Neler Yeni

Hoşgeldiniz İslami Forum Sayfası

Tüm özelliklerimize erişmek için şimdi bize katılın. Kaydolduktan ve oturum açtıktan sonra, konular oluşturabilir, mevcut konulara yanıtlar gönderebilir, diğer üyelerinize itibar kazandırabilir, kendi özel mesajınızı edinebilir ve çok daha fazlasını yapabilirsiniz. Ayrıca hızlı ve tamamen ücretsizdir, peki ne bekliyorsunuz?
Blue
Red
Green
Orange
Voilet
Slate
Dark

Aman İmsakiyelere dikkat edelim (1 Kullanıcı)

gülivefa

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
29 Ara 2008
Mesajlar
199
Tepki puanı
0
Puanları
16
Yaş
37
Bugün ülkemizde, iki çeşit takvim ve imsakiye yayınlanmaktadır. Bir kısmı, yüz senedir kullanılmakta olup, doğruluğunda en ufak bir şüphe, tereddüt hasıl olmamış namaz vakitleri cetvelini aynen muhafaza eden takvimler; bir kısmı da, 1983'ten sonra, çok oruç tutuyoruz diyenleri susturmak gayesiyle, imsak vaktini uzatan takvimlerdir.

1983 yılından önce bütün takvimler aynı idi. Fakat 1983'ten itibaren Diyanet İşleri temkin vakitlerini kaldırdığından, böyle farklı iki durum ortaya çıkmıştır. 1983 tarihinden önceki takvimlerin yanlış olmadığını herkes kabul etmektedir. Bu hususta bir ihtilaf yoktur. Nitekim, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın 30 Mart 1988 tarih ve 234-497 sayılı müftülüklere gönderdiği tamimde şöyle denilmektedir:

(1983 öncesi takvim ile yeni uygulama arasında sadece temkin farkı bulunmaktadır. Buna göre 1983 öncesindeki uygulama yanlış değildir.)

Türkiye Takvimi ile diğer bazı takvimler, doğruluğunda ittifak olan 1983 öncesine göre hazırlanmaktadır. Diyanet'in tamiminde bildirdiği gibi, 1983 yılından önceki uygulamaya göre hazırlanan takvimler ile bu takvimlere dayanılarak hazırlanan Ramazan imsakiyeleri yanlış değil, sadece temkinlidir.

Sual: Temkin nedir, âlimler, bu temkini niçin koymuştur?

Bir namaz vakti hesaplanırken, hesabı yapılan şehrin arazisinin yükseklik ve alçaklık, doğu-batı, kuzey-güney, genişlik gibi durumları göz önüne alınır. Ayrıca vakte tesir edecek atmosfer şartlarının da en anormal hâli düşünülerek, bütün bu şartların hepsini karşılayarak, vakti emniyet altında tutacak zamana, vaktin temkini denir. Bu vakit, ibadet vaktinin emniyeti bakımından zaruri olarak konulması şart olan bir zamandır. Temkinsiz yapılan ibadet, vaktin dışında yapılmış demektir.

Türkiye Takvimi ve İnternetteki Dünya Namaz Vakitleri ile 2009 Türkiye Takvimi adreslerinde neşr olunan namaz vakitleri Osmânlı âlimlerinin en yüksek makamı olan (Meşîhat-i İslâmiyye)nin hazırladığı 1334 [m.1916] senesinin (İlmiyye sâl nâmesi) ismindeki takvim ile İstanbul Üniversitesi Kandilli Rasathanesi’nin 1958 tarih ve 14 sayılı (Türkiye’ye Mahsûs Evkât-ı Şer’iyye) kitabındaki usullere göre hesaplanmıştır.

İbâdetlerin vakitlerini tayin ve tesbit etmek, yani anlayıp anlatmak, din bilgisi ile olur. Fıkıh âlimleri, müctehidlerin bildirdiklerini (Fıkıh) kitâblarında yazmışlardır. Bildirilmiş olan vakitleri, hesap etmek câizdir. Hesap ile bulunanların, din âlimleri tarafından tasdik edilmesi şarttır. Bunlardan 1926 senesindeki Takvim-i Ziyâ’da diyor ki: “İşbu takvim, Diyânet İşleri Riyâseti Heyet-i Müşâveresi tarafından tetkik edilip, riyâset-i celîlenin tasdiki ile tab’ edilmiştir.” Din işlerinde İslâm âlimlerinin ve İslam astronomi mütehassıslarının tasdik ettiği namaz vakitlerini kullanmalıdır. Elmalılı Hamdi Yazır, (Sebîl-ür-reşâd) mecmuasının 22. cildinde, bu hususta tafsilat vermiştir.

Bütün âlimler, velîler, şeyhülislâmlar, müftüler, bütün Müslümanlar, asırlar boyunca namazlarını şer’î vakitlerinde kılmışlar ve oruçlarına şer’î vakitlerinde başlamışlardır. Türkiye takviminin hazırladığı ve İnternette de neşr olunan vakitlerde ve imsâkiyelerde, temkin zamanı ile namaz vakitlerine ait olan Güneşin Şer’i ufukdan, irtifâ’ zâviyeleri yani, ufukdan yükseklik açıları hiç değiştirilmemiş, namaz ve oruç vakitleri, doğru olarak bildirilmiştir. Bir şehirde tek bir temkin vardır. Bu da, herhangi bir namazın hakiki vaktinden (hesapla bulunan vaktinden) şer’i vaktini bulmak için kullanılır. Her namaz vakti için, ayrı ayrı temkinler yoktur. Temkin miktarını bir ihtiyat zamanı zan ederek, imsak vaktini 3-4 dakika geciktirenin orucu ve gurûbu (akşam vaktini) 3-4 dakika öne alanın orucu ve akşam namazının fâsid olacağı (bozulacağı) (Dürr-i yekta) da da yazılıdır. Şimdi de, her Müslümanın bu İcmâ’-i Müslimîn’den ayrılmaması lâzımdır.

Ahmed Ziya Bey (Rub’-ı dâire) kitâbında diyor ki, “İslâm âlimleri, imsâk vaktinin, beyazlığın ufk-ı zâhiri hattı üzerinde yayıldığı vakit değil, beyazlığın ufuk üzerinde görüldüğü ilk vakit olduğunu bildirdiler.” Yani, İslâm âlimleri asırlardan beri, fecr (imsâk) vaktinde Güneşin üst kenarı irtifâ’ının, ufkun altında -19 derece olduğunu anlamışlar, diğer rakamların doğru olmadığını bildirmişlerdir. Fetvâ böyledir. Müctehid olmayanların bu fetvâyı değiştirmeye hakları yoktur. Fetvâya uymayan ibadetler, sahîh olmaz.

Bunun için, temkin zemânlarını ve dolayısı ile nemâz vaktlerini değişdirmek câiz değildir. Nemâz vakitleri hesabında mutlaka, zaruri olarak kullanılması gereken temkinin lügat ma’nâsına bakarak, bunu bir ihtiyat zemânı zan etmek ve efkâr-ı umûmiyeyi bu şekilde şartlandırmak da doğru değildir. İşçilere kolaylık sağlamak için aşırı ve gereksiz temkin müddetlerini azalttık diyerek, temkin müddetlerini kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak, imsâk ve nemâz vakitlerini değiştirmektir, yani müslimânların oruc ve nemâzlarını bozmak, ifsâd etmekdir.Bunun da vebali çok büyüktür.
 

gülivefa

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
29 Ara 2008
Mesajlar
199
Tepki puanı
0
Puanları
16
Yaş
37
Sual: Takvimler ve Ramazan imsakiyeleri neden farklıdır, niye hepsi aynı değil?

CEVAP

Bugün ülkemizde, iki çeşit takvim ve imsakiye yayınlanmaktadır. Bir kısmı, yüz elli senedir kullanılmakta olup, doğruluğunda en ufak bir şüphe, tereddüt hâsıl olmamış namaz vakitleri cetvelini aynen muhafaza eden takvimler; bir kısmı da, 1983'ten sonra, imsak vaktini uzatan takvimlerdir.


1983 yılından önce bütün takvimler aynıydı; fakat 1983'ten itibaren, Diyanet İşleri temkin vakitlerini kaldırdığından, böyle farklı iki durum ortaya çıkmıştır.

1983 tarihinden önceki takvimlerin yanlış olmadığını herkes kabul etmektedir. Bu hususta bir ihtilaf yoktur.


Nitekim Diyanet İşleri Başkanlığı'nın 30 Mart 1988 tarih ve 234–497 sayılı müftülüklere gönderdiği tamimde şöyle denilmektedir:


(1983 öncesi takvimle yeni uygulama arasında sadece temkin farkı bulunmaktadır. Buna göre 1983 öncesindeki uygulama yanlış değildir.)

Türkiye Takvimi ile diğer bazı takvimler, doğruluğunda ittifak olan 1983 öncesine göre hazırlanmaktadır.

Diyanet'in tamiminde bildirdiği gibi, 1983 yılından önceki uygulamaya göre hazırlanan takvimlerle bu takvimlere dayanılarak hazırlanan Ramazan imsakiyeleri yanlış değil, sadece temkinlidir.

Yani Türkiye Takvimi’nin yanlış olmadığını Diyanet de bildirmiştir; çünkü ecdadımız takvimin başlangıcından beri, bu vakitleri esas almış, Diyanet de daha önce uzun yıllar, Türkiye Takvimi'ndeki vakitleri uygulamıştır.


Temkin nedir, âlimler, bu temkini niçin koymuştur? Kısaca bunu da izah edelim:

Bir namaz vakti hesaplanırken, hesabı yapılan şehrin arazisinin yükseklik ve alçaklık, doğu-batı, kuzey-güney, genişlik gibi durumlarının göz önüne alınması gereklidir.


Ayrıca vakte tesir edecek atmosfer şartlarının da en anormal hali düşünülerek, bütün bu şartların hepsini karşılayarak, vakti emniyet altında tutacak zamana, vaktin temkini denir. Bu vakit, ibadet vaktinin emniyeti bakımından zaruri olarak konulması şart olan bir zamandır.


Türkiye Takvimi, ehil kimseler tarafından, çok hassas bir şekilde hazırlanmıştır. Bu hususta takvimimizde her ay, (Mühim Tenbih) başlığı altında ikaz yapılmaktadır.

Mevcut takvimler içinde, Türkiye Takvimi ve bu takvim esas alınarak hazırlanan Ramazan imsakiyeleri temkinli olup, en uygun olanıdır.Mehmet Ali demirbaş..
 

gülivefa

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
29 Ara 2008
Mesajlar
199
Tepki puanı
0
Puanları
16
Yaş
37
Soru:

--İmsaktan 15 dakika sonra, ezan okunmadan sabah namazın kılabilir miyiz?

--Kılınabilir..! Şimdiki takvimlerin tertibi, imsak bittiği andan itibaren sabah namazının vaktidir. Hattâ, orucu oraya kadar bırakmamak bile lâzım, daha önceden yemeği kesmek lâzım! O tam sabahın girdiği saattir. Arada boşluk bırakmamışlardır, ihtiyatı kaldırmışlardır. Ondan sonra 15 dakika geçince, haydi haydi kılınır.

M. Esad Coşan Hoca Efendi
 

gülivefa

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
29 Ara 2008
Mesajlar
199
Tepki puanı
0
Puanları
16
Yaş
37
fazilet takvimi.com

TAKVİMDEKİ NAMAZ VE İMSAK VAKİTLERİ HAKKINDA AÇIKLAMALAR
Takvimdeki namaz vakitlerinin hesabı İmâm-ı Âzam, İmameyn (İmam Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed) ve Eimme-i selâse (İmam Şâfiî, İmam Mâlik ve İmam Ahmed b. Hanbel rahmetullâhi aleyhim)'in ictihatlarına ve Hey'et (Astronomî) ilmi esaslarına uyularak yapılmıştır.

Yatsı vakti için güneşin 17 derece ufkun altına indiği, imsak vakti için de 19 derece ufka yaklaştığı anlar hesaba esas alın- mıştır. Ayrıca, beldenin arz üzerindeki yayılma durumu ile irtifâ farklılıkları da nazar-ı dikkate alınarak lüzumlu temkinler vakitlere ilâve edilmiş veya çıkarılmıştır.

Tatbik edilmiş bulunan bu temkinlere göre;

Öğle, ikindi ve yatsı namazı vakitlerine 10'ar dakika, akşam namazı vaktine 7 dakika ilâve edilmiş; imsaktan 10 dakika, güneşin doğuşundan da 5 dakika çıkarılmıştır.

Namaz ve oruç vakitlerinin (bilhassa imsak ve yatsı vaktinin) giriş ve çıkış zamanlarını, bir beldenin arz üzerindeki yayılma durumu ve irtifa' farklılıkları sebebiyle, çok kesin şekilde tesbit etmek mümkün olmamaktadır.

Bu sebeple, İslâm âlimleri namaz vakitlerinin hakîki değerlerini koruyabilmek için bâzı tedbirler almışlardır. Bu tedbirler, "hata sınırı" denilen bir değer içinde mütâlaa edilmektedir. Namaz ve oruç vakitlerinin hakîki değerlerini koruyabilmek için, bu vakitlere, ayrı ayrı zamanlar ilâve edilmiş veya çıkarılmıştır. İşte bu ilâve edilen veya çıkarılan zaman miktarlarına temkin (ihtiyat, tedbir) denilmektedir.

Asırlardan beri İslâm âlemi takvimlerinde kullanılagelmekte olan ve zamanın âlim ve fakîhleri ile mü'minlerin emîrleri tarafından tasvîp edilmiş bulunan temkin vakitleri 1983 yılından îtibaren Din İşleri Yüksek Kurulu'nun 21.01.1982 gün ve 6 sayılı kararı ile Diyânet İşleri Başkanlığı tarafından kaldırılmıştır.


Diyânet İşleri Başkanlığı'nın bahis mevzuu tasarrufuna uymamız, her ne kadar kanûnî bir mecbûriyet değil idiyse de, her hangi bir ihtilâfa sebep olmamak için, 1983 ve 1984 yıllarında çıkarmış bulunduğumuz takvimlerimizde buna, istem- eye istemeye biz de uymuştuk.

Ancak, bu tatbîkâtın büyük bir vebâli mûcip olacağını ilk anda görmüş ve bütün Müslümanlar'ın bilhassa Ramazan günlerinde çok dikkatli olmalarını ve takvimde gösterilen imsak vakitlerinden itibaren yeme-içme işlerinin derhal kesilmesi gerektiğini, vakitlerde artık en ufak dikkatsi- zliğin büyük vebâl olacağını; ayrıca günlük namazlarda, takvimlerde gösterilen vakitlerden hangisine kaç dakika ilâve edilip, hangisinden kaç dakika çıkarıldığı takdirde ihtiyatla amel edilmiş olacağını her ayın sonunda, büyük hassâsiyetle ve tekrar tekrar îzah ettik.

Yine bununla da iktifâ etmeyerek, her türlü mânevî vebâlden sakınmak ve ihtiyatla amel etmek istiyen Müslümanlar için, Diyânet İşleri Başkanlığı'nın kaldırdığı temkin vakitlerini, takvim yapraklarının ön yüzünün alt satırında gösterdik.

Fakat maalesef, bütün bu gayretlerimizin istediğimiz netîceyi hâsıl etmekten çok uzak olduğunu, okuyucularımızın gerek mektup ve gerekse şifâhî olarak bu iki (1983-1984) sene içinde bize yapmış oldukları mürâcaatlardan tesbît ettik.

Zîra Müslümanlar'dan pek çoğu, asırlardan beri hâsıl olan bir alışkanlıkla, "nasıl olsa müsâadesi vardır!" diyerek imsaktan sonra beş- on dakika daha yemeye-içmeye devam ediyor. Oysa temkinsiz vakitlerin kullanıldığı takvimlerde gösterilen imsak vakitleri, böyle bir harekete aslâ müsâit değildir. Üstelik, beldenin arz üzerindeki yayılma durumu ve irtifa farklılıkları sebebiyle vakitleri çok kesin bir şekilde tesbit etmek de mümkün değildir. Bu bakımdan temkinsiz vakitlere tam riâyetin dahî, hatadan sâlim olduğunu söyleyemeyiz.

Bu durum karşısında, Diyânet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu'nun mezkûr kararına uymaya devam etmeyi son derece tehlikeli ve o nisbette de mânevî bakımdan mes'ûliyetli bulduk. Bu mes'ûliyetten kurtulmak için, 1985'ten îtibâren 1982 ve daha evvelki yıllarda Türkiye'de yayınlanan -Diyânet takvimi de dâhil- bütün takvimlerde gösterilen ve asırlardan beri kullanılagelmekte olan temkinli vakitler kullanılmıştır.

Böylece, takvimimizde yer alan namaz vakitleri ve orucun başlangıcı olan imsak vakitleri ile aynen amel etmekle temkinsiz vakitlerin sebep olduğu dînî bütün mahzûrlar ortadan kaldırılmış olmaktadır.
 

gülivefa

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
29 Ara 2008
Mesajlar
199
Tepki puanı
0
Puanları
16
Yaş
37
fazilet takvimi.com

TAKVİMDEKİ NAMAZ VE İMSAK VAKİTLERİ HAKKINDA AÇIKLAMALAR

Takvimdeki namaz vakitlerinin hesabı İmâm-ı Âzam, İmameyn (İmam Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed) ve Eimme-i selâse (İmam Şâfiî, İmam Mâlik ve İmam Ahmed b. Hanbel rahmetullâhi aleyhim)'in ictihatlarına ve Hey'et (Astronomî) ilmi esaslarına uyularak yapılmıştır.

Yatsı vakti için güneşin 17 derece ufkun altına indiği, imsak vakti için de 19 derece ufka yaklaştığı anlar hesaba esas alın- mıştır. Ayrıca, beldenin arz üzerindeki yayılma durumu ile irtifâ farklılıkları da nazar-ı dikkate alınarak lüzumlu temkinler vakitlere ilâve edilmiş veya çıkarılmıştır.

Tatbik edilmiş bulunan bu temkinlere göre;

Öğle, ikindi ve yatsı namazı vakitlerine 10'ar dakika, akşam namazı vaktine 7 dakika ilâve edilmiş; imsaktan 10 dakika, güneşin doğuşundan da 5 dakika çıkarılmıştır.

Namaz ve oruç vakitlerinin (bilhassa imsak ve yatsı vaktinin) giriş ve çıkış zamanlarını, bir beldenin arz üzerindeki yayılma durumu ve irtifa' farklılıkları sebebiyle, çok kesin şekilde tesbit etmek mümkün olmamaktadır.

Bu sebeple, İslâm âlimleri namaz vakitlerinin hakîki değerlerini koruyabilmek için bâzı tedbirler almışlardır. Bu tedbirler, "hata sınırı" denilen bir değer içinde mütâlaa edilmektedir. Namaz ve oruç vakitlerinin hakîki değerlerini koruyabilmek için, bu vakitlere, ayrı ayrı zamanlar ilâve edilmiş veya çıkarılmıştır. İşte bu ilâve edilen veya çıkarılan zaman miktarlarına temkin (ihtiyat, tedbir) denilmektedir.

Asırlardan beri İslâm âlemi takvimlerinde kullanılagelmekte olan ve zamanın âlim ve fakîhleri ile mü'minlerin emîrleri tarafından tasvîp edilmiş bulunan temkin vakitleri 1983 yılından îtibaren Din İşleri Yüksek Kurulu'nun 21.01.1982 gün ve 6 sayılı kararı ile Diyânet İşleri Başkanlığı tarafından kaldırılmıştır.

Diyânet İşleri Başkanlığı'nın bahis mevzuu tasarrufuna uymamız, her ne kadar kanûnî bir mecbûriyet değil idiyse de, her hangi bir ihtilâfa sebep olmamak için, 1983 ve 1984 yıllarında çıkarmış bulunduğumuz takvimlerimizde buna, istem- eye istemeye biz de uymuştuk.

Ancak, bu tatbîkâtın büyük bir vebâli mûcip olacağını ilk anda görmüş ve bütün Müslümanlar'ın bilhassa Ramazan günlerinde çok dikkatli olmalarını ve takvimde gösterilen imsak vakitlerinden itibaren yeme-içme işlerinin derhal kesilmesi gerektiğini, vakitlerde artık en ufak dikkatsi- zliğin büyük vebâl olacağını; ayrıca günlük namazlarda, takvimlerde gösterilen vakitlerden hangisine kaç dakika ilâve edilip, hangisinden kaç dakika çıkarıldığı takdirde ihtiyatla amel edilmiş olacağını her ayın sonunda, büyük hassâsiyetle ve tekrar tekrar îzah ettik.

Yine bununla da iktifâ etmeyerek, her türlü mânevî vebâlden sakınmak ve ihtiyatla amel etmek istiyen Müslümanlar için, Diyânet İşleri Başkanlığı'nın kaldırdığı temkin vakitlerini, takvim yapraklarının ön yüzünün alt satırında gösterdik.

Fakat maalesef, bütün bu gayretlerimizin istediğimiz netîceyi hâsıl etmekten çok uzak olduğunu, okuyucularımızın gerek mektup ve gerekse şifâhî olarak bu iki (1983-1984) sene içinde bize yapmış oldukları mürâcaatlardan tesbît ettik.

Zîra Müslümanlar'dan pek çoğu, asırlardan beri hâsıl olan bir alışkanlıkla, "nasıl olsa müsâadesi vardır!" diyerek imsaktan sonra beş- on dakika daha yemeye-içmeye devam ediyor. Oysa temkinsiz vakitlerin kullanıldığı takvimlerde gösterilen imsak vakitleri, böyle bir harekete aslâ müsâit değildir. Üstelik, beldenin arz üzerindeki yayılma durumu ve irtifa farklılıkları sebebiyle vakitleri çok kesin bir şekilde tesbit etmek de mümkün değildir. Bu bakımdan temkinsiz vakitlere tam riâyetin dahî, hatadan sâlim olduğunu söyleyemeyiz.

Bu durum karşısında, Diyânet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu'nun mezkûr kararına uymaya devam etmeyi son derece tehlikeli ve o nisbette de mânevî bakımdan mes'ûliyetli bulduk. Bu mes'ûliyetten kurtulmak için, 1985'ten îtibâren 1982 ve daha evvelki yıllarda Türkiye'de yayınlanan -Diyânet takvimi de dâhil- bütün takvimlerde gösterilen ve asırlardan beri kullanılagelmekte olan temkinli vakitler kullanılmıştır.

Böylece, takvimimizde yer alan namaz vakitleri ve orucun başlangıcı olan imsak vakitleri ile aynen amel etmekle temkinsiz vakitlerin sebep olduğu dînî bütün mahzûrlar ortadan kaldırılmış olmaktadır.
 

Bu konuyu görüntüleyen kişiler

Üst Alt