hayallerdeyim
Kayıtlı Kullanıcı
- Katılım
- 17 Mar 2009
- Mesajlar
- 35
- Tepki puanı
- 0
- Puanları
- 0
- Yaş
- 42
YENİ DÜNYA DÜZENİ
Osman Halid
ABD birlikleri Kabil’in dışına bir adım dahi atamıyorlar. Kukla Devlet Başkanı Karzai Kabil’in dışına her çıkma teşebbüsünde mücahidlerin namlularına hedef oldu.Afganistan’da son durum şöyle: Kâbil, Mücahidler tarafından kuşatılmış olarak düşmana karşı adı konulmamış bir ambargo uygulanıyor. Afganistan savaşı ile ilgili bir anekdot aktarmak gerekirse, o zamanki Anasol-M hükümeti başkanı Ecevit “Afganistan’a saldırmak için bizim delile ihtiyacımız yok. Amerika eldeki delillerle ikna olduysa bu bize yeter” demişti. Bunu da tarihe bir not olarak düşelim. Kabil’de “Komite” savaşı kaybetmiştir! Fakat bunun adını koymak için diğer mağlubiyetlerinin de kesinleşmesi gerekiyor.
İkinci hedef olan Irak’a gelince… Şu an ordusuna su, erzak, benzin, mühimmat temin edemeyen ve askerini muharip birliklere lojistik destek için harekete geçiremeyen Amerika son ümit olarak Güneydeki İngiliz birliklerinin Bağdat’a gelmesini istedi.
Suriye-Irak-Türkiye üçgenini aynı anda işgal etme plânı ve niyetiyle harekete geçip, oradan da İran’ı ortadan kaldırarak Afganistan’la ve Kafkasya’yla birleştirmeyi düşünen Amerika girdiği ‘Sünni Üçgeni’ninde her geçen gün biraz daha boğulmaktadır!
Dünyada güçler dengesi içinde yerini alan unsurlardan kimi ABD’nin bu hâlini panikle kimi de tedirginliğin hakim olduğu bir hesapla takip etmektedir. Neredeyse bu duruma hiç tepki vermeden günlük itiş kakışla vaktini geçiren tek ülke Türkiye’dir!
Halbu ki, bölgede meydana gelen küçüğünden büyüğüne Türkiye’yi doğrudan veya dolaylı olarak ilgilendirmeyen hiçbir hadise yoktur, olmamalıdır!
Bugün, hükümetin bu her türlü “siyaset dışı” edilgen tutumu Türkiye’yi Barzani ile pazarlık yapma noktasına kadar getirmiştir. Hemen, peşinen ifade edelim ki, umumî olarak görüşmelerin hususi olarak da Barzani ile Kerkük veya başka bir meselenin müzakere edilmesinin ‘ülke menfaatleriyle’ bağdaşır bir yanını görmüyoruz! Barzani’nin Amerika’nın adamı olduğu aşikar. Aynı Amerika’nın bölgede “bize yaptıkları” da malûm. Şu an Kuzey Irak’ta belki de Türk Ordusu’ndan hiçbir nefer mevcut değil!
İşte Türk hükümetinin AB’ye var gücüyle sırtını dayamasını ve AB’nin de geçmiş yıllara nisbetle Türkiye’ye daha fazla ilgi göstermesini belki de bu noktada aramak gerekir. Yani, ABD’nin Irak’ta içinde bulunduğu hezimet ve malûm olan; “bize yaptıkları”…
Türkiye’de genel siyaset itibariyle hiçbir dönem, hiçbir kurum ve kuruluş, ülke iç dinamiklerine dayalı bir siyasetle strateji ve bu stratejiye bağlı taktik geliştirememiş, haliyle kendi ayakları üzerinde içte ve dışta varoluş mücadelesi verememiştir. Mantık; hep dengeler içinde güçlü olanın yanında veya arkasında yer alarak edilgen bir tavırla ayakta kalmaya çalışmak olmuştur.
Bundan dolayıdır ki, bugün bölgede gelişen hadiseler Türkiye’ye süper güç olma fırsatı tanırken, ne yazık ki sistem içerisinde varolan hiçbir kurum ve kuruluş, bizim gördüğümüz kadarıyla bu fırsatı değerlendirecek siyasi iradeyi ve cesareti ortaya koyamamaktadır.
“Ak-pırlar”ın, pır olup uçtuğu ve yanıbaşındaki yangını, ‘tavana bakıp ıslık çalarak’ seyrettiği bir yönetimde, onlara göre yapılacak en doğru şeyi yapıyorlar. ‘Bir güç batıyorsa, başka bir gücün yanına geç’. Bu güç AB.
Bugüne kadar gelmiş geçmiş bütün hükümetlerin daha çok Amerikan yanlısı politikalar izlediği malûm. Orduyla hükümetlerin ilişkisinin de bu minval üzere olduğu başka bir malûm. AB’nin Türkiye’deki “bazı unsurları” etkisizleştirmek ve ellerindeki iktidar gücünü almak gayesi ile ortaya koyduğu “müzakere süreci” şartları da, yine Amerika’nın bölgedeki “kan kaybı” göz önüne alınarak değerlendirilmeli. Avrupa hiçbir zaman kendi “içinde” ve güdümünde Amerika’nın “Truva Atı”nı istemez. Amerika’da siyasi ve askeri olarak kendinden tam bağımsız bir Avrupa istemez. Şu an Amerika’nın kan kaybeden pozisyonu Avrupa’ya daha cüretkâr olma fırsatı tanımıştır. Dolayısıyla, Avrupa aslında Türkiye üzerinden Amerika ile hesaplaşma sürecini başlattı demek çok da yanlış olmasa gerek. Avrupa’nın Türkiye’den isteklerine baktığımızda görüyoruz ki hedef aldığı, düzenlenmesini istediği kurumlar ve kanunlar tamamen Amerikan politikalarının Türkiye’de uygulanmasında manivelâ görevi üstlenmiş unsurlardır.