Neler Yeni

Hoşgeldiniz İslami Forum Sayfası

Tüm özelliklerimize erişmek için şimdi bize katılın. Kaydolduktan ve oturum açtıktan sonra, konular oluşturabilir, mevcut konulara yanıtlar gönderebilir, diğer üyelerinize itibar kazandırabilir, kendi özel mesajınızı edinebilir ve çok daha fazlasını yapabilirsiniz. Ayrıca hızlı ve tamamen ücretsizdir, peki ne bekliyorsunuz?
Blue
Red
Green
Orange
Voilet
Slate
Dark

KARDEŞLİK SEVDASI (1 Kullanıcı)

istikbal

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
6 Ağu 2006
Mesajlar
1,236
Tepki puanı
0
Puanları
0
Yaş
38
Konum
Uzun ve düşünülmüş yoldan.


Kardeşlik; nimeti ilahiyenin sere serpe dökülme de karar kıldığı en ciddi adres… Rabbani ‘’takdir’’ ve ‘’taltif’’ ikramının yoğun biçimde nazil olduğu en uğrak merkez… rahmani bir manevra tarzı olan ‘’ittifak’’, ‘’ittihad’’ ve ‘’ittisalin’’ talim edildiği en aziz mektep…
Bu denli ehem bir misyon olan kardeşliği gündemimize alıp analiz etme zorunluluğu altındayız... Olmazsa olmazlarımız arasında kardeşlik realitesinin varlığını hissederek hareket etmemiz gerektiği herkesçe malum... Müthiş bir anafora doğru sürüklenen kardeşliği düştüğü meş’um çıkmazdan azade kılacak, ona ruh bahşedecek, diriltici bir ‘’nefha’’nın varlığı zorunlu…
Öyle ise kardeşliği ‘’yitik bir sevda’’ addedip ona ulaşabilmenin yollarını aramalıyız… Kardeşliği engelleyen ‘’aktör- faktörleri’’ deşifre edip teşhir ederek kardeşlik yollarını bulabiliriz... Tespit, teşhis ve teşhir mekanizmasını kullanarak kardeşliği tıkayan ‘’öfke’’,‘’kin’’ve‘’hased’’ engellerini aşabilmemiz mümkün… Kardeşlik sevdasını, kavgaya döken bu kalbi marazları yakın takibe alıp incelememiz lazım… Netameli kardeşlik tablosunu oluşturan mezkur handikaplara karşı müteyakkız olmamız gerektiğini unutmayalım.
Birincisi; Öfke: Öfkemizin haddini ve hattını belirleyen en temel etmen ne?.. Disipline edilmemiş öfkeyi ne ile hizaya getireceğiz?.. Öfkenin kardeşlik sevdasının önünde oluşturduğu muzır barikatı nasıl kaldıracağız?.. Tüm bu soruların cevabı elbette “vahiy”ile olacaktır. Öfke ve kızgınlığın kardeşlik güzergahında oluşturduğu sisli, isli açmazı “vahiy” ile berraklaştırabiliriz… Öfke düzensizliğini vahyin dizaynına amade kılma sorumluluğu üzerimizde… Buyrun nefsin değil vahyin sınırlarını belirlediği öfkeyi yakından tanıyalım…
“Onlar bollukta ve darlıkta infak ederler. Öfkelerini yutarlar. Ve insanları bağışlarlar. Allah muhsinleri sever.” (Al- i İmran, 134)
egemen kuvvetlerin işkence hücrelerinde oluşturulan şerir abluka ve markaj karşısında her türlü sövme ve dövme işlemine sabredip tahammül edenler, basit kardeşlik sorunları karşısında aynı hassasiyeti gösterebiliyorlar mı?.. Zalimlerin hakaretlerine susan, kardeşlerin maharetlerine kusan bireyler, kardeşliklerini revizyona almak zorundalar… Sukuta endeksli politik yaklaşımlarımızdan zalim kalleşler kadar, mazlum kardeşler de nasipdar mı?.. Bu garip ve muzdarip tabloyu diskalifiye etme azminde olmak, boynumuzun borcu olmalı… Ve net kardeşlik kulvarına doğru sahih bir yürüyüş korteji oluşturmaya zemin ihzar etmeli…
Adamın biri “Ya Resulullah (sas)! Beni Allah- u Teala’ nın kızgınlığından hangi amel muhafaza eder?” diye sordu. Allah’ ın Resulü (sas), “Senin onun kullarına kızmaman” dedi (Taberani, Ahmed).
Yine bir defasında adamın biri gelip, “Ya Resulullah! Beni cennete götürecek bir amel öğret” diye sordu. Allah’ ın Resulü (sas), “Bu kızmamaktır” şeklinde cevap verdi (Buhari).
Kızgınlığı yutmanın ne tür erdem ve kemalata gebe olduğunu Resulullah ın nebevi öğretisinden anlayabilmemiz mümkün…
Resulullah ın sorduğu soruya akla ilk gelebilecek cevabı veren sahabeye Resulullah ın verdiği yanıt çok düşündürücü…Basit soruların içini Allah’ın Resulünün nasıl doldurduğuna bakalım…
Allah ın Resulü (sav) sahabeye dönerek ‘sizce pehlivan kimdir’?diye sordu,Ashap ‘Pehlivan sırtı yere getirilemeyen kimsedir’ diye cevap verdi. Kendisi “Hayır!Gerçek pehlivan kızdığında öfkesine hakim olan kimsedir” buyurdu (Kutub-i site).
Şirazesinden kopmayan , özüne rağmen davranıp , sözüne kurban gitmeyen , sözü özüne üstün gelmeyen , özüyle, sözünü hizaya getiren öfke…Arzulanan öfke modeli bu… Örnek ve özne öfke… Sadece zalimizme hasredilen , Tuğyani projelere hiddetle ve şiddetle feveran eden natürel (fıtri) öfke… Kardeşlikle yakalanan itminan ve intizamı zedeleyici boyutu olmayan, sınırlarını vahyin belirlediği öfke…
Mustaz’ af ve mağdur kardeşlere uzanacak kirli elleri, sinsi hamleleri nötralize edecek öfke, kimsesiz erkekler, kadınlar ve çocukların görmeye teşne oldukları bir potansiyel niteliğinde…
“Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve;Rabbimiz , bizi halkı zalim olan bu beldeden çıkar, bize katından bir dost gönder, bize katından bir yardımcı yolla diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz” (Nisa 75).
Emperyalist ve Makyavelist kuşatma altındaki müslüman beldelerde her türlü ambargo baskı ve jenoside maruz kalan kardeşlerin arşı ihtizaza getirecek şekilde temayüz eden çığlıkları Allah için öfkelenme yetisinin müslüman kardeşler bünyesinde mefluçlaştığını bize gösteriyor.
Malum fecaat karşısında dik duruş sergileme sorumluluğu altında olan bizler ilgisizliğimizi ve duyarsızlığımızı nasıl izah edeceğiz?.. “gözden uzak olan gönüldende uzaktır” şeklindeki fırsatçı mülahaza ile sorumluluktan mı kaçınacağız? Kardeşlik figürünü flulaştıran bu hazin tabloyu daha ne zamana dek yüklenme zahmetine katlanacağız?.. Şehit Şeyh Ahmet Yasin “Ümmetin hal- i pürmelalini, sorumsuzluğunu” Allah’ a şikayet ederken şu hakikate vurgu yapıyordu: “Yok mu Allah için ve ümmetin namusu için kızacak”…
Evet yok mu kardeşliğin hürmetini çiğneyen meş’um zihniyete kızacak yürek?.. vahyin ihya inşa ettiği paradigma yapıya uzanan habis elleri etkisiz kılacak güçlü bilek nerede?..
Durumumuz şu ayet ile örtüşüyorsa problem yok!..
“Onlar kafirlere karşı şiddetli, kendi aralarında merhametlidirler” (Fetih 29).
Sahi öfke ameliyemizi Allah’ ın sözü üzerine söz katan ifsadi şer mihraklarına odaklandırma misyonu altında değil miyiz?..
Hayat kitabımızdaki şu ayet durumumuzu netleştirecek, bizi sahih öfke çizgisine taşıyacaktır.
“Onlar , Allah’ ın ayetleri hakkında kendilerine gelmiş bir belge bulunmaksızın mücadele ederler. (Bu durum) Allah katında da, iman edenler katında da büyük bir öfkeyi gerektirir. Böylece Allah her büyüklenen zorbanın kalbi üzerine mühür vurur’’Mümin, 35).
Öfkenin hangi frekansta işleyişini sürdürmesinin elzem olduğunu ayetten anlıyoruz. İslami tavır dizaynını içselleştirirken öfkenin bu boyutunu göz ardı edemeyiz…
İslami mücadelede mümtaz bir konuma haiz olan öfkeyi vahyin oluşturduğu denge ekseninde kullanmamız gerektiği aşikar… Söz bu mecraya akmışken şunu da hatırlatmamız gerekli…’’Vahiy temelli isti’mal edilmeyen öfke silahı sahibini vurabilir’’…
İkincisi kin: Öfke ameliyesinin yansımalarından biri… Hasmın yüreğinde cesametli bir karabasana inkılab eden zehir deposu bir meyve… Hasmın gecesini karartan, gündüzünü daraltan, sevincini azaltan, hüznünü çoğaltan kin konseptini nasıl anlamamız, algılamamız gerektiği tam vuzuha kavuşmadan mekanizmanın net bir ahenk profili yakalayabilmesi imkansız…Kimi zaman’’kine’’endeksli hesaplamalarımızın altında ne tür “hin”liklerin olduğunu saptayabilmemiz için derin etüt ve tetkik mekanizmasını devreye koymamız gerekmiyor. Çünkü septik mantaliteye yer vermeyecek düzeyde açıklığa sahip… “kin” menşeli aşırı tutumların hızını “din” i mubine dayalı “alarm sistemiyle” frenlemek zorundayız... Başka çıkar yol yok…
Kinci mantalitenin kardeşlik kültürümüzü “zir- ü zeber” ettiği bir zaman diliminde yüreklerin derinliklerinde saklı tutulan “ğill” (kin) in işleyişini, vahyin çizgisine taşımamızın elzem olduğunu bilmiyor değiliz… Peki sorunun kaynağı ne?.. İdrak ve pratikte gün yüzüne vuran atalet marazı… Diğer hastalıkların da diskalifiye sürecinde göze ilk çarpan hastalık atalet… Kalbi hastalıkları imha edemeyişimizin sebebi yine bir hastalık… Çok trajik bir tablo… Cay- ı dikkat bir enstantane… Şaşkınlık girdabına sürükleyen bir kare…
Zindan- ı ataletin derin kuşatmasından sıyrılıp zincirleri kırma eylemine işlerlik kazandıracaksak bunu vahyin gölgesi altında yapmalıyız. Vahyin mihverinden zerre miktar şaşma, taşma gerçekleşmesi fantastik, statik, ütopik ve kritik kardeşlik tablosuna bizi götürür… “Kinin kirli düzlemde akışını sürdürmesini sağlayan atalet marazını vahyin mecrasına çekerek onore ettikten sonra “kin” in ıslahına yönelik Kur’ ani aksisedaya kulaklarımızı açmalıyız. Kaliteli, kalifiyeli, kapasiteli kardeşlik prototipinin oluşması için bu hamle şart…
Kaleme kasem (68: 1) eden Rabbimizden aldığımız güce güvenerek hamleyi kalemin diliyle atmanın etkili olacağını gözardı etmiyoruz… Amacımız “kalem”in gücünün, “kadem” in gücüne vesile olmasıdır… “Satır”ların bünyesinden, “sadır”ların dünyasına yol açacak kardeşlik krizini tasfiye fonu oluşturmaktır gayemiz… Kur’ an da def’aten yer alan, gönüllerde saklı tutulan şeklinde tabir edilen “kin” i terbiye ve tezkiye sürecine kanalize edip aşırılıklarını tahdid etmektir hedefimiz…
Vahiy pınarının kin marazının aşırılıklarına, taşkınlıklarına karşı getirdiği vasat çizgi… Sisli, flu, bulanık, gri ekrana netlik, safilik, parlaklık kazandıracak bu çizginin, Kur’ ani disiplin potasında hangi boyutlarda resmedildiğini göreceğiz…
1. Boyut: İslam karşıtı egemen kültür ve resmi ideolojileri kapsamakla birlikte, İslami kisve, maske, makyaj ve şablona bürünen, bukalemun görünümlü nifak takımlarını da kapsayıcı rolü bulunan boyut…
Hz İbrahim ve tebaasının, pagan kültürün girdabında “tefessüh”, “tefessüd”, “tezellül” ve “tezebzüb”e müşteri olan kavme karşı yükselttikleri imani ses… toplumsal dokuya sirayet eden imhacı mikroplara tavır takınarak sonsuza dek sürecek düşmanlık ve kin süreci başlatma… Islaha yakınlaşma ile bitecek bir uzaklaşma…
“İbrahim’de ve onunla beraber bulunanlarda sizin için gerçekten güzel bir örnek vardır. Bir vakit kavimlerine şöyle demişlerdi: ‘Doğrusu biz, sizden ve Allah’tan başka tapmakta olduklarınızdan uzak kimseleriz! Sizi (bozuk din ve düzeninizi) inkar ettik; artık (siz tek olarak Allah’a iman edinceye kadar, sizinle bizim aramızda ebediyen düşmanlık ve kin başlamıştır.’”(mümtehine,4)
Bu ayetten sistematik ifsadi dalgalanmalara karşı toplumsal tek ses çıkması gerektiğini de öğreniyoruz… Tek merkezden yönlendirilen “işgal”, “ifsad” ve “iğfal”lere karşı tek merkezden yükselecek İslami bir ses, imani bir soluk gerekli… Milyonluk halk kitlelerini kolonileştirme, kölemenleştirme tehdidi karşısında bu tarz direniş stilinin özlemiyle yanar dururuz… İç dünyamızda esen kavurucu fırtınaların başka izahı olmasa gerek!..
Rabbimizin “katelehumullah= Allah onları kahretsin” (Munafikun, 4) hitabını celbedecek şeytani faaliyetlere imza atan nifaki yapılara gelince… Onlara karşı daha farklı ve kapsamlı bir toplumsal reaksiyon göze çarpıyor… Peygamber Efendimiz (sas)’ e indirilen şu ayet münafıklara ve fikir babalarına karşı mücadelenin dozajı yüksek bir mücadele olması gerektiğine işaret ediyor.
“Ey Peygamber! Kafir ve münafıklara karşı cihad et. Onlara şiddet göster. Onların gidecekleri yer cehennemdir. Gidilecek ne kötü yerdir orası…(Tevbe, 73).
Kıyamet saatine dek sürecek bir cihad… Uzun soluklu mücadele anlayışı… “İhdel husneyeyn= iki güzelden biri” olan zaferin kazanılmasında bile, kinin derin müsamaha ve genel affa dönüşümü… Evet, evet işin bu yönünü de görmemiz lazım. Cihad’ ın rahmet oluşu bu yönünden dolayı… İşin sırrı zafer sonrası kinin akışını frenlemekte yatıyor.
Saadet asrına gidiyoruz… Mekke şirk rejiminin yıkıldığı güne. İdollere bağımlı zulüm sisteminin cehenneme sürüldüğü vakte…
De ki: Ey kafirler, yakında yenileceksiniz… Ve cehenneme sürüleceksiniz. Ne kötü bir döşektir. (Al-i İmran, ayetinin tecelli ettiği zamana…)
Allah Resulü (sas), Mekke yi fethettiği gün Mescid-i Haram’ a girip Kabe’yi tavaf etti, iki rekat namaz kıldı, ondan sonra Kabe’ nin kapısında durup meydana toplanan Mekke ahalisine yöneldi; “ Allah tan başka ilah yoktur, O birdir, ortaksızdır. Kuluna verdiği sözü yerine getirdi, kuluna yardım etti ve kendi gücüyle Onun muhaliflerini yendi” dedi. Sonra; “Ey Kureyş topluluğu, ey Mekke halkı! Bana yaptığınız kötülük ve haksızlıklara karşı bugün benden nasıl muamele etmemi bekliyorsunuz?” diyerek seslendi. Yaptıkları kötülüklerden dolayı kılıçtan geçirilmesi gereken bu mücrim insanlar; “Senden af ve iyilik bekliyoruz. Çünkü sen kerem sahibi ve merhametlisin” dediler. Allah Resulü (sas) onları iyice süzdü ve “Ben de kardeşim Yusuf gibi ‘bugün size kınama yoktur. Allah sizi affetsin(Yusuf, 92) derim. Serbestçe evlerinize girin” dedi. O insanlar kabirden çıkmış gibi rahatladılar ve bu yüksek müsamaha karşısında İslam’ ın hak din olduğunu anlayıp müslüman oldular.
Kinin bu boyutuyla alakalı son söz; meşru zeminde mümkün olduğunca “Af yolunu tut” (Araf, 199). Çünkü “ Affetmek takvaya daha yakındır” (Bakara, 237).
2. Boyut: Müminlere yönelik açığa çıkan boyut…. Hülasa; kinin tezahür etmemesi gereken boyutta diyebiliriz. Zira Kur’ an ın bize verdiği mesaj bu yönde…
“Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman eden kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde iman edenlere karşı bir kin bırakma. Rabbimiz sen çok şefkatli, çok merhametlisin” (Haşr, 10).
Şu Kur’ ani duaya karşı lisani aminlerle tatmin olmamız güzel… Pratize edilmiş tatbiki aminlerimizin olması, kardeşlik vitrinimizin dizaynını sıhhatlileştirmesi açısından daha güzel… Bizden istenen, “amin”in fonksiyonel işlevini bu çapta muharrik bir güce dönüştürmemizdir… “Amin”lerimizin hangi eksende işleyişini sürdürdüğü çok önemli... Ciddi bir otokritiğe ihtiyacımız var… Hz Ebubekir’ in amin’ in de oluşan çatlak vahyin devreye girmesiyle onarılıyor.
Hz Ebubekir (ra), akrabası Mistah’ ın geçim masrafını karşılar ve ona yakın alaka gösterirdi. Münafıklar Hz Aişe’ ye yönelik ağır bir iftira uydurunca, Mistah da onların diliyle konuşmaya başladı. Bunu işiten Hz Ebubekir (ra) , çok kırıldı ve bir daha bu nankör adamın masraflarını karşılamayacağını ve yüzüne bakmayacağını söyledi. Fakat onun bunu söylemesinden hemen sonra bir ayet indirildi. Allah- u Teala bu ayette Hz Ebubekir (ra)’ i kastederek şöyle diyordu: “ içinizde fazilet ve servet sahibi kimseler, akrabalarına, yoksullara ve muhacirlere yaptıkları yardımı kesmesinler; affetsinler, hoş görsünler. Siz, Allah’ ın sizi affetmesini istemez misiniz? Allah affedici ve merhametlidir.” (Nur, 22)
Bu ayet kendisine okununca, Hz Ebubekir (ra), ağlayarak “Allah’ ım!... elbetteki bizi affetmeni isteriz” dedi ve Mistah’ ı affedip eskiden olduğu gibi ona bakmaya devam etti.
Vahiy, ehli imana uzanan kine hemen müdahale ediyor… Yürekleri inşa ederek kendi manyetik alanına çekiyor… Güvensiz, sevgisiz, doyumsuz, isteksiz kalpleri kendi iklimine taşıyacak ruh aşılıyor...
Üçüncüsü Hased: Yani kıskançlık marazı… Kardeşlik hisarını muhasara ile hasara uğratan, etki ve tesir gücü yüksek düzeyde seyreden yıkıcı bir virüs… Kaderi İlahiyeye yönelik ihzar edilen insafsız bir eleştiri niteliğine haiz… Nimeti İlahiyeye karşı başlatılan beyinsizce itiraz ve ittiham…
“Yoksa onlar Allah’ ın kendi lütfundan insanlara verdiklerini mi kıskanıyorlar?” (Nisa, 54)
Hasetçi insan… Ya da mazlum görünümüne bürünmüş zalim… Biz buna nimetin başkasında olmasıyla kendini mağdur hisseden gaddar da diyebiliriz…
Hz Yusuf’ un hasid kardeşleri babalarının Hz Yusuf’ u daha çok sevmesini mağduriyet olarak telakki ediyorlardı. Yusuf’ un imha edilmesiyle bu mağduriyet (!) kalkacaktı... Yusuf’ u önce içlerindeki derin kuyuya attılar… Hasedin günümüz Yusuf’ larını kuşatması daha çetin durumda…
Hased labirentinde yolunu bulma savaşı vermesi gereken İblis, Hz Adem’ in üstünlük diplomasına takılı kalarak onu hedef seçmişti… Ve kendi üstünlüğünü tartışma yoluyla ispat yoluna gitmişti.
“Emrettiğim halde seni secde etmekten alıkoyan neydi? Ben ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten, onu ise topraktan yarattın.” (A’ raf, 12)
“Kabil” in kirli ellerini mazlum “Habil” e haince uzatmasını hasedden başka ne ile izah edebiliriz ki!...
Kardeşlik sevdaları meşkuk, mefluç ve meçhul olan münafıkların şu sinsi yapılarını bilmem siz nasıl anlarsınız?... Biz buna hasedden başka isim bulamadık…
“Size bir iyilik dokunursa, bu onları üzer. Size bir kötülük dokunursa, bu onları sevince boğar.” (Al-i İmran)
“Münafıklar, elinizdeki nimetin yok olmasından ve sıkıntı çekmenizden hoşlanırlar” (Al- i İmran, 118)
Hased virüsünün kardeşlik yapısına nüfuz edip, dünyamızı karattığı bir zamanda, kardeş sataşmalarının yol açtığı tartışmaları, kapışmaları, çatışmaları ve menfi yarışmaları bir kenara atarak kardeşlik sevdasına yol aramalıyız. Çünkü;
“Sevdası kardeşlik olmayanın, kavgası imani olmaz”…

YAZAR:MURAT BURTAŞ
B)B)B)
 

~Elçi~

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
20 Haz 2007
Mesajlar
2,893
Tepki puanı
1
Puanları
0
Yaş
45
RE: KARDEŞLİK SEVDASI

Esselamun aleyküm kardeşim Rahman razı olsun emeğinize sağlık kendi için istediğini kardeşi için istemedikçe gerçek iman etmiş olmaz .Rabbim nefislerimizden korusun inşaallah selam ve dua ile...
 

istikbal

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
6 Ağu 2006
Mesajlar
1,236
Tepki puanı
0
Puanları
0
Yaş
38
Konum
Uzun ve düşünülmüş yoldan.
RE: KARDEŞLİK SEVDASI

zynp_rukiye yazdı:
Esselamun aleyküm kardeşim Rahman razı olsun emeğinize sağlık kendi için istediğini kardeşi için istemedikçe gerçek iman etmiş olmaz .Rabbim nefislerimizden korusun inşaallah selam ve dua ile...
Ve alayküm selam müslüman kardeşim...
Güzel dualarınıza amin diyoruz,hayırlı günler Allah'a emanet olun
 

EBRARNISA

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
23 Ağu 2007
Mesajlar
528
Tepki puanı
0
Puanları
0
Yaş
43
RE: KARDEŞLİK SEVDASI

S.A ALLAH RAZI OLSUN KARDEŞİM DEĞERLİ PAYLAŞIMIN İÇİN..
YARADANI BİR OLAN, BİR DÜNYADA YAŞAYAN KARDEŞLİĞİN EBEDİ OLMASI DUA VE DİLEĞİYLE
MEVLAYA EMANET..........
 

Bu konuyu görüntüleyen kişiler

Üst Alt