edilir. Bunun böyle olduğunu sporda da görmek pekâla mümkündür. Nitekim İngiltere’de doğmasına rağmen modern sporun global bir mahiyet kazanması, Amerikalılar sayesinde olmuştur. Bedenin putlaştırılması da.

***

Bedenî bir faaliyet olarak karşımıza çıkan spor, hiç kuşkusuz ki, “ortak şuur”a mevzudur. Cemiyetin aktif bir üyesi olarak kendi varoluş sürecini bizzat spor yaparak yakalamaya çalışan bir sporcu, cemiyeti meydana getiren “ortak şuur-dünya görüşü”nden mülhem, diğer bir ifadeyle de tâbi olunan “dünya görüşü”nün muhtevasından hareketle kendi şuur çerçevesini belirlemek, bunun tabiî bir neticesi olarak da kendi şuur dünyasını inşa etmek zorundadır. Bedenin kullanımı belirli bir “ortak şuur-dünya görüşü”ne nisbetle şekillendirildiği andan itibaren orada spor belirli bir anlam ifade etmeye başlar. Aksi takdirde spor, sadece ve sadece hayvanî bir itiş kakış olarak kalır.

Spor kullanana göre hizmet eder. Picasso’nun “ressam, eserinden önemlidir”, sözünden mülhem, “sporcu, spordan önemlidir”, denilebilir mi? Denilebilirse eğer, öyleyse; sporu kullanan kimdir ve onu nasıl ve niçin kullanmaktadır? Bu sorunun cevabı çok mühimdir.

Çünkü bu sorunun cevabı, “ben kimim?” sorusuyla da çok yakından ilintilidir. Hâliyle, “ölüm nedir?” sorusuyla da.

İnanılan ve bağlanılan bir ruh ve fikir uğruna yapılabilecek en büyük fedakârlık, can vermektir. Burada feda kültürüne dikkatleri çekmek isteriz. Hemen hemen bütün kültür ve medeniyetlerde feda kültürü var olan bir gerçekliktir. Ortaçağ Avrupası’nın şövalyeleri, Osmanlı’nın akıncı ve serdengeçtileri, Japonların kamikazeleri, emperyalizm ve siyonizme karşı bayrak açmış günümüz şehadet eylemcileri vs. bunlara birer örnektirler. Bu insanlar, yani ölümü göze alan insanlar, sporun gaye noktasında duran insanlardır, denilebilir.

***

“Ruh ve onun emrinde kol” terkibî hükmünden de anlaşılacağı üzere spor, “hâkim ruhun uygun bedenine yardımcı”dır. “Vücüdu ruhun emri gayesi bilmek”, sporda tek ve biricik hedef olmalıdır. Bu hedef, “bedenin gayesi” ile örtüşen bir noktada olmak zorundadır. Aksi takdirde spor, Batı medeniyetinin tasarrufunda şekillenen günümüz dünyası sporunda (modern spor!) olduğu gibi, “bedenin putlaştırılması”na yataklık eder. Sahici sporcuları derinden yaralayıcı bir durum olan böyle bir durum, yaşadığımız çağın en amansız hastalığıdır, denilebilir. Bu hastalığın teşhis ve tedavisi, yeni bir medeniyet projesini davet etmektedir.

“İradî ölüm”ün tebliğ ve telkin edilmediği bir zaman ve mekânda kendisini gösterecek olan herhangi bir ölüm, tek kelimeyle “hayvanî ölüm”dür. İstisnasız bir şekilde bütün canlılara isabet eden bir ölüm şekli olan bu “hayvanî ölüm”, Allah tarafından takdir edilmiş “ecel” olarak da bilinir. Halbuki insanoğlu, “iradî ölüm”le imtihan edilmektedir. “Velilik bir mecburiyettir” ve “veli olunamıyorsa, şehit olunsun” hakikati, “iradî ölüm”ü davet eden sözlerdir. Sporcu olmak velilikten ziyade, şehitlik mertebesine yakın bir iş ve hâldir, denilebilir. Öyleyse; sporcu, “şehitlik şuuru”nu kuşanması gerekendir. Vesselâm…

OSMAN TEMİZ

Resim: Hüseyin Özkan, 2000 Judo Olimpiyat Şampiyonu, Sidney
 

mürmüdük

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
7 Tem 2009
Mesajlar
6,973
Tepki puanı
1
Puanları
0
Yaş
51
Web Sitesi
anadoluhaber.blogcu.com
SPOR FELSEFESİ


İÇİNDEKİLER

TAKDİM

I. GİRİŞ
1. Spor ve Ahlâk Hakkında
2. Plan ve Metod
3. Tenkid ve Cevap

II. İNSAN
1. Spor ve İnsan
1.1. Antropoloji
1.2. Fiziki Antropoloji ve Kültür Antropolojisi
1.3. Spor Antropolojisi
2. İlim ve Spor
3. Spor İlmine Dair

III. SPOR
1. Spor Hakkında
2. Spor Tarihi Hakkında
3. Sporun Doğuşu ve Menşei Hakkında
4. Spor Kelimesinin Kökeni veya Etimolojisine Dâir
5. Spor Tariflerine Dâir
6. Spor Sınıflandırmasına Dâir
6.1. Hususî Gruplarla Spor
6.2. Boş Vakit veya Kitle Sporu
6.3. Profesyonel Spor veya Performans Sporu
6.4. Okul Sporu

IV. BÖLÜM: SPOR FELSEFESİ
1. Spor Felsefesi Hakkında
2. Dünya’da ve Türkiye’de Spor Felsefesine Dâir
3. Kısa Kısa

V. BÖLÜM: MODERN SPOR AHLÂKI VEYA FELSEFESİ
1. Modern Spora Dâir
2. Rönesans ve Modern Spora Dâir
3. Modern Spor Ahlâkı veya Felsefesine Dâir
4. Uluslararası Olimpiyat Komitesi ve Olimpizm Felsefesi
5.Olimpizm Felsefesi ve Türkiye Olimpiyat Komitesi

VI. AHLÂKÎ BİR FAALİYET OLARAK SPORA FELSEFÎ BAKIŞ
1. Uluslararası Bir Faaliyet Olarak Spor ve Dil
2. İnsanî Bir İhtiyaç Olarak Spor
3. İçtimaî ve Kültürel Bir Faaliyet Olarak Spor
4. Kültürel Bir Unsur Olarak Gelenek ve Spor
5. Bir Gençlik Faaliyeti Olarak Spor
6. Sosyo-Kültürel Bir Faaliyet Olarak Herkes İçin Spor
7. Bedenî Bir Faaliyet Olarak Kuvvet ve Spor
8. Boş Zamanı Değerlendirmenin Bir Faaliyeti Olarak Spor
9. Meslekî Bir Faaliyet Olarak Müessese ve Spor
10. Profesyonel ve Amatör Bir Faaliyet Olarak Spor
11. Politik Bir Unsur Olarak Propaganda ve Spor
12. Bir Savaş Unsuru veya Aracı Olarak Spor
13. Bedenî Bir Faaliyet Olarak Spor
14. Kültürel Bir Olgu Olarak Oyun ve Spor
15. Ahlâkî Bir Problem Olarak Spora Genel Bir Bakış
15.1. Başlangıç
15.2. Niyet ve Amel
15.3. Hedef ve Gaye
15.4. Başlamak ve Bitirmek
15.5. Hırs ve Rekabet
15.6. Başarmak ve Kazanmak
15.7. Rekor Kırmak ve Mükemmelleşmek
15.8. Nezafet ve Nezahet
15.9. Din ve Fetişizm
15.10. Hurafe ve Uğursuzluk (Teşe’um)
15.11. Büyü ve Nazar
15.12. Dua ve Tefe’ül
15.13. Kılık ve Kıyafet
15.14. Transfer ve Ödül
15.15. Doping
15.16. Kumar ve Şike
15.17. Şiddet
16. Yeni Bir Spor Anlayışına Doğru

VII. BÖLÜM: BİR DENEME: AK SPOR VEYA AKINCI SPOR ANLAYIŞI VEYA AHLÂKINA DAİR
1.Ak Spor veya Akıncı Spor Anlayışı veya Ahlâkına Dair
1.1. Şehitlik Çevresinde
1.2. Feda’ Kültürü ve Spor
1.3. Ölüm ve Spor

VIII. EK
1. Çocuk ve Oyun
2. “Örnek İslâm Kadını”
3. “Erkek, Koç Gibi Bıçağa Gelmek İçindir!”
4. Nişancılık
5. Cur’et ve Gözükaralık veya Şecaat

 

mürmüdük

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
7 Tem 2009
Mesajlar
6,973
Tepki puanı
1
Puanları
0
Yaş
51
Web Sitesi
anadoluhaber.blogcu.com
at_calisma.jpg


SPOR
İstidat birdir nasip farklı
Zâhir amelde idman rapor
Ölmek hakikat nasip zarflı
Ruhun emrinde iyi spor...

Fikirsiz amel sırtta yüktür
Bâtın amelde niyet rapor
İman ehline şöhret lükstür
Ruhun emrinde doğru spor...

Feda kültürü dinde saklı
Gerçek amelde ölüm rapor
Zâhir ve bâtın Hakk’ta zarflı
Ruhun emrinde güzel spor...


 

mürmüdük

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
7 Tem 2009
Mesajlar
6,973
Tepki puanı
1
Puanları
0
Yaş
51
Web Sitesi
anadoluhaber.blogcu.com
Çağımızın Tabusu Futbol
Futbol nedir, ne değildir? nerede, ne zaman ve nasıl doğmuştur? geçirdiği merhaleler nelerdir? vs. şeklindeki sorulara verilecek cevaplar, Aylık ve Akademya Dergilerinde yayınlanmış yazılarımızdan takip edilebilir. Burada kısaca değinmek istediğimiz mesele, geçtiğimiz hafta kamuoyuna malolan “futbol ve başörtüsü” mevzuunda olacaktır.
Futbol ve başörtüsü… Bu iki kavramın bir arada zikredilmesi ne kadar da çirkin; öyle değil mi! Kızların futbol oynamasını geçtik, şimdi sıra onların futbol oyununda başörtüsü takıp takamayacağı meselesine geldi. Erkeklerimizin durumu içler acısı olmakla birlikte, kızlarımızı önce ne hâle getirdiler ve şimdi de ne hâle sokmak istemektedirler! Burada bizim kabahatimiz ve vebalimizi açılmamış bir sayfa olarak bir kenara bırakıyorum. Dünyanın bir ucunda kaybolan bir koyunun hesabının kendinden sorulacağı şuuruyla hareket eden sahici bir insan/müslümanın yaşadığı o üstün hâl nerede, bizimkisi nerede? Sayın Defne Bayrak’ın Baran’ın 8. sayısında çıkan “İşte Mu’tasım Sana Geldi!” yazısındaki o kadının feryadı ve bu feryada cevap veren sahici insan soyu Mu’tasım’ın hassasiyeti nerede, bizimkisi nerede? Bir spor-futbol yazısında bütün bunları mevzu etmenin âlemi ne? diye sormayın sakın. Çünkü sözkonusu mesele, inkârı kabil olmayan bir kültür ve medeniyet, diğer bir ifadeyle de bir ruh ve fikir meselesidir. Bilmek gerekir ki, hiçbir mesele, ruh ve fikir zaviyesinden vüzuha kavuşturulmadan tam olarak halledilemez.
Peşinen söyleyelim ki, hâlihazırdaki spor dünyası, modern dünya diye tabir edilen Hiristiyan-Yahudi Batı medeniyetinin fikir ve yaşayışı istikametinde şekillenen bir spor anlayışının, yâni modern spor ahlâkının hegemonyası altındadır. Sportif faaliyet veya oyunlardaki tüm esas, usûl ve kurallar, modern sporun teşekkülüne zemin hazırlayan Batı medeniyetinin fikir ve yaşayışına göre oluşturulmuştur. Uluslararası tüm sportif faaliyetlerde, dolayısıyla da uluslar arası sportif faaliyetlere katılabilmenin ön şartı hâlinde vücut bulan tüm “milli” diye tabir edilen ulusal sportif faaliyetlerde, sadece ve sadece modern spor ahlâkının vaz’ettiği sportif oyun, esas, usûl ve kurallar işletilmektedir. Sözkonusu kuralların İslamî bir hassasiyete çanak tutması elbetteki beklenemez. Buna rağmen hâlâ, sanki absürt bir şey yapılmış gibi, “FIFA’dan haçlı kafası”, diye bir serzenişte bulunmanın âlemi ne? FIFA, yâni Uluslar arası Futbol Federasyonları Birliği Yönetim Kurulu, sahada başörtüsü takmanın yasak olduğunu açıklaması ben müslümanım diyen hiç kimseyi şaşırtmasın, üzmesin, ye’se düşürmesin. FIFA’dan bundan başka, yani lehte bir karar çıkması da hiç kimseyi sevindirmesin. “Parça bütünün habercisidir”, hakikati zaviyesinden bakıldığında, “dik durun, karşınızda leşler var!” sözü her zaman ve zeminde geçerlidir. Kültürlerarası çatışma derinleştikçe, yâni doğu ile batı arasındaki kültürel uçurum netleştikçe, “iğdiş edilmiş beyinler” tasfiye edilip “yeni nizam ve yeni insan” soyu meydanları doldurdukça, batı dünyası daha bir tutucu olacak ve kendi kabuğuna doğru çekilmese de, itilmeye zorlanacaktır. “Üzerinde güneş batmayan medeniyet”in sittin sene güneşi göremeyecek bir şekilde yaşamaya mahkum edildiğini görmek müslümanlar için ne büyük bir zevk!
Adı geçen mezkur medeniyetin İngiliz ortaklı olduğunu bilmeyen yoktur sanırım. Modern sporun, dolayısıyla da modern futbolun menşeinin de İngiltere olduğu dikkate alınacak olunursa, -ki İngiltere’nin katıksız bir İslâm düşmanı olduğu hepimizin malumudur-, futbolda başörtüsüne yasak getirmek anlaşılmaz olmaktan çıkar. Kâfir kâfirliğini yapacak; fakat bu arada müslümanlar da “derin ve gerçek müslüman” olmanın/olabilmenin çaresine baksınlar. Kâfirlerin organizasyonlarına kendilerini dahil ederek İslâm’ın izzet ve şerefine halel getirmesinler.
Yazı başlığımızı “çağımızın tabusu futbol” koyduk. Bu tabir Üstad Necip Fazıl’a aittir. Futbolun “çağımızın tabusu” olduğu gerçeği, Batılılar tarafından da kabul edilmektedir. Meselâ Charles Blondel, futbolu bir “tanrı” olarak vasıflandırır. Başörtüsü mevzuunda da bunu teyid etmek pekâla mümkün olmuştur. Yönetim Kurulu üyesi ve aynı zamanda İngiltere Futbol Federasyonu Başkanı olan Brian Barwick, aynen şöyle der:
“Futbolda 4. kuralda kullanılacak malzemeler belirtilmiştir. Elbette insanların inanışları hakkında duyarlı olmak gerekir ancak, yıkılamayacak bazı kurallar vardır.”
Yukarıda “yıkılamayacak bazı kurallar vardır”, derken ne demek istenmiştir? Evet; bizce de “yıkılamayacak bazı kurallar” vardır ve bu kurallar, iki üç kâfirin bir araya gelerek oluşturdukları bilumum sportif kurallar değil, tek kelimeyle, Allah tarafından peygamberler vasıtasıyla vaz’edilen din kurallarıdır. Spor bir din mi ki yıkılamayacak, değiştirilemeyecek kuralları olsun! Sporun bir din değil, dinin emrinde kullanılan, kullanılması gereken bir alet olduğu ve kuralları yer ve zamana göre değiştirilebilir bir nitelik taşıdığı herkes tarafından pek yakında görülecektir. Büyük Doğu-İBDA anlayış sisteminin varlığı buna en büyük delildir.

Baran Dergisi,
28 Mart 2007
 

mürmüdük

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
7 Tem 2009
Mesajlar
6,973
Tepki puanı
1
Puanları
0
Yaş
51
Web Sitesi
anadoluhaber.blogcu.com
Olan ve Olması Gereken Spora Dair
TV’lerdeki kültür ve sanat programlarında kitap tanıtımı bölümleri, arayıcı ve tarayıcı kimseler tarafından ilgi ile izlenen ve takip edilen bir bölümdür. Dikkat çekmiş olmalı, bu programlarda kitaplar tanıtılırken, orada seçilen “kitap tanıtımı” üst başlığı daha ziyade, “çok okunan kitaplar” şeklindedir. Bu bana çok ters, hem de çok ters gelen bir durumdur. Bence olması gereken üst başlık, “çok okunan kitaplar” şeklinde değil de, “çok okunması gereken kitaplar” şeklinde olsa çok daha isabetli olurdu.
Günümüzde “çok okunan kitaplar” için temel kriter, kitabların çok satıyor olmasıdır ve bu, kitapçılardaki şatış listeleri dikkate alınarak belirlenmektedir. Peki, “çok okunması gereken” kitaplar için ne söylenebilir? Bu sorunun cevabı, neye göre ve neye nisbetle “çok okunması gereken” kitaplar? şeklindeki bir sorunun cevabıyla iç içedir.
Bir parantez açarak söyleyelim ki, günümüzde “çok okunan kitaplar” listesinde yer alan kitaplar, aslında çok evvelinden şuuraltı derinliklere zerk edilerek, “çok okunması gereken kitaplar” şeklinde propagandası yapılan kitaplardır. Böylelikle, “temelde halk hiçbir şey istemez, fakat halka her şey istettirilebilir”, temel esprisi istikametinde, her zaman ve her zeminde ve kusursuz bir şekilde verilen görev yerine getirilerek, kafaların dumura uğratılması sağlanmaktadır. Kültürel emperyalizmanın gönüllü tetikçileri bu mevzuda pek mahirdirler.
Yukarıda söylediklerimiz, “olan” ve “olması gereken” spor için de ayniyle geçerlidir. Gerek spor programlarında ve gerekse sporla ilgili yayın ve tebliğlerde hemen herkes, “olması gereken spor”dan ziyade, “olan spor” hakkında konuşmaktadır; “olması gereken spor” hakkında hiç kimse ele avuca gelir bir şey söylememektedir. Spor dünyasında pek çok olumsuzluk dile getirilmesine rağmen, yine de hiç kimse bütün bu olumsuzlukların kaynağının bizzat “olan spor” olduğunu bilmez ya da fark etmez ya da en iyimser bir tavırla, görmezden gelir. Bugün bütün dünyada “olan spor”, “modern spor” olarak da tavsif edilen batı menşeyli bir spordur ve bu spor, tıpkı içinden neş’et ettiği batı medeniyeti gibi, “teoride de pratikte de kötüdür” ve spordaki tüm olumsuzlukların, –şike, kumar, doping, holiganizm vs.-, yegâne kaynağıdır.
“Doğru düşünce olmadan doğru düşünce faaliyeti olmaz”, ölçüsü gereğince “olan spor”, “olması gereken spor”a nisbetle teşekkül etmeli ve bu da, hiç kuşkusuz ki sporun yerini, değerini ve izahını bulacağı belirli bir “dünya görüşü” ile doğrudan alakalıdır.
Belirli bir “dünya görüşü”, kendi içinden neş’et eden bir spor anlayışı için her daim “olması gereken” olarak yerini muhafaza eder, etmelidir. “Her an değişen ve gelişen eşya ve hadiselerin” varlığına nisbetle spor, zaman ve mekâna göre çok değişkenlik arz eder. Burada önemli olan şey, ihtiyaçların doğru tespit edilip ona göre sporun şekillendirilmesidir. Şu an itibariyle biz, “olan spor”un nasıl şekillendirileceği hakkında herhangi bir şey söylemek durumunda değiliz. Çünkü biz, “olması gereken” sporun şekillendirilmesinde “olmazsa olmaz”ın belirli bir “dünya görüşü” olduğuna inanıyoruz ve her platformda bunun gerekliliğine işaret etmek durumundayız, hatta mecburiyetindeyiz.
Kapitalizma ve emperyalizmanın gölgesinde kendisine hayat hakkı bulan, daha doğrusu kapitalizma ve emperyalizmanın taşeronluğunu yaparak onlara kamuflaj olan modern spor, “amacı kendi içinde bir faaliyet” olarak gündemde yerini alarak bizzat sporun putlaştırılmasına zemin hazırlamıştır. Halbuki “amacı kendi dışında olan bir faaliyet” olarak daima tarassut altında tutulması gereken spor, “ruhun bineği beden” ve “at sahibine göre kişner” hakikati mücibince, kullanana göre hizmet eder. Sporu kullanan kimdir ve onu nasıl ve niçin kullanmaktadır? Cevabı verilmesi gereken soru budur!

Baran Dergisi, sayı:13
5 Nisan 2005
 

mürmüdük

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
7 Tem 2009
Mesajlar
6,973
Tepki puanı
1
Puanları
0
Yaş
51
Web Sitesi
anadoluhaber.blogcu.com
Paravan Devlet'te Paravan Spor Kulüpleri Bir devlet düşünün ki; cebren ve hile ile kurulmuş. Bu devlette hiçbir şey tam olarak yerli yerinde değil. Varlığını gerçekleri saklayarak sürdürüyor. Varlığını gerçekleri saklayarak sürdüren, sürdürülebilen bir devlette, hayat denilen oyun hangi ahlâkî değerler üzerinden sevk ve idare edilmekte ve bu oyun, nasıl bir sahnede sergilenmektedir? Mik’ap şeklinde değil de, her taraftan rüzgar alan bir sahnede oyunlarını oynayan oyuncular, hedef kitle olarak kabul edilen halka ne/neler vermekte ve bu halk, onlardan ne beklemektedir? Bu tür soruların cevabı bu ülkede merak konusu olmaktan çok uzaktır. Evet, yalan dolan üzere kurulan bir devlette kendinden bihaber düşmüş/düşürülmüş bir halka ne verilebilir ve böyle bir devletten halk ne bekleyebilir? El cevap: Hiçbir şey!
Spor kulüplerini çok kere devletlere benzetirim. Nitekim tıpkı devletler gibi spor kulüpleri de birer müessesedirler. Devlet, İBDA külliyatında mütemadiyen tekrar edildiği üzere, “müesseselerden meydana gelmiş, getirilmiş bir üst müessese/kuruluştur.” Devleti bir “bütün”, spor kulüplerini ise bir “parça” olarak düşünürsek, “bütünün parçaya tecellisi”, ya da “parça bütünün habercisidir” şeklinde, bu iki müessesenin, “bir şeyin aynı, aynı olduğu şeyden başkadır” hakikati ışığı altında, bir ve aynı olduğu hakkında bir görüş ileri sürülebilir. Spor kulüplerinin meydana getirdiği spor federasyonları, birleşik devletler esprisine ne de güzel bir misal. Bir Brezilyalı ile bir İngilizin futbol stili bir ve aynı değildir, fakat buna rağmen her ikisinin oynadığı oyun bir ve aynıdır, yani futboldur. Aynı esas, usûl ve kurallar etrafında şekillenmiş, fakat kendi içinde bağımsız yapılanmalar.
Tarihten, özellikle de eski Çin, eski Hint, eski Yunan, eski Roma, eski Mısır ve eski Türkler’den günümüze kadar geçen sürede spor üst başlığı altında olmasada, sportif faaliyetler sürekli olarak yapılageliyordu ve bu faaliyetler, belli bir disiplin çerçevesinde ve belli bir müessese şemsiyesi altında cereyan ediyor, ettiriliyordu. Yani spor külüplerinin varlığı, daha doğrusu tarihi, devletler tarihi kadar eskidir, denilebilir. Dünkü spor külüplerinin bügünkülerden bariz farkı, dünkü devletlerin harbiliğine paralel olarak, topyekûn sportif faaliyetler ve onların hamisi vakıf veya müesseseler birer paravan değil, doğruluğu veya yanlışlığı tartışılsa da, kendi içinde birer asalet örnekleriydiler. Ama bugünkü devletler bünyesinde spor kulüpleri, tıpkı mevcut devletlerin birer paravan oluşu gibi, gerçeklerin kamufle edildiği birer paravan keyfiyeti tüttürmektedirler. Kanaryaseverler Derneği adı altında kurulan bir kulüp veya dernekte nasıl ki asıl maksat kanarya kuşu beslemekten ziyade kumar oynamaksa, mevcut spor külüplerinin kurulmasından asıl maksat da, spor yapmak/yaptırmaktan ziyade, kara para aklamak, ihale takipçiliği yapmak, siyasî ve ekonomik rant sağlamak vs. şeklinde, iktidar erketeliği yapmak ve hortumcu vampirlerin kan çanağına dönmüş gözlerini perdeleyen bir paravan olmaktır.
Sahici spor kulüpleri bizce, sahici bir devlette vücut bulur. Sahici bir devlet, sahici bir ruh ve fikir olmadan asla ve kat’a vücut bulmaz, bulamaz. Gerçek sporseverler, önce sahici bir ruh ve fikrin tasarrufunda şekillenecek sahici bir devlet yapılanmasına çanak tutsunlar, ondan sonra da gerçek sporsever olabilmenin şartlarına malik olmak için gayret sarfetsinler. Bizce Büyük Doğu-İBDA ruh ve fikir sisteminin teklif ettiği Başyücelik Devleti, sahici bir devlet modeli olmakla beraber, gerçek sporseverler için bulunmaz bir nimet olarak ortadadır. Teveccüh etmekte gecikmeyelim.

Baran Dergisi, sayı: 9,
8 Mart 2007
 

ahde

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
2 Mar 2009
Mesajlar
591
Tepki puanı
0
Puanları
0
Yaş
41
Selamun aleyküm kardeşim
sporu hiçbir zaman dinle bağdaştıramadım ama buna uygun bir gerekçede bulamadım
her zaman bana çok boş gelmiştir futbol vs bilmiyorum
futbol veya diyer sporlarda harcanan enerjiyi düşünürdüm
eğer derdim bu enerji bi şeyler üretmek amaçlı kullanılsa nasıl olur
insanlar enerjilerini gerçekten türkiyenin ismini dünyaya duyurmak içinmi saatlerce o topun peşinden koşuyor yoksa ceplerini doldurup ününe ün katmak içinmi?
neden o milyon dolarlarla insanların ekmek yiyebileceği iş sahaları açılmıyorda
o büyük miktarlar bir kaç kişinin cebine girip ordanda yurt dışındaki bankalara
transfer ediliyor neden okul açılmıyor neden hastane açılmıyor
türkiye medeni bir ülke olması için gerçekten futbola ihtiyacı varmı
veya şükrü saraçoğlunu tıklım tıklım dolduran gençler filistin için ayağa kalkıp
kahrolsun israil diye bağırmıyorlar
yaşa fenerbahçe diye bağırıyorlar ben anlayamıyorum anlayacağımıda sanmıyorum
sizin sporlarla ilgili yazınız benimgibi düşünenler için isabet oldu diyebilirim
en güzele emanetsiniz selametle



 

mürmüdük

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
7 Tem 2009
Mesajlar
6,973
Tepki puanı
1
Puanları
0
Yaş
51
Web Sitesi
anadoluhaber.blogcu.com
Selamun aleyküm kardeşim
sporu hiçbir zaman dinle bağdaştıramadım ama buna uygun bir gerekçede bulamadım
her zaman bana çok boş gelmiştir futbol vs bilmiyorum
futbol veya diyer sporlarda harcanan enerjiyi düşünürdüm
eğer derdim bu enerji bi şeyler üretmek amaçlı kullanılsa nasıl olur
insanlar enerjilerini gerçekten türkiyenin ismini dünyaya duyurmak içinmi saatlerce o topun peşinden koşuyor yoksa ceplerini doldurup ününe ün katmak içinmi?
neden o milyon dolarlarla insanların ekmek yiyebileceği iş sahaları açılmıyorda
o büyük miktarlar bir kaç kişinin cebine girip ordanda yurt dışındaki bankalara
transfer ediliyor neden okul açılmıyor neden hastane açılmıyor
türkiye medeni bir ülke olması için gerçekten futbola ihtiyacı varmı
veya şükrü saraçoğlunu tıklım tıklım dolduran gençler filistin için ayağa kalkıp
kahrolsun israil diye bağırmıyorlar
yaşa fenerbahçe diye bağırıyorlar ben anlayamıyorum anlayacağımıda sanmıyorum
sizin sporlarla ilgili yazınız benimgibi düşünenler için isabet oldu diyebilirim
en güzele emanetsiniz selametle
Allahcc razı olsun kardeşimiz...
Allahcce emanetsiniz...
O EN GÜZEL VEKİLDİR...
Besmele...Selam...Dua...
 

mürmüdük

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
7 Tem 2009
Mesajlar
6,973
Tepki puanı
1
Puanları
0
Yaş
51
Web Sitesi
anadoluhaber.blogcu.com
Karetede Avrupa şampiyonu

karete_01.jpg

09 Şubat 2010
37. Avrupa Ümit - Genç Karate Şampiyonası ve 2. 21 Yaş Altı Karate Kupası İzmir Halkapınar Spor Salonu'nda yapılan müsabakalarla sona erdi.
41 Ülkeden 765 sporcunun katıldığı ve görkemli bir açılış töreni ile başlayan Avrupa Şampiyonası'nda sporcuların mücadelesi büyük ilgi gördü. Milliler ilk gün 3 altın, 2 gümüş ve 2 bronz madalya, ikinci gün 2 altın, 4 bronz Madalya, üçüncü gün ise 2 altın, 1 bronz madalya kazanarak Avrupa Şampiyonu oldular. Toplamda 7 altın, 2 gümüş ve 7 bronz madalya alan Türkiye'nin başarısı salona gelen izleyicileri de mutlu etti.

Avrupa şampiyonasında dereceye giren sporcular şöyle;

1. Gün Sonuçları

Ali Sofuoğlu Altın Madalya (Ümit Bay Kata)

Neslihan Çalışkan Altın Madalya (Ümit Bayan 48 Kg.)

Büşra Tosun Altın Madalya (Ümit Bayan 54 Kg.)

Çağrı Candan Gümüş Madalya (Ümit Bay 70 Kg.)

Erol Can Kahya oğlu Gümüş Madalya (Ümit Bay 63 Kg.)

Toygun Akyıldız Bronz Madalya (Ümit Bay 57 Kg.)

Gülşah Cengiz Bronz Madalya (Ümit Bayan + 54 Kg.)

2. Gün Sonuçları

Salih Akarsu Altın Madalya (Genç Bay 68 Kg.)

Esra Uçar Altın Madalya (Genç Bayan 48 Kg.)

M. Oğulcan Alımcı Bronz Madalya (Genç Bay Kata)

R. Enes Kaya Bronz Madalya (Genç Bay 55 Kg.)

Erman Eltemur Bronz Madalya (Genç Bay 61 Kg.)

Rıdvan Kaptan Bronz Madalya (Genç Bay +76 Kg.)

3. Gün Sonuçları

Tuğba Yenen Altın Madalya (21 Yaş Altı 53 Kg.)

H. Şeyda Burucu Altın Madalya (21 Yaş Altı +60 Kg.)

Bay Takım Kata

Bronz Madalya (Genç Bay Takım Kata)

Kaynak: Cihan
 

Bu konuyu görüntüleyen kişiler

Üst Alt