Resul Aydın
Kayıtlı Kullanıcı
Merhamet
Kâfir - Benim İslâmiyete en büyük itirazım nerededir, bilir misiniz?
Kâfir - Benim İslâmiyete en büyük itirazım nerededir, bilir misiniz?
Mümin - Bilmez olur muyum! Sizin İslâmiyete en büyük itirazınız değil de, İslâmiyette en tahammül edemediğiniz nokta küfrünüzün, varılmış bir netice olması değil, sebep teşkil etmesi...
Kâfir - Hayır, hayır! Allah(c.c.)'ı kabul edememekteki tereddüdüm, o ayrı... Ben İslâmiyette en çok müsamaha ve merhamet eksikliğine tahammül edemiyorum!
Mümin - Her şeyi tersine çevirip zıddiyle vasıflandırmaktaki inkâr mizacı, bu sözünüzden nasıl da tütüyor, bilseniz!
Kâfir - Yine mi hakaret?
Mümin - Asla! Çünkü cezanızı verebilseydim, size yine hakeret etmezdim ki...
Kâfir - Ya ne yapardınız?
Mümin - Allah(c.c.)'ın emrettiğini!
Kâfir - Görüyor musunuz? Müsamaha ve merhamet eksikliğiniz nasılda belli oluyor?
Mümin - Kendi ilâcını kendisi seçmek isteyen ve doktoru müsamahasızlık ve merhametsizlikle itham eden bîçare hasta! Size en büyük merhamet, hakkınızda Allah(c.c.)'ın emrettiğini tatbik etmektir. İşte siz bu inceliği anlamıyorsunuz!
Kâfir - Hangi incelik?
Mümin - Şu incelik ki, İslâmiyetin, dış görünüşüyle, sertlik ve merhametsizlik gibi duran bütün emir ve yasakları, aslında en yüksek, en varılmaz merhamet zirvesine bağlı ölçüdedir. Dişi ağrıyan ve kendisini taştan taşa çarpan bir adama merhamet, onu şişkin yanaklarından öpmek midir, yoksa zorla ağzını açıp bağırta bağırta dişini sökmek mi?
Kâfir - Bu ölçüye göre İslâmiyetin kullandığı kılıcı da bir merhamet âleti diye gösterebilirsiniz!
Mümin - Sizi bilhassa tebrik ederim! İslâmın kılıcı, operatörün neşteri gibi, bizzat ve binnefs merhamet âletidir.
Kâfir - Hükmünüz, benim, İslâmda merhamet eksikliğine dair tezimi şunun için çürütemez ki, o tamamen aklî ve tefsiri kalıyor. Yani akılla, İslâmda merhamet bulunduğunu ispata çalışıyorsunuz. Bana İslâmda merhamet ruhunun herhangi bir hissî örneğini verebilir misiniz?
Mümin - Bilseniz, bu tarafımız ne kadar kuvvetlidir! Fakat biz, bazı dinlerde olduğu gibi merhameti reklâm ve ticaret unsuru diye kullanmadığımız için, onu evvelâ aklî bir teşhisle gösteririz.
Kâfir - Bütün tebliğ unsurları bir tarafa; elinizde İslâmî merhamete ait telkinî misaller varsa, buyurun, dinliyorum!
Mümin - Peygamberler Peygamberinin en büyük dostu ve sahabîsi Hazret-i Ebu Bekr'in bir duası vardır: "Yârabbi! Sen kâmil ve mutlak kudretin sahibisin! Kudretine son düşünülemez. Beni, hesap günü, o kadar büyüt, büyüt, büyüt ki, cehennemini yalnız ben doldurayım ve başkaları için orada yer kalmasın!" Peygamberler Peygamberinin nur kaynağı bâtın âlemine Hazret-i Ebu Bekr yoluyla gelen birkaç velîde de ayniyle eşine rastladığımız bu duadan daha keskin merhamet ruhu misalini acaba hangi dinde bulabilirsiniz?
Kâfir - Bu misal, aynı ruhun devamını ispata kâfi mi?
Mümin - İslâmda olup da devam etmeyen her şey, İslama değil, İslâmı anlayamıyanlara ait bir vasıftır. Bütün gerçek İslâm plânı, nefslerini gayr için ezen ve gayrin yükü altına girmekten büyük haz tanımayan velîlerin menkıbeleriyle doludur. Bu velîler yalnız ağlarlar, gülmezler. Şu var ki, birtakım rahipler gibi göz yaşının karaborsasını işletmezler. Evet mi?
Kâfir - Evet ama, hayır!
Mümin - "Hayır ama, evet" diyebilmiş olsaydınız, bir nebzecik samimîliğe yaklaşmış olurdunuz.
Selam ve dua ile