Ahmet Levent
Kayıtlı Kullanıcı
- Katılım
- 16 Ağu 2008
- Mesajlar
- 26
- Tepki puanı
- 0
- Puanları
- 0
- Yaş
- 57
KIRKAMBAR
Bilgeye sormuşlar, dünya da en güzel şey nedir diye?
“Sevmek” demiş.
Peki sonra? demişler
“Sevilmek” demiş
Peki neden sevmek sevilmekten önce geliyor, demişler
Bilge de; “insan sevdiğine sevildiğinden daha çok emindir” demiş
Peki, tasavvufi açıdan ya da mürid-mürşid ilişkisi açısından bakarsak; acaba sevmek mi daha güzeldir? Yoksa sevilmek mi?Yani müridin mürşidini sevmesi mi daha güzeldir, yoksa mürşidin müridini sevmesi mi?
Ne dersiniz dostlar ?
“Sevmek” demiş.
Peki sonra? demişler
“Sevilmek” demiş
Peki neden sevmek sevilmekten önce geliyor, demişler
Bilge de; “insan sevdiğine sevildiğinden daha çok emindir” demiş
Peki, tasavvufi açıdan ya da mürid-mürşid ilişkisi açısından bakarsak; acaba sevmek mi daha güzeldir? Yoksa sevilmek mi?Yani müridin mürşidini sevmesi mi daha güzeldir, yoksa mürşidin müridini sevmesi mi?
Ne dersiniz dostlar ?
***
Merak ettiğim bir konu var: Tasavvufta aşk sevmeyle mi başlar? Yani önce seversiniz, sevginiz yoğunlaşır, yoğunlaşır; ve o dereceye gelir ki, kulvar değiştirerek aşka dönüşürVe yoluna aşk olarak devam ederBöyle midir?Yoksa aşk; zaten başlı başına ayrı bir kategori olarak; toprağa atılan bir tohum gibi, doğar, büyür, gelişir ve kemale mi erer? Başka bir deyişle aşk; tohumdan kemale erinceye kadar, başından beri hep aşk mıdır?
Merak ettiğim bir konu var: Tasavvufta aşk sevmeyle mi başlar? Yani önce seversiniz, sevginiz yoğunlaşır, yoğunlaşır; ve o dereceye gelir ki, kulvar değiştirerek aşka dönüşürVe yoluna aşk olarak devam ederBöyle midir?Yoksa aşk; zaten başlı başına ayrı bir kategori olarak; toprağa atılan bir tohum gibi, doğar, büyür, gelişir ve kemale mi erer? Başka bir deyişle aşk; tohumdan kemale erinceye kadar, başından beri hep aşk mıdır?
***
Tasavvufta şöyle bir ilkeden söz edilir: İhlas teslimiyeti, teslimiyet de muhabbeti doğurur
Ama sanki tam tersi bir durum geçerli gibiYani, işitilen bir söz, bir musiki yada okunan bir cümle veya başka bir etki dolayısıyla insanda ani olarak kuvvetli bir muhabbet ya da coşku ortaya çıkabiliyorİşte böyle muhabbetli olunca da, daha bir teslim ve daha bir ihlaslı olunuyor sanki
Güzel bir insan; “bakış”ı ya da “nazarı” da unutmamak gerektiğini söylediÇok haklıydıDoğrusu "bakış"ı ya da "nazar"ı belki en başta söylemek gerekirdi…
Bu bakış ya da nazar olayı gerçekten çok ilginç, sırlardan bir sır
Hepimiz biliriz: "Bir bakış bir bakışa neler anlatır; bir bakış bir bakışı senelerce ağlatır" sözünü…Bir zamanlar gençlik döneminin, özellikle de hatıra defterlerinin demirbaş sözü idi
Mecazi aşklar ya da sevgiler için söylenmiş olsa da, çok daha fazla ilahi aşka yakışan bir söz olarak görüyorum
Yavuz Sultan Selimin, hatırladığım ve çok beğendiğim bir sözü var:
Tasavvufta şöyle bir ilkeden söz edilir: İhlas teslimiyeti, teslimiyet de muhabbeti doğurur
Ama sanki tam tersi bir durum geçerli gibiYani, işitilen bir söz, bir musiki yada okunan bir cümle veya başka bir etki dolayısıyla insanda ani olarak kuvvetli bir muhabbet ya da coşku ortaya çıkabiliyorİşte böyle muhabbetli olunca da, daha bir teslim ve daha bir ihlaslı olunuyor sanki
Güzel bir insan; “bakış”ı ya da “nazarı” da unutmamak gerektiğini söylediÇok haklıydıDoğrusu "bakış"ı ya da "nazar"ı belki en başta söylemek gerekirdi…
Bu bakış ya da nazar olayı gerçekten çok ilginç, sırlardan bir sır
Hepimiz biliriz: "Bir bakış bir bakışa neler anlatır; bir bakış bir bakışı senelerce ağlatır" sözünü…Bir zamanlar gençlik döneminin, özellikle de hatıra defterlerinin demirbaş sözü idi
Mecazi aşklar ya da sevgiler için söylenmiş olsa da, çok daha fazla ilahi aşka yakışan bir söz olarak görüyorum
Yavuz Sultan Selimin, hatırladığım ve çok beğendiğim bir sözü var:
"Şirler pençe-i kahrımda olurken lerzan
Beni bir gözleri ahuya zebun etti felek"
Beni bir gözleri ahuya zebun etti felek"
Gerçi sizlere açıklamaya gerek yok ama; bugünün deyişiyle; "Aslanlar yok edici gücüm karşısında titrerken; felek beni bir ceylan gözlü karşısında aciz bıraktı ya da beni bir ceylan gözlüye esir etti"
Hani Sina çölünü Peygamber Aleyhisselamın rehberliğinde geçtiği söylenen; aynı şekilde Peygamber Aleyhisselamın bizzat emriyle tebdili kıyafet İstanbul içerisinde operasyona gönderildiği rivayet edilen Yavuz Selim’in, kimse alınmasın ama bu sözleri mecazi bir aşka istinaden söylediğini pek düşünemiyorumOlsa olsa, ancak “nuru ayn” olan ekmel bir şahsiyet için söylemiş olabilirKanaatim budur, yanılıyorsam düzeltiniz lütfen…
Nuru ayn olan ve Allah'ın murad ettiği "mükemmel insanların" bakışı, belki daha doğru ifadeyle nazarı, kanaatimce kalplerde nükleer bir patlama etkisi yapıyor; bu patlamada da nükleer patlamada olduğu gibi ses var, ısı var, ışık var; ancak, bu nükleer patlama kalplerde yalnızca yok edilmesi gereken şeyleri yok ediyor…Fark burada belki…
Aslına rucu etmiş bir kalp düşününTemeli sağlam atılmış bir bina gibiElbette devamı çok daha kolay geliyor
Belki de İHLAS-TESLİMİYET-MUHABBET’i üç kapılı bir üçgen gibi düşünmek gerekirKimi insan ihlas kapısından içeri girer, teslimiyet ve muhabbet ardınca gelirKimisi de muhabbet kapısından ya da teslimiyet kapısından girer de, diğerleri ardı sıra gelirAncak, gerçeği yaşayanlar bilir demek en doğrusu galiba…Ve tabii ki, elbette ALLAHÜ A'LEM Bİ-S-SAVAB…
AŞKINIZ CEMAL, CEMALİNİZ NUR VE NURUNUZ AYN OLSUN !!!
Ahmet Levent, 5 Eylül/2007