Blue
Red
Green
Orange
Voilet
Slate
Dark
  • Değerli Kullanıcılarımız,
    İslami Sayfa, yenilen altyapısı ve tasarımı ile sizlere çok daha iyi hizmet sunabilmek adına büyük bir değişim ve yenilenme içerisindedir.
    Bu süreç içerisinde sizlerden ayrı kalacağımız kısa aralıklar olabilir, ek olarak kullanıcılarımız sitemizde mevcut üyeliklerine giriş yapmak istediklerinde "Şifre Sıfırlama"bağlantısını kullanarak mevcut e postaları ile bu süreci kolayca tamamlayabilirler.

Ayasofya'ya Çan Takmak İsteyenlere Ateş Edin.

mürmüdük

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
7 Tem 2009
Mesajlar
6,974
Tepki puanı
0
Puanları
0
Yaş
50
Web Sitesi
anadoluhaber.blogcu.com
22025.jpg

Ayasofya'ya Çan Takmak İsteyenlere Ateş Edin.
Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethinden sonra cami haline getirdiği Ayasofyada korsan ayin girişimleri memleketin işgal altında olduğu yıllarda bile buna izin verilmediğini gösteriyor.


İsviçre’de minare krizine destek olan “Amerikan Ayasofya’ya Özgürlük Konseyi” Derneği’nin başkanı milyarder işadamı Chris Spirou’nun korsan ayin girişimi Türkiye’de hareketli saatler yaşamasına neden oldu. Hem Yunan hem de ABD vatandaşı olan Spirou, Ayosofya’ya 250 kişilik grupla ayin için gelmemesi konusunda resmi makamlarca uyarıldı. Bunun üzerine Spirou ve beraberindeki ekip Ayasofya’ya gelmekten vazgeçti. Yıllardır Ayasofya’da ayin yapmanın hayallerini kuranlar yakın tarihimizde yaşanan bir olayı akıllara getirdi.

AYASOFYA’YA ÇAN TAKMAK İSTEYENLERE ATEŞ EDİNİZ
Fatih Sultan Mehmet’in 1453’te İstanbul’un fethinden sonra cami yaptığı Ayasofya’yı I. Dünya Savaşı’nı bitiren Mondros Ateşkes Anlaşması ile geri almak ve kilise haline getirmek istediler. İtilaf Devletleri’nin işgali altında olan İstanbul’da Sultan Vahdeddin kendi güvenliğini hiçe sayarak Ayasofya konusunda verdiği emir düşman kuvvetlerine karşı kararlılığını gösteriyordu. Konu ile alakalı Tarihçi Yazar İsmail Çolak’ın Nesil Yayınları’ndan çıkan “Son Osmanlı Vahdeddin” adlı kitabında Ayasofya’da ayin yapılması ile ilgili “Kara gün: İstanbul’un işgali (Sayfa 40-41)” ve “Vahdeddin işgallere tepki gösterdi mi? (Sayfa51)” bölümünde şu bilgiler dikkat çekiyor: “Yıldız Sarayı’nda oturan Sultan Vahdeddin’in işgallerin ardından aldığı ilk tedbirlerden biri, kendisini korumak için bırakılan özel birlikleri Ayasofya’ya göndererek şu emri vermek oldu: “İstanbul’un fethinin sembolü Ayasofya’ya can takmak isteyenlere ateş ediniz.”

Sultan Vahdeddin’in bu emri üzerine 13 Kasım 1918’de fiilen, 16 Mart 1920’de resmen işgal edilen İstanbul’da İtilaf devletleri Bizansı ihya hevesine kapılanlar olmasına rağmen buna cesaret edemedikleri anlatılıyor.

PATRİK İSTANBUL’UN YUNANİSTAN’A BAĞLANMASINI İSTEDİ

Son Osmanlı Vahdeddin kitabında İsmail Çolak, Sultan’ın işgal yıllarında Ayasofya konusunda neden tedbir aldığını şöyle anlatılıyor:

“Eski Bizansın başşehri İstanbul’un 1453’ten asılar sonra içinde Yunanlıların da bulunduğu İtilaf Devletleri tarafından istila edilmesinin verdiği güç ve cesaretle Bizansı ihya hevesine kapılan Fener Rum Patrikhanesi, Temmuz 1919’da binasına Bizans bayrağı çekmekte bir sakınca görmemişti. Bu gelişmelerden sonra Patrik L. Dorotius, İngiltere Başbakanı Llyod George’a yazdığı ve İstanbul’un Yunanistan’a bağlanması gerektiğini savunduğu mektupta taleplerini açıkça dile getirmekten çekinmedi:

“İstanbul Müslümanlar için değil, fakat Yunanlılar için mukaddes bir şehirdir. İstanbul, Yunanistan’a kuvvetli bir bağla bağlanmazsa, Yunanlıların arzuları hiçbir vakit yerine getirilmemiş olacaktır. Bütün İstanbul anavatanla birleştirilmelidir. Artık yeniden dünyaya gelen Yunanistan, Türk mayasına tahammül edemez”

AVRUPA’DA AYASOFYA MİTİNGLERİ DÜZENLENDİ
Bununla da yetinmeyen Rumlar, 5 Şubat 1919’da, Ayasofya’nın Hristiyanlığa tekrar kazandırılması için bir “Kurtuluş Komitesi” daha kurmuşlardı. Komite, Avrupa başkentlerinde “Ayasofya’nın kurtuluşu için” mitingler düzenleyerek Avrupalıları tahrik etmeye çalışıyorlardı.

SON OSMANLI VAHDEDDİN’DE NELER ANLATILIYOR
Tarihçi Yazar Çolak, kitabına Sultan Vahdeddin’in şehzadelik yılları, eğitimi, gizemli şahsiyeti, dindar tabiatı, ilginç hobileri, felaket yıllarındaki zorlu padişahlık sınavı, Osmanlı’nın kabusu, İstanbul’un işgali gibi konuları anlatarak başlıyor ve devamında şu sorulara cevap veriyor: İşgallere tepki gösterdi mi, İngiliz baskısına direndi mi, bağımsızlık savaşını o mu başlattı, Sevr Antlaşması’nı imzaladı mı, niçin İngilizlere sığındı ve İngiliz zırhlısını kullandı, giderken hazineyi yağmaladı mı, vatanı terk etmesini nasıl savundu, İngiliz oyunlarına karşı gurbette vatanseverlik imtihanını nasıl verdi, Büyük Roma hayalini nasıl suya düşürdü, gurbet hayatının acı sahnelerinde neler yaşadı, tabutu neden haczedilip Şam’a kaçırıldı, Vahdeddin’in savunmasında ve vasiyetinde neler yazdı, gibi merak edilen konuları ciddi bir arşiv çalışmasıyla yazıya döktü.
 

mürmüdük

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
7 Tem 2009
Mesajlar
6,974
Tepki puanı
0
Puanları
0
Yaş
50
Web Sitesi
anadoluhaber.blogcu.com
Anadolu Gençlik'ten Anlamlı Kapak


images

Anadolu gençlik dergisi Ekim ayı sayısında Ayasofya Dosyasını Konu aldı.



Anadolu gençlik dergisi Ekim ayı sayısında Ayasofya Dosyasını Konu aldı.

Ayasofya milletin nazarında her Hangi Bir cami degildir. Peygamber müjdesine mazhar Olan "O ne Güzel kumandan "Fatih Sultan Mehmed Han Ile," O ne Güzel ordu "diye vasfedilen Fetih ordusunun zafer armağanıdır. 29 Mayıs 2011 Tarihinde Ayasofya ibadete açılmalı ve artik zincirlerinden kurtarılmalıdır.

Sümela Manastırı, Aziz Paul ve Akdamar kiliselerinin peş peşe Hıristiyanların ibadetine açılması Ayasofya tartışmalarını yeniden gündeme getirdi. Son günlerde pek çok ‘açılım’a, en azından beyanlara ve çalışmalarına şahit oluyoruz; ama sıra Ayasofya’nın ibadete açılması gibi konulara gelince hadise bir anda ‘konuyu kapatma’ya dönüşüyor. Ayasofya Camii (Fethiye Camii) yeniden ibadete açılıp cihan padişahı Fatih Sultan Mehmed’in ‘vasiyeti’ yerine getiriline kadar bu konu gündemden çıkmayacaktır. İçerisindeki Osmanlı’nın yaptırdığı levhalar kaldırılarak yerine Fatih’in kapattırdığı resimlerin tekrar ortaya çıkarılması Fatih’in mirasına ve ruhuna aykırı sayılmaz mı? Ehli salibi sevindiren bu duruma müsaade edilip Ayasofya manasından uzaklaştırılarak milletimiz derinden yaralanıyor. Onu bir taş yığını haline getirmek istiyorlar. Hele hele bunun İstanbul kültür başkenti uygulamaları paralelinde yapılması şüpheleri iyice artırıyor. Ayrıca Fatihin emaneti olan bu mabedi gezmek ve tanımak isteyen halkımızdan da müze adı altında 20 TL gibi astronomik bir ücret istenmesi garip değil mi? İstanbul’da yaşayıp bu mabedi gezemeyen onlarca insan tanıyorum. ilk kez ayrıntılı olarak kitap haline getiren Rotterdam İslam Üniversitesi Rektörü ve Hukuk Tarihçisi Prof. Dr. Ahmet Akgündüz, camiye bu ismin İstanbul'un fethinin bir simgesi olması için verildiğini söylüyor. Fetihten önce Ayasofya Bizans devlet yönetimi fetihten bir yıl önce 1452’de mezhep değişikliğine giden süreci başlatmak üzere, Ayasofya'da Katolik ve Ortodoks din adamlarının iştirakiyle büyük bir ayin düzenledi. Bu büyük ayine Ortodoks halkın büyük çoğunluğu katılmadı, imparatoru ve din adamlarını protesto ederek; “Ayasofya'nın lanetlendiğini ve artık asla ayin için Ayasofya'ya gitmeyeceklerini” ilan ettiler ve her tarafta Ayasofya'nın lanetlendiğini yaymaya başladılar. Fetihten önce Bizans’ta taht kavgaları yoğun olarak yaşanmakta idi. Ekonomik olarak büyük sıkıntı yaşayan Bizans koca bir mabet olan Ayasofya’yı tamir ettiremeyecek kadar güçsüzleşmiş ve iç karışıklıklara duçar olmuştu. Fatih İstanbul’u almadan önce bina köhne bir durumda idi. Aslında Fatih yıkılmaya yüz tutmuş bu mabedi ele alarak yeniden tamir ettirmiştir.

Ayasofya ismi

Doğu Roma İmparatoru Justinianus, hem Doğu Roma İmparatorluğunun güç ve ihtişamını, hem de Hıristiyanlığın diğer dinlere karşı üstünlüğünü gösterebilmek amacıyla, Hz. Meryem'e hediye edilmek üzere, Hz. Süleyman'ın mabedinden daha büyük bir mabed yaptırmaya karar verir. Bu amaçla üçüncü kez, Ayasofya'nın inşaatına başlanır ve 532 de başlayan inşaat 537 yılında tamamlanır. İnşaatı tamamlandığında Ayasofya, fiziki yapı olarak dünyanın en büyük ve en ihtişamlı mabedi olur. Açılış merasiminde Mesih'i memnun ettiklerine inanan halk çılgınca sevinç gösterileri yaparken, İmparator ortaya koyduğu bu muhteşem eserden olabildiğince gururludur. Adeta saltanatının Süleyman Peygamberin saltanatından bile güçlü ve ihtişamlı olduğunu haykırarak ; “Ey Süleyman seni geçtim!” diye bağırmıştır. Bizans zamanında yapılan Kilise olarak açılan Sancta Sophia-hagia sophia olarak adlandırılan mabede kutsal bilgelik anlamına gelen Ayasofya ismi sonradan verilmiştir. Aslında son araştırmalar fetihten sonra camiye Ayasofya değil Fethiye Camii ismi verildiğini ortaya çıkarmıştır. Ayasofya Camii'nin yüzlerce yıllık tarihini Ayasofya milletin nazarında her hangi bir cami değildir. Peygamber müjdesine mazhar olan “O ne güzel kumandan” Fatih Sultan Mehmed Han ile, “O ne güzel ordu” diye vasfedilen Fetih ordusunun zafer armağanıdır.
29 Mayıs 2011 tarihinde Ayasofya ibadete açılmalı ve artık zincirlerinden kurtarılmalıdır.
 

_AYDIN_

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
9 Eyl 2009
Mesajlar
1,485
Tepki puanı
0
Puanları
0
Yaş
35
es-selamun aleyküm ve rahmetullahi ve berekatühü...
hayırlı bi paylaşım olmuş,RAbb'im Celle Celalühü razı olsun abiciğim...
Allah'u teala bizlere ayasofya'da namaz kılmayı nasip etsin inşaAllah...
selam ve dua'ile,selametle kalınız...
 

mürmüdük

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
7 Tem 2009
Mesajlar
6,974
Tepki puanı
0
Puanları
0
Yaş
50
Web Sitesi
anadoluhaber.blogcu.com
Ve Aleyküm Selam gönüldaşımız..
Gönlüne bereket...
Rabbimize emanetsin inşaALLAH...
O EN GÜZEL VEKİLDİR...
BESMELE...SELAM...DUA...
 

kimkimdir

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
9 Şub 2009
Mesajlar
6,623
Tepki puanı
0
Puanları
0
Yaş
50
Türkiye Doğu Akdeniz'e İnmek İstiyor!

akdenizde-tansiyon-yukseliyor-55349.jpg


KKTC ile Türkiye arasında imzalanan kıta sahanlığı anlaşması Güney Kıbrıs'ta ve Yunanistan'da bomba etkisi yarattı

KKTC ile Türkiye arasında kıta sahanlığını belirleyen ve Türkiye'ye Kıbrıs adasının tümünde petrol ve doğalgaz arama faaliyetlerinin yolunu açan anlaşma, Rum ve Yunan tarafını telaşlandırdı.

İddialara göre, Rum kesimi Akdeniz'de olası bir savaş için hazırlıklara başladı.

Türkiye'nin Akdeniz'de başlatacağı arama çalışmlarının, Rum kesiminin Baf bölgesi ve Yunanistan'ın Meis adası arasında bulunacak olması Rumlarda büyük endişeye yol açtı. Türkiye'nin askeri tedbirler yerine diplomatik adımlar atmayı tercih etmesi de Rumları oldukça rahatsız etti. Zira Rum liderliği bir süredir kışkırtıcı açıklamalarla Türkiye'nin bölgede bir askeri gerilim yaratmasını hedefliyordu. Dünkü anlaşmayla bu oyun da bozuldu.

Rum basını, Türkiye'nin dünkü anlaşmayla, Güney Kıbrıs'ın sözde Münhasır Ekonomik Bölgesinde yer alan 1-4-5-6 ve 7. parsellere kadar uzanacağına dikkat çekti.

'TÜRKİYE DOĞU AKDENİZ'İN TÜMÜNE İNMEK İSTİYOR'

Rum gazeteleri, anlaşmanın Türkiye'nin Doğu Akdeniz'in tümüne inme arzusunun bir sonucu olduğunu yazdı. Haberlerde, Ankara'nın zengin doğalgaz ve petrol yatakları bulunan bölgedeki 5 parselde varlık göstereceğine işaret etti.Rum Yönetimi hükümet sözcüsü Stefanos Stefanu beklenen açıklamayı yaptı, Türkiye ile KKTC arasındaki anlaşmanın hukuka aykırı olduğunu iddia etti.

Stefanu "Türkiye, KKTC ile anlaşma imzalayarak bir hukuk dışılığa daha imza attı. Türkiye, Rum Yönetimi'nin arama hakkını engellemeye çalışıyor. Uluslararası topluluk Türkiye'nin hukuka uymasını istese de Türkiye hukuku çiğnemeyi sürdürüyor" dedi.

ANLAŞMA GEÇERSİZ

Yunanistan Dışişleri Bakanı Grigoris Delavekuras'sa girişimi kınadı, Türk liderler tarafından New York'ta imzalanan anlaşmanın "geçersiz" olduğunu iddia etti.

Rum basınındaki yorumlarda, Erdoğan'la Eroğlu arasında imzalanan anlaşmanın münhasır ekonomik bölge değil kıta sahanlığı anlaşması olduğuna dikkat çekildi.

Oysa Türkiye ve KKTC, hukuken gerekli ilk adım olan kıta sahanlığı anlaşmasının ardından Ankara'ya petrol arama konusunda imtiyaz hakkı verilmesini sağlayacak ikinci bir anlaşma daha yapacak. Yani 2 ülke münhasır ekonomik bölge ilan edecek.

Öte yandan Rum lider Dimitris Hristofyas Birleşmiş Milletler genel kurulunda yapacağı konuşmada Türkiye'yi şikayet etmeye hazırlanıyor. Teamüllere aykırı davranma pahasına konuşmasında Türkiye'den şikayetçi olmayı planlayan Rum lider, anlaşmayı "Türk tehdidi" olarak göstermeyi ve Ankara'yı adada çözümü engelleyen taraf olarak itham etmeyi hedefliyor.

SAVAŞ YASALARI MECLİS'TE

Rum Alithia gazetesinin, "Savaş Yasaları Mecliste" başlığıyla verdiği habere göre, Güney Kıbrıs'ın herhangi bir acil veya savaş durumunda nasıl hareket edeceğine ilişkin yeni bir yasa tasarısı Rum hükümeti tarafından meclise sunuldu.

Tasarıda "Acil Durumlar Sivil Planlama" (PSEA) birimi adı altında yeni bir oluşum öngörülüyor.

Habere göre, herhangi bir saldırı veya tehdit karşısında acil durum ilan edilmesi durumunda PSEA'da görevli kişilerin harekete geçmesi ve savunmaya yardımcı olması hedefleniyor.

Yasa tasarısında, PSEA çerçevesinde, "alarm sistemi kurulması, göreve çağrıldıklarında PSEA mensuplarının kullanabilecekleri teçhizat ve malzemelerin bulunacağı uygun binaların yapılması" öngörülürken, İçişleri Bakanına da PSEA personelini acil durumlarda göreve çağırma yetkisi veriliyor.

PSEA biriminin, gerekli görülmesi durumunda etkilenen bölgelerin boşaltılması faaliyetlerinde bulunması, göreve çağrılmaları durumunda çalıştıkları işleri bırakmak zorunda kalanların maaşlarının işverenleri tarafından ödenmesi de öngörülü
yor.
 

kimkimdir

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
9 Şub 2009
Mesajlar
6,623
Tepki puanı
0
Puanları
0
Yaş
50
Rum TV'sinden Şok İddia

2484.jpg


Kıbrısda Rumların tek taraflı olarak sondaj çalışmalarına başlamasıyla ilgili Akdeniz de başlayan soğuk savaş devam ediyor...

Milliyet'in haberine göre, Rum Sigma TV önceki gece haber bülteninde durumla ilgili ilginç bir iddia ortaya attı. Kanal, Türk F16 savaş uçaklarıyla İsrail F16 savaş uçaklarının 'birbirlerini kilitleyecek' kadar yakın uçuşa başladığını öne sürdü.

Habere göre, iki ülke savaş uçakları savaş mevzili kadar birbirlerinin radarlarında göründü. Türk Hava Kuvvetleri'ne ait uçakların sondaj yapılan bölgeye 50 kilometre mesafede olduğu iddia edildi. Rum Kesimi'ndeki İsrail Büyükelçiliği ise, bölgede “askeri güçleri olmadığını” savundu.
 

kimkimdir

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
9 Şub 2009
Mesajlar
6,623
Tepki puanı
0
Puanları
0
Yaş
50
Türk Donanma'sı Harekete Geçti!

201102234903833270.jpg


Türkiye nin önce İsrail, sonra da Kıbrıs Rum Kesimi ile yaşadığı krizlerin ardından Akdeniz!deki Türk donanmasına ait unsurların sayısı artırılıyor

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı envanterinde bulunan 18 fırkateyninin en az 8'inin son yaşanan olayların ardından Akdeniz'e aktif olarak görev yapabileceği kaydediliyor.

ÇANAKKALE BOĞAZI'NDA HAREKETLİ SAATLER
Sabah saatlerinde askeri gemi hareketliliği yaşanan Çanakkale Boğazı'ndan 3 gemi Ege Denizi'ne açıldı.TCG Sokullu Mehmet Paşa, TCG Salih Reis ve TCG Öncü isimli gemiler Ege'ye açılmak için Çanakkale Boğazı'ndan geçti.Gemilerin, Kıbrıslı Rumların İsrail'le anlaşarak KKTC ve Türkiye'nin tüm itirazlarına rağmen Doğu Akdeniz'deki"Afrodit" kod adlı doğalgaz ve petrol arama girişiminin ardından Ege'ye açılması dikkat çekti.

Bu iddiaların ardından sabah saatlerinde askeri gemi hareketliliği yaşanan Çanakkale Boğazı'ndan 3 gemi Ege Denizi'ne açılması ise dikkat çekici.
Kaynaklar, yaşanan olayların ardından Türk donanmasının ağırlık merkezinin de Akdeniz'e kaydırılacağına dikkati çekiyor. Türk donanması, halen BM Güvenlik Konseyi'nin 1970 ve 1973 numaralı kararları doğrultusunda Libya açıklarında oluşturulan ve NATO'nun Napoli'deki üssünden koordine edilen "Birleştirilmiş Koruyucu" harekâtına 3 fırkateyn ve 1 denizaltıyla katılıyor. Bu bölgede TCG Kemal Reis, TCG Gaziantep ve TCG Gökçeada fırkateynleri ile TCG Dolunay denizaltısı görev yapıyor. 4 donanma unsuru İtalyan ITS Garibaldi fırkateyninin komutasındaki harekâtta önemli görevler üstleniyor.
Milliyet'in haberine göre, Türkiye'nin İsrail'e yönelik açıkladığı ağır yaptırımlar karşısında dikkati çeken seyrüsefer serbestisinin sağlanması konusunda, Doğu Akdeniz'de üç fırkateynin devriye gezmesinin hedeflendiği kaydedildi. Bu kapsamda Türk donanmasına ait üç savaş gemisi İsrail'e karşı görev yapacak. Kıbrıs Rum Kesimi'nin münhasır alan ilan ettiği bölgede petrol aramaya başlamasına karşılık, önümüzdeki haftadan itibaren Türkiye de bir sismik gemiyle petrol aramaya başlayacağını ilan etmişti. Bu petrol arama işlemine de en az iki fırkateynin eşlik etmesi bekleniyor. Son yaşanan gelişmeler göz önüne alındığında donanmanın 18 fırkateyninden 8'i ve bir denizaltı Akdeniz'de göreve çıkmış olacak. Doğu Akdeniz'de görev yapacak fırkateynlere yer yer korvetlerin ve denizaltıların da eşlik etmesi gündeme gelebilecek.
TÜRKİYE İLK ADIMI ATTI
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin (GRYK) İsrail'in işbirliği ile Kıbrıs'ın güneyinde petrol arama faaliyetlerini sürdürmesine misilleme yapmak isteyen hükümet ile KKTC devleti ilk adımı attı. Bu kapsamda Türk Petrolleri Anonim Ortaklığı'na (TPAO) Kıbrıs açıklarında sondaj yapması için ruhsat verildi. Önümüzdeki süreçte Münhasır Ekonomik Bölge Anlaşması ile Kıta Sahanlığı Anlaşması ve imzalanacağı arama yetkilerinin de KKTC'deki tüm arama bölgelerini içereceği kaydedildi.
Almanya'ya gidişinden önce Esenboğa Havalimanı'nda gazetecilerin sorularını yanıtlayan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız ise Türkiye'nin Akdeniz'deki petrol arama çalışmalarına yönelik bir takvim olup olmadığı sorusu üzerine, bölgede fiili bir durum olduğunu ifade ederek,
"KKTC ile kıta sahanlığı anlaşması imzalanarak onun çizdiği sınırlar dahilinde sismik aramalarımızı biz de fiili hale getiriyoruz" dedi.
 

kimkimdir

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
9 Şub 2009
Mesajlar
6,623
Tepki puanı
0
Puanları
0
Yaş
50
Beş Soruda Kıbrıs ve 'Akdeniz' Krizi


flas-8-turk-firkateyni-akdenizde-41008.jpg


Türkiye-İsrail-Güney Kıbrıs üçgeninde yükselen krizin temelinde Akdeniz'deki "münhasır ekonomik bölge" anlaşmaları bulunuyor.


Son bir aylık dönemde Türkiye-İsrail-Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) üçgeninde yükselen krizin temelinde Akdeniz'deki "münhasır ekonomik bölge" anlaşmaları bulunuyor.
Yunanistan'ın Mısır ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin ayrı ayrı İsrail, Mısır ve Lübnan ile imzaladığı anlaşmalar nedeniyle Türkiye Akdeniz'de söz sahibi olduğu alanın üçte birini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya geldi.
İsrail-GKRY anlaşması ise Türk gemilerine Kıbrıs'ın doğusunda özgürce geçecek yol bırakmıyor.
Konunun uzmanı Prof. Dr. Sertaç Başeren'in de anlatımları ve haritaları çerçevesinde Akdeniz'de yaşanan kriz, beş başlık altında şöyle:
1- Münhasır Ekonomik Bölge (MEB ne demek?
1982 yılında imzalanan BM Deniz Hukuku Sözleşmesi'nde düzenlenen MEB, karasularının dışında ama bu sulara bitişik, belirlenen özel hukuki rejime tabi, sahildar devletin hakları ve yetkileri ile diğer devletlerin hakları ve serbestliklerinin belirlendiği bölge.
2- MEB'in sınırları nasıl çiziliyor?
MEB kıyı devletin sahil şeridinden itibaren başlıyor ve 200 millik bir alanı kapsıyor.
3- Sahildar devletin MEB'de sahip olduğu haklar nelerdir?
MEB'de sahildar devletler sınırlı bir egemenlik hakkına sahip bulunuyor:
* Deniz yatağı üzerindeki sularda, deniz yataklarında ve bunların toprak altında canlı ve cansız doğal kaynaklarını araştırılması, işletilmesi muhafazası ve yönetimi konuları ile ilgili faaliyetlerde bulunmak
* Sudan, akıntılardan ve rüzgârlardan enerji üretimi gibi, bölgenin ekonomik amaçlarla araştırılmasına ve işletilmesine yönelik faaliyetlerde bulunmak
4- Akdeniz'deki kriz nasıl başladı?
Kıbrıs Rum Yönetimi, uluslararası platformlarda Kıbrıs'ı temsilen muhatap kabul edilmesinden hareketle, kendisini Ada'nın tek temsilcisi olarak görüyor. Rum Yönetimi bu çerçevede, 2003 yılından bu yana, deniz komşusu bazı ülkelerle MEB anlaşmaları imzaladı. Bu anlaşmalar çerçevesinde, Rum Yönetimi Ada'nın güneyini parsellere ayırarak 13 ayrı petrol arama sahası ilan etti ve uluslararası şirketleri bu alanlarda petrol aramaya davet etti. Rumlar anlaşmalar kapsamında kendi kıyısından 200 mil açıkta dahi doğalgaz ve petrol arama faaliyetine girişti.
5- Türkiye neye itiraz ediyor?
Ankara, Kıbrıs'ın sahip olduğu kaynaklarda Rumlar kadar Türklerin de payı olduğunu ve Kıbrıs'ın nihai statüsü belirlenmeden bu zenginliklerin işletilmesinin doğru olmayacağını savunuyor. Rumlar 13 parselde petrol arama ruhsatı vermeyi başarırsa, bölgedeki 145 bin kilometrekarelik kıta sahanlığı alanının sadece 41 bin kilometrekaresi Türkiye'ye kalacaktır. Yani Akdeniz'de sahip olduğu suların üçte birini kaybedecek. Bu suların 71 bin kilometrekaresini Yunanistan, 33 bin kilometrekaresi Rum Yönetimi'nin olacak.
akdeniz-tablo-1.jpg

akdeniz-tablo-2.jpg

HERKES SINIRINI ÇİZDİ
Yunanistan Meis Adası'nı odak alıp kendisine göre bir alan yaratmış. Güney Kıbrıs da sınırını çizmiş. Türkiye ise Adalet Divanı'nın Ukrayna-Romanya, Kanada-Fransa, Malta-Tunus arasındaki adalara ilişkin kararları örnek alarak sınırlarını çizmiş.
akdeniz-tablo-3.jpg

BOĞMA HAREKATI
Akdenizde kendi alanını çizen Yunanistan Rumlar ve Mısır'la anlaşmaya gitti. Rumlar da İsrail ve Mısır'la anlaşarak Doğu Akdeniz'i paylaştı
Kaynak: Haberturk
 

mürmüdük

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
7 Tem 2009
Mesajlar
6,974
Tepki puanı
0
Puanları
0
Yaş
50
Web Sitesi
anadoluhaber.blogcu.com
Zincirler kırılsın, Ayasofya Cami olarak açılsın

17758.jpg


Sultan Fatih Mehmet'in Cami olarak vakfettiği Ayasofya'nın yeniden Camii olarak açılması için bir dizi etkinlik başlatan AGD İstanbul Şubesi, ilk eyleminin dün Ayasofya önünde geniş bir katılımla yaptı.

Sultan Fatih Mehmet'in ‘Cami’ olarak vakfettiği Ayasofya'nın yeniden Camii olarak açılması için bir dizi etkinlik başlatan AGD İstanbul Şubesi, ilk eyleminin dün Ayasofya önünde geniş bir katılımla yaptı. Kitlesel basın açıklamasında konuşan AGD İl Başkanı Serhat Akçay, “Artık bu ayrılık son bulmalı. Fatih’in mezarında kemiklerini sızlatmamak ve fatihin vasiyetindeki bedduasına muhatap olmamak için Ayasofya’nın en kısa sürede cami olarak ibadete açılmasını istiyoruz. Ayasofya’nın kapalı olduğu her gün işkence, yeniden cami olarak ibadete açıldığı gün ise bayram olacaktır” dedi.

Anadolu Gençlik Derneği İstanbul Şubesi, Ayasofya'nın yeniden cami olması için yeni bir kampanya başlattı. Kampanyanın startı dün Ayasofya Camisi’nin önünde yapılan kitlesel basın açıklamasıyla verildi. Basın açıklamasına çok sayıda AGD mensubu katılırken, turistler de programı dikkatle takip etti. Tekbirler getiren grup, “Zincirler kırılsın Ayasofya açılsın”, “Hükümet uyuma mirasına sahip çık” sloganları attı. Polisin çevrede geniş güvenlik önlemleri aldığı eylemde Fatih’in Ayasofya Vakfiyesi İngilizce olarak çevredeki turistlere dağıtıldı. Program Mücahit Altunç’un okuduğu Kuran tilavetiyle başladı. Fetih Suresi’nin okunmasının ardından tiyatral bir gösteriyle Ayasofya’nın tekrar ibadete açılması gerektiği vurgulandı.

FATİH’İN KEMİKLERİNİ SIZLATMAYALIM

Fatih’in Ayasofya vakfiyesindeki beddualara muhatap olmamak için Ayasofya’nın derhal ibadete açılması gerektiğini ifade eden AGD İstanbul İl Başkanı Serhat Akçay, “Basın açıklamasını AGD İl Başkanı Serhat Akçay okudu. 1986 yılından bu yana ülkemizde Camiler ve Din Görevlileri Haftası kutlanmaktadır. Ancak, bugün Camiler haftası kutlanırken Ayasofya camimiz üzgündür, gözü yaşlıdır, zira hala ibadete açılmamıştır. Bu nedenle bizlere önemli bir görev düşmektedir. O da lanetin üzerimizden kalkması için Ayasofya Camisinin ibadete açılması adına gayret gösterilmesi ve bu amaçla faaliyetlerin desteklenmesidir. Fatih Sultan Mehmet fethin sembolü Ayasofya’nın kıyamete kadar camii olarak kalmasını bütün insanlığa emanet ve vasiyet etmiştir. Bu ülkeyi bize vatan yapan Cihan Padişahı Fatih’in emanetinin bugün kilitli ve zincire vurulmuş olması bizleri derinden yaralamaktadır. Artık bu ayrılık son bulmalı. Fatih’in mezarında kemiklerini sızlatmamak ve fatihin vasiyetinde ki bedduasına muhatap olmamak için Ayasofya’nın en kısa sürede cami olarak ibadete açılmasını istiyoruz. Ayasofya’nın kapalı olduğu her gün işkence, yeniden cami olarak ibadete açıldığı gün ise bayram olacaktır” dedi.

AKDAMAR’A VAR, AYASOFYA’YA NEDEN YOK!

Hükümetin, ‘açılım’ adı altında diğer dinlere gösterdiği önemi Türkiye’de kendi Müslüman vatandaşlarına göstermediğine savunan Akçay, “Günler, haftalar, aylar ve yıllar derken tam yarım asır geçti. Yıl dönümü nutukları, bandolar, mehter marşları çalındı, bildiriler, telgraflar, açık mektuplar ve minareler boyu dilekçeler yazıldı, şiirler söylendi. Ayasofya, ezana, namaza, müezzin ve imama, cemaatine, Kuran’a ve dualara ve semaya açılan ellere hâlâ kavuşamadı. Başta Eyüp Sultan Hazretleri olmak üzere Bizans’ı fethedip ‘İslambol’ yapmak isteyen gaziler ve şehitler şimdi biz torunlarından ruhlarını azaptan kurtarmamızı ve yeniden feth-i mübin-i İslam’ı gerçekleştirmemizi bekliyor. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Akdamar kilisesinde, Sümela manastırı ve Tarsus’ta ki tarihi kiliselerde ibadet yapılmasına izin veren yasal düzenlemeler yaparken; ülkenin yüzde doksan dokuzunu oluşturan Müslümanların Ayasofya'da ibadetine izin verilmemesi bir insan hakkı ihlali değil midir? Bu insan hakkı ihlalinin biran önce giderilmesini istiyoruz. Ayrıca bir çok gayrimenkulün azınlıklara verilmesi sağlanırken, 28 Şubat sürecinde devlet tarafından el konulan MGV ve diğer sivil toplum kuruluşlarına ait mülkler için (camii, yurt, külliye, ..vb) hiçbir yasal düzenleme yapılmamıştır” diye konuştu.

AYASOFYA’DA 100 BİNLERCE İNSANLA NAMAZ KILACAĞIZ

29 Mayıs 2012’den yüz binler eşliğinde Ayafosya’da namaz kılacaklarını dile getiren Akçay, “Anadolu Gençlik Derneğimiz; halkımızın desteği ile bu kutlu fetihleri gerçekleştirmek için elinden geleni sonuna kadar yapacaktır. Bugün talebimizi yeniliyoruz ve diyoruz ki Ayasofya Camii olarak yeniden ibadete açılsın. Bu talebimiz yerine getirilene kadar demokratik bütün haklarımızı kullanacağız ve 29 Mayıs 2012 tarihinde İstanbul’un fethinin yıldönümünde Ayasofya’da yüz binlerce vatandaşımızın katılımı ile öğlen namazımızı hep beraber eda edeceğiz. Halkımızı, gençliğimizi, bütün STK ve siyasi partileri bu konuda çalışmaya ve bizlere destek vermeye davet ediyoruz.”

AYASOFYA’NIN KAPALI OLMASI KANUNLARA AYKIRI

Ayasofya’nın kapalı olmasının kanunlara da aykırı olduğunu dile getiren AGD İstanbul İl Başkanı Serhat Akçay, şöyle devam etti: “Bugün, Ayasofya’nın ibadete kapalı olması hukuka ve kanunlara da aykırıdır. Şöyle ki; Anayasa Mahkemesi’nin 30.01.1969 da verdiği ‘Kanun çıkarılmak suretiyle de olsa devletin hazineye ait olmayan mallara müdahale etmesinin imkanı yoktur’ kararına rağmen, Ayasofya da ise kanun bile değil bir kararname ile Fatih Sultan Mehmet’in vakıf malına el konulmasının tamamen hukuk dışı bir uygulama olduğu açıkça görülmektedir. Dolayısıyla Ayasofya’nın müze yapılmasına ilişkin çıkarılan kararname, yasal dayanaktan yoksun olduğu için ‘keen’lem yekün’ yani yok hükmündedir.”

ajans5
 

kimkimdir

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
9 Şub 2009
Mesajlar
6,623
Tepki puanı
0
Puanları
0
Yaş
50
Türkler havlar, ama ısırmaz

041020111047443660644_2.jpg


Rum gazetesi, Kıbrıs açıklarındaki sondaj krizinde Türkiye'nin sadece sesini çok çıkardığını yazarak büyük bir askeri güç olmadığını iddia etti. Rum gazetesi manşetinde de Türkiye'ye hakaret içeren ifadeler kullandı.


04 Ekim 2011, 10:57
kullanici.png
Anadolu Haber


Güney Kıbrıs’ta yayınlanan Simerini gazetesi, Rum Stratejik Araştırmalar Merkezinin “Türkiye-Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’daki Güç Dengeleri” başlıklı raporunu ‘’Türkler, Havlar Ama Isırmaz” başlığıyla verdi.

Güney Kıbrıs’ta bulunan Rum Stratejik Araştırmalar Merkezi'nce hazırlanan raporda, “Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’daki en büyük askerî güç olmadığı, Mısır, İran ve Suriye’nin çeşitli alanlarda Türkiye’den üstün bulunduğu” iddia edildi.


Raporda, Türkiye’nin asker, tank, savaş uçağı ve savaş gemisi sayısının, Yunanistan’dan fazla olduğu ancak, sayısal oranların bir Türk-Yunan çatışmasında ‘’Tek başına Türkiye lehine sonuç veremeyeceği” yorumu yapıldı.


Araştırmada, İran’ın asker sayısının 523 bin, Türkiye’nin 510 bin, Mısır’ın 468 bin olduğu; Yunanistan’ın 139 bin kişi ile 7’nci sırada yer aldığı belirtildi. Türkiye’nin 4 bin 563 tankına karşılık Suriye’nin 4 bin 950 tankı, Yunanistan’ın ise 1590 tankı var.


Savaş uçağı sayısı açısından da Suriye’nin 565, Mısır’ın 555, İsrail’in 460 uçağı bulunuyor. Türkiye’nin 426, Yunanistan’ın ise 303 uçağı var. Araştırmada donanma konusunda Türkiye’nin bütün Akdeniz ve Ortadoğu ülkelerinden üstün olduğu da vurgulandı.
 

kimkimdir

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
9 Şub 2009
Mesajlar
6,623
Tepki puanı
0
Puanları
0
Yaş
50
BEN ANADOLU

ANADOLU, bir mekân, bir coğrafya parçası olmanın ötesinde, her coğrafya parçasının kendine mahsus bir mânâsı olmasına nisbetle, bu mânâyı da hakikatiyle gösterebilmiş bir BEDEN ismidir. Tarih boyunca nice kavimlerin HARMAN olduğu, nihayet bugünün moda lâfı n’idüğü belirsiz bir “mozaik” lâflamasının dışında, bu İNSAN’a MUTLAK HAKİKAT kisvesini giydirerek DEVLET-İ EBED MÜDDET idealinin BİNEK TAŞI hüviyetine bürünen ANADOLU. Vatan, fikrin tecelli ettiği yerdir. Ruhun tecelli ettiği BEDEN, bu şuurlu benliğimiz-NEFSİMİZ, bugün ne hâlde ayrı mesele, sözkonusu idealin geri ve ilerisine doğru ne olmuş ve ne olmalı diye bakarken, hiçbir tarihî ve hiçbir kavim medeniyeti gözardı etmeme KABADAYILIĞIMIZ’ın sebebini, anlayana geçen sayılarda verdiğimizi hatırlatalım. Bahsi geçen HARMAN, ne gelip geçen keyfiyetlerin rastgele karışımı, ne bugün varlık iddiasındaki toplulukların rastgele bir “mozaik” lâflamasının karşılığıdır. Kavim veya kültür adı altında anılanların, ne öyle ne böyle oluşu, bizim 1000 senelik HARMAN kasdımızı karşılamıyor. Öyleyse dünün “hasta adam”ı o, bugün isterse komalık de, ruhun bedenle ilgisi müddetince hâlâ ve mutlu gelişme olarak iyileşme vaadi, DEVLET-İ EBED MÜDDET idealini o dönemi nisbet almış yürüyor. Yanlış anlamayınız. Bizim İDEALİMİZ, ÖRNEK ÜMMET MODELİ Sahabîler döneminden başka hiçbir İNSAN tipini ve toplum yapısını benimseyemez.DEVLET-İ EBED MÜDDET idealinin BİNEK TAŞI olmuş ANADOLU, tahdidî bir mekân mânâsı taşımadan ne kadar gelişmiş ve sonra büzülmüşse, oldukları da olamadıkları da ASR-I SAADET’e nisbetle değerlendirilmek üzere, bugün bizim için YAHYA Kemâl’in “Kökü maziye bakan atîyim!” dediği veçhile, bir asıldır. PEYGAMBER sözüyle işaretlenmiş belde İSTANBUL, bütün bir ANADOLU, RUMELİ yakası ile, bu bedenin yayıldığı ARAB âlemi, AFRİKA ve mahzun kalmış ASYA, “sen kimlerdensin?” dendiğinde alınan cevaba gönül rahatlığıyla “ben de!” dercesine bir İMAN akrabalığının, hem olunabilen, hem de olunması gereken bir mânânın toplayıcı adresini vermiştir. Beylik kavim ismi hâlinde kendini ne hissedersen hisset, ne türden melez olursan ol, oradan mekânı ANADOLU olan İSLÂMÎ hüviyete su taşı. MUTLAKA. Demek ki bizim sözünü ettiğimiz ANADOLUCULUK, ne kendini bir keyfiyet ve kültür ifâdesine kavuşturabilen, ne de çerçöpler gibi kendini ifâde edemeyen kavim ve kavimsizler mozaiği değil, tek başına ve âlâ olmaya niyet bir İNSAN tipinin de tarif edenidir. Nasıl ki “toplum ailelerden meydana gelmiştir!” diye, bugün ailelerin hâli belli, böyle bir mozaik taneleri yerine, bütün aileleri ANADOLUCULUK ruhu altında nasiplendirmek ve ANADOLUCULUK ruhunu besleyi kılmak anlayışı. ANADOLUCUYUM, ANADOLUCUYUZ! Sözümüz eksik kalmasın: Fikrimizin ulaştığı heryer, bedende tecelli eden ruh, ANADOLUDUR. Nefs birdir!
 

kimkimdir

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
9 Şub 2009
Mesajlar
6,623
Tepki puanı
0
Puanları
0
Yaş
50
— DEVLET-İ EBED MÜDDET idealinin fedakâr kalesi ve yılmaz serdengeçtisi Anadolulu…

— Her sıkıntıyı gidermeye, her çöküntüyü kaldırmaya, her söküntüyü bitiştirmeye, Yemen’de kavrulmaya, Galiçya’da donmaya, Balkanlar’da erimeye, Filistin’de doğranmaya, İstanbul’da paşa kusmuklarına muhafızlık etmeye hep o memur ve mahkûm, hep o…

— O, tükenmez bir taş ocağı hâline getirilmiş ve hem dışından çürütülerek, hem de içinden kendi kendisini çürütmeye bırakılarak “suyun öte tarafından” gelen tesirler altında firavunların ehramlarına taş taşıyan esirlere döndürülmüştür.

— Bu kozmopolit seyislerin gözlerini bağlayarak idare ettiği dolap beygirini “pedigri-şecere”sine lâyık şekilde kurtarmak lâzım…

— Anadolu’yu nefsine ve devletine hâkim kılmak lüzumu en aşağı 100 yıl önce başlamış olması gereken ideal çapında bir dava…

— Bu idealin ismi de Anadoluculuk…


l


Bu görüşü ruhuna destek arayan bir genç heyecaniyle benimsedim ve şiirlerimi (başta Ahmed Haşim) üstadlar mecmuasının yanısıra onlara hibe etmeye başladım. Sonra takdir eder oldum ki, bu dar bir görüştür; türlü sebeplerden ötürü hakkını alamayan bir millet hâline karşı bir hınç ifâdesidir ve basit teessürî sınırdan ileriye geçemez.

Hacı Bektaş’ların, Hacı Bayram’ların, Nasreddin Hoca’ların, Battal Gazi’lerin, Köroğlu’ların, Karacaoğlan’ların, Dertli’lerin, Keloğlan’ların, Kerem ile Aslı’ların, Ferhad ile Şirin’lerin ANADOLU’su, mükemmel ve muhteşem bir sentez hâlinde nakışlandırılacak olursa, meydana öyle bir duygu ve düşünce VAHİD'i çıkar ki, ana gaye, bu vâhidi her bakımdan kıymetlendirmek olarak abideleşir; ve onu, sadece ifsat ve istismar sınıflarından kurtarmak, basit bir coğrafya meselesi sanmak gibi bir darlık ve hasislikten uzak tutar.

Yoksa bellibaşlı bir ruh vâhidi diye ifâdelendirilen şiar ve seciyeye uygun her ferd ve sınıf, ayrım yapmadıkça ANADOLU’DAN’dır, ANADOLU’LU’dur; ve kavmiyet çerçevesi içinden beşerî bir model neşretmek vakıasıdır ki, ideolojik olmak kıymetine sahibtir. Bunun aksi, davayı âdî mânâsıyla psikolojik ve politik kılar ve kısırlaştırır, hiçleştirir. İşin aslı ANADOLU’LU’yu önce nefsine, vücud hikmetine, sonra da cemiyet ve devletine hâkim kılmadır ve geçer akçe ANADOLUCULUK budur.

O bir oluş meselesidir, öç alma işi değil… Bu oluşun içinde, ANADOLU’LU’ya âit eksiklik ve istidatsızlığın muhakemesi ve onun kendi öz nefsinden de öç almaya davet edilmesi, hattâ zorlanması da var.


l


Anadolu… Putların ve salîbin binbir cümbüşü arkasından kendisini topyekün HİLÂL’e teslim eden ve onun davasını bütün dünyaya şâmil bir aksiyon hâlinde güden aslî ve asil unsur kadrosu… Dünkü İmparatorluğa AKAN hâli, bugün ne olması gerektiği ile birlikte bütün bir muhasebesi içinde İDEOLOCYA Örgüsü mevcut bu mânâ, bugün ismi ANADOLUCULUK olan bir milliyetçilik ile görünmeyi beklemekte… “İNSAN bu, SU misâli kıvrım kıvrım AKAR ya!”… “Akışta demetlenmiş büyük küçük kâinat!”… Bu mısraların sahibini biliyorsunuz, yürüyen BÜYÜK DOĞU’yu da!
 

kimkimdir

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
9 Şub 2009
Mesajlar
6,623
Tepki puanı
0
Puanları
0
Yaş
50
Ayasofya bugün Müze Oldu!

ayasoftrere.jpg


Bugün günlerden 1 Şubat 2012, yaklaşık 80 sene önce İslam'ın mührünü İstanbul'a vuran Fatih Sultan Mehmet Han'ın Camii olarak açtığı Ayasofya bugün resmen müzeye çevrilmişti.
"Nefis kilise Ayasofya, kıyamete kadar cami olarak vakfedilmişttr. Bunu, Allah'a, ahirete. Onun heybetine İnanan hiçbir mahlûk, sultan olsun, hakim olsun, bir mütegallibe olsun, değiştire*mez. Vakıf şarlarım kim değiştirirse, Allah'ın, meleklerin, bütün İnsanların laneti onların üzerine olsun. Yüzlerine bakan ve onlara şefaat eden hiçbir kimse bulunmasın"...
"ALLAH'IN MELEKLERİN, BÛTÛN İNSANLARIN LANETİ AYASOFYAYI KAPATANLARIN ÜZERİNE OLSUN"

Fatih Hazretleri işte bu vasiyette bulunmuştu 600 sene evvel...Ama bir hain plan neticesinde Müslümanların ibadet ettiği CAMİİ müzeye çevrilmişti..
AYASOFYANIN MÜZEYE ÇEVRİLİŞ HİKÂYESİ;

Boston Bizans Enstitüsü " Ayasofya da ki mozaiklerin temizlenerek ortaya çıkarılması çalış malan yapmak için 'Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine müracaat eder. 1931 yılında Bizans Enstitüsüne istediği özel izin hemen verilir. Ve Enstitü Ayasofya camiinde çalış*malara başlar. Bir süre sonra " namaz kılan*ların arasında çalışmaların yürütülemeye-ceği" ileri sürülerek, caminin ibadete kapatıl*ması talep edilir. Bizans Enstitüsünün bu talebi de hiçbir hukuki dayanak olmaksızın hemen kabul edilir ve cami fiilen ibadete kap*atılır. Bu aşamadan sonra Bizans Enstitüsü, camideki Bizans eserlerini, mozaikleri, tasvir*leri, puflan ortaya çıkarmaya ve İslami eser*leri ortadan kaldırmaya başlar. Öyle ki küçük Ayasofya Camiinin minareleri bile bir gecede yıktırılır. Ayasofya'nın cami ve İslam mabedi kimllliğl yok edilmeye çalışılır.
Bizans Enstitüsünün çalışmalarına eş zamanlı olarak İç ve dış basında, Ayasofya Camflnin müzeye dönüştürülmesi yönünde yayın ve kampanyalar başlatılır.. İstanbul Müzeler Müdürü Aziz OĞAN başkanlığında oluşturulan komisyon, sunduğu raporda; binaya sonradan eklenen müştemilatın yıkılarak, Caminin ibadete kapatılması ve "Bizans Eserleri Müzesi" olarak açılmasını teklif eder.
Milli Eğitim Bakanlığı, Bakanlar Kuruluna yazdığı 14.11.1934 tarihli yazısında:
"... Eşsiz bir mimarlık sanat abidesi olan İstanbul'daki Ayasofya Camii'nin tarihi vaziyeti İtibariyle müzeye çevrilmesi bütün "şark âlemini sevindireceği" ve insanlığa yeni bir ilim müessesesi kazandıracağı cihetle, bunun müzeye çevrilmesi..." teklif edilir. Ve 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile Ayasofya Camii müzeye çevrilir.1 Şubat 1935 tarihindede resmen Müze olarak kullanılmaya başlar.

Necip Fazıl Kısakürek Bu hususta şunu dillnedirmiştir..
'Ayasofya'yı kapalı tutmak bu toprağın üstündeki 30 milyon ve altındaki 30 milyon Türk'ün semaları tutan lanetine hedef olmaktır hissedemiyorlar. Ayasofya'yı kapalı tutmak Allah'a sövmeye Kuran'a tükürmeye Türk tarihini kubura atmaya, Türk iffetini kirletmeye Türk vatanını esir etmeye denk bir suçtur" ..
(Necip Fazıl Kısakürek 1965 Ayasofya konferansından)
 

kimkimdir

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
9 Şub 2009
Mesajlar
6,623
Tepki puanı
0
Puanları
0
Yaş
50

563024_332673443453848_100001335845096_870287_1777740065_n.jpg


Böyle bir ecdadın torunlarıyız....





Sultan Vahdettin,1. Dünya savaşı akabinde İstanbul’un işgalinde, emrinde kendi güvenliğinin korunması amacıyla bırakılmış 700 kişiden müteşekkil orduyu Ayasofya çevresine mevzilendirmiş,ve ordunun kumandanı olan binbaşı Tevfik Bey’e şu emri vermiştir:

“Benim hayatımı boş verin, eğer işgalciler İstanbul'un fetih sembulü olan Ayasofya’ ya çan takmaya gelirlerse,benden emir beklemeden ateş açın ve son nefesinize kadar Ayasofya Cami için savaşın
.

 

Griş Yapın veya Üye Olun

Yanıt için giriş yapmanız veya üye olmanız gerekir.
veya

Yeni hesap oluştur

Topluluğumuzda bir hesap oluşturun. Bu işlem çok kolay!
Üst Alt