Yangın İçinde Halay
Asırlar var ki insanımız, çeşitli garipliklerin, zıtlıkların iç- içe girdiği ve kaynaştığı bir bilmece yığını haline geldi. En boğucu hadiseler, en onulmaz dertler karşısında dahi. alabildiğine duygusuz, alabildiğine merhametsiz ve umursamazlardan umursamaz bir yığın..
Hayırlı iş demek, dinimizin bildirdiği ve Rabbimizin razı olduğu, beğendiği ibadetler ve işlerdir. Hayırlı işleri sonraya bırakmak, insanı dünyada da, ahirette de, pişman eder. Öleceğini unutan, hayırlı işleri de unutur. Bunun için ölüm unutulmamalıdır. Bütün kötülüklerin başı ölümü unutmaktan geçer.
Ölümü unutmayan insan, kızamaz, kimseye kötülük yapamaz. Kötülük, hem dünyada hem de ahirette kişinin yüz karasıdır. Falancaya rastlamaktansa veya işim düşmektense kalsın dedirten kötü huylu bir kimse, mahvolmuş demektir.
Bir Müslüman, herhangi bir Müslümanın yanına yada Müslüman bildiği bir topluluğa herhangi bir iş için ya da başka bir sebepten dolayı rahat gidemiyorsa, o Müslümanın/Müslümanların sonundan korkulur.
Hadis-i şerifte; (Ölmeden evvel tevbe ediniz. Hayırlı işleri yapmaya mani çıkmadan önce acele ediniz. Allahü teâlâyı çok hatırlayınız. Zekat ve sadaka vermekte acele ediniz. Böylece Rabbinizin rızıklarına ve yardımına kavuşunuz!) buyuruldu.
Ey insanoğlu, günahlarınıza tevbe ederek, kendi kendinize ikramda bulunun! Salih amel işleyerek cihad edin! Henüz kıyamet kopmadan kıyametin dehşetini düşünüp ona göre hazırlanın! İşittiğiniz halde, sağırlardan olmayın! Gönlünüze gelen sıkıntı, mal ve rızkınızdaki eksiklik, malayani sözlerden ve zamanı iyi değerlendirmemekten ileri gelir.
Her insan, hayatı boyunca başından geçen bütün hadiseler, alâkadar olduğu bütün meseleler ve ruhunda kaynayan bütün düşünce ve hislerle ayrı bir eser sergiliyor. Bu eserin, tamamına beşer olarak sadece kendisi vâkıf. Gel gör ki, o bile eserini kelimesi kelimesine hıfzetmiş değil.
Hâl böyle olunca, bir insanın bir başkası hakkında bildikleri ne kadar üstünkörü, ne kadar sathî, ne kadar gelişigüzeldir!
Her insanın hayatına ayrı bir eser dedik. Biz bu milyarlarca eserden bazılarının sadece isimlerini biliyoruz. Bir kısmının ancak bazı yönlerine vâkıfız. Diğer bir kısmını da şöyle bir görmüş geçmişiz. Bu üç sınıfın dışında kalan milyarların ise yüzlerini dahi görmüş değiliz.
İşte, sayısını dahi bilmediğimiz bunca insanın hukukullah ve hukuk-u ibadla (kul hakkıyla) ilgili her çeşit düşünce, niyet ve fiillerine vâkıf olmadıkça İlâhî adaleti kavrayamayız.
Nedir hukukullah?
Başta, Allah'ın varlığına iman, birliğini tasdik, mukaddes Zâtını bütün noksan sıfatlardan tenzih.
Sanatını tefekkür, cemâline muhabbet ve kemaline hayret, nimetlerine hamd etmek.
Azamet ve celâline karşı korku içinde bulunmak.
Emirlerine sımsıkı sarılmak, yasak kıldıklarının semtine uğramamak. “Yaklaşma!” dediğinin gölgesinden tiksinmek, “Uğraşma” dediğinin kokusundan iğrenmek.
Ve daha niceleri.
Kulların hukukuna gelince, en kısa ifadesiyle, hem bir kul olan nefsimizin, hem de diğer nefislerin maddî-manevî haklarına riayet etmemiz ve onları her çeşit tehlikelerden korumamız.
Elimizi başkasının malından, dilimizi gıybetten uzak tutmamız. Organlarımızı, duygularımızı, servet ve makamımızı meşru hudutlar dahilinde kullanmamız...
Başkalarının kusurlarını gördüğü vakit, kendi kusurunu hatırlamayan, şeytanı sevindirir, Rahmanı gücendirir. Gizli ve açık bütün yaptıklarınızdan sorulacaksınız.
Bunu unutan ve hadiseler içerisinde kendini kaybeden bir ruh adaleti kavrayamaz.
Ruhunu unutan insan, bedeniyle, eviyle, işyeriyle oyalanır. Kalbinin açlığını, başkasının servet ve makamına hasetle tatmin etmek ister. Kıskandığı o şaşaaların arkasında da tatmin olmak isteyen başka ruhlar olduğunu bilmezlikten gelir. Mevcut hâlin, o ruhların lehine mi, aleyhine mi olduğunu bilemez. Artık bu insan adaleti tam mânâsıyla nasıl anlayabilir?
Kuran-ı Kerim ve Hz.Muhammed’in (sav) sünnetine göre yaşamayanlar ise bu ayete tabi olmaktalar.
(Rablerini inkâr edenlerin [imansızların faydalı] işleri, fırtınalı bir günde, rüzgârın şiddetle savurduğu küle benzer; o işlerin hiç faydası olmaz.) [İbrahim 18]
Netice olarak, nasıl yaşarsanız öyle öleceksiniz. Dün geçti, yarın ise, ya var veya yoktur. Yarına çıkıp çıkmayacağınız, belli değildir.

İyi bir Okçu’nun gücü, yayı ne kadar gerdiği ile değil,
Oku ne zaman atacağı ile ölçülür.