Siyahgulsevdalisi
Kayıtlı Kullanıcı
- Katılım
- 20 Haz 2006
- Mesajlar
- 2,046
- Tepki puanı
- 0
- Puanları
- 0
Bilmem, dedi, galiba sevmiyorum.
— Doğru söylüyorsunuz, eğer sevmiş olsaydınız orada. dinliyor olmanız gerekirdi. Eğer
bana darılmaz iseniz, size sormak istiyorum; bugün buraya niçin geldiniz?
— Davet ettiler biz de geldik, ne demişler, topluma uymak lazım, biz de topluma uyduk.
— Yoo… Bu sözler yanlış, hem de çok yanlış, topluma uyulmaz, inanca uyulur. Bir
Müslüman için ölçü: Topluma uymak değil, İslâm ne diyorsa ona uymaktır. Sizin
söylediğiniz bu sözlerle İslâm’ı bilmeyenler aldatılıyor. İşte bakınız, arkadaşlarınız ikinci
sigaralarını yaktılar, hâlâ bir kelime dahi konuşmadılar. Acaba ben buraya geldim diye mi
kızdılar? Sağımda oturanlardan dik bakışlı olanı:
— Niçin kızalım?
— Bilmemki, bir hoş geldiniz bile demediniz.
— Biz, ev sahibi değiliz ki…
— Ne önemi var? Benden önce gelmişsiniz ya… Sonra çok acaib bir şekilde bakıyorsunuz.
Halbuki, ben bir karıncayı bile incitmek istemem… Bir gören olsa, babanızı öldürdüm
zannedecek.
— Fark etmez…
— Nedir o fark etmeyen?..
— Babamı öldürseniz de sizden aynı şekilde nefret
ederdim.
Esmer olanı atılarak:
— Aysel saçmalama..
— Saçmalamıyorum, doğruyu söylüyorum. Ben, bütün İslamcı yobazlardan nefret ederim.
İçi barut fıçısı gibiydi genç kızın… Kazın açık konuşması çok hoşuma gitti, hiç olmazsa
Mason taktiği yapmıyordu.
— Seni tebrik ederim. Açık sözlü kimsenin şahsiyetini sevmesem bile, açık sözlülüğünden
dolayı takdir ederim. Oldu olacak şunun sonunu getir bakalım. Neden İslâm’dan nefret
ediyorsun? Ne yaptı sana İslam?…
— Ne yapacak… Görmüyor musunuz, bizi ne kadar geri bıraktı? Avrupa aya giderken, biz
hâlâ yaya gidiyoruz.
— İslâmiyet’in ne suçu var bunda?
— Onun için geri kaldık.
— Biz İslâm’ın emrine göre mi yaşıyoruz? Yani biz İslâmiyet’in, Allah’ın emirlerini dinleyen
bir ülke olduk da, İslâm; “Durun ilerlemeyin” emrini mi verdi? Biz de onu dinledik te sonra
mı geri kaldık?
— Biz, İslâm’ın, namaz, oruç, hac gibi ibadet emirlerini yaptık. Fakat ilimle ilgili ibadet
emrini yapmadık. Zaten kafirler, bu yalanı söylerken bilmişler senin hemen inanacağını.
İslâmiyeti araştırmadan, niçin onun hakkında kötü hükümler veriyorsunuz?
— Nereden biliyorsunuz araştırmadığımı?
— Konuşmanızdan belli oluyor. İslâm’ı terkedeli beri Batı’nın kölesi olduk. Siz de,
terketmediğimiz için geri kaldık diyorsunuz. Neyi kaldı İslam’ın, sadece nüfus kağıtlarında
İslâm yazıyor. Siz, onu da silip yerine başka din yazsanız ne fark eder ki… Zaten devlet
olarak da öyle, güya İslâm ülkesi, Türkiye İslâm devletiymiş… Tamamen yanlış. Çünkü;
İslâm ülkesi demek, anayasası Kur’an olan ülke demektir. Yani o ülkenin temel kanunları
yalnız Allah’a (c.c) aittir. Allah’ın sözü geçer. Halbuki, Türkiye’de kanunları insanlar yapar,
insanların sözü geçer. Hatta 1928 yılında İsmet İnönü ve yüzyirmi arkadaşının imzası ile
meclise yapılan ‘tadil teklifi’ kabul edilmiş ve anayasanın bazı maddeleri değiştirilmiştir.
Böylece 1924 anayasasının ikinci maddesinden “Devletin resmi dini İslâm’dır” kaydı
silinmiş ve 24. maddesinden meclisin vazifeleri arasında sayılan “Ahkâm-ı şeriyyenin
tenfizi” ibaresi kaldırılmıştır.(5) Türkiye’nin, sadece şehir girişlerinde bol bol minareler
var. Maalesef onların da içlerinde birkaç saf cemaat var. Bana şunu söyleyebilir misiniz,
İslâm adına şu ana kadar yaptığınız ne var? Ya da şöyle diyelim, İslâm adına ne yaptınız?
— Hiçbir şey yapmadım…
— Türkiye’nin uyguladığı bir İslâmî emir söyleyebilir misiniz?
— Bilmem ki… Ha… Cuma namazı var.
— Kimler kılabiliyor cuma namazını? İş başında olan işçi kılabiliyor mu? Memur kılabiliyor
mu?
— Hani biraz önce, İslâm yüzünden geri kaldık diyordunuz. İslâm’ın hangi emrinden dolayı
geri kaldığımızı söylemeyecek misiniz?
(5) Din Eğitimi Ve Îmam-Hatip Okulları Davası - Ali Rıza Kırboğa, Shf. 274.
— Bilmem, bildiğim bir şey varsa, o da İslâm dini insanı yobazlaştırıyor.
— Kardeşim sen İslâm’ı biliyor musun?
— Elbette biliyorum.
— Nerde Öğrendin?
— Okulda, öğretmenimiz öğretti…
— Öğretmeniniz biliyor muydu?
— Herhalde biliyordu, bilmese neyi öğretecek?
— Kardeşim, Türkiye’de dini, İslâm’ı bilmeyen insanların anlattığı gibi zannediyorlar. Bir
masal, bir cinayet anlatıp, İslâm budur deniliyor. Karşıdaki şahıs İslâm’ı bilmediğinden
hemen inanıyor. Okulda öğretmenler, sadece namazda kılınacak dualardan birkaçını,
belletirler bir de sadece 32 farzı madde madde öğretip teferruatına asla girmezler. Çünkü,
32 farzın biri de, kitaplara inanmaktır. Yüz suhûf dört tane kitap vardır. Bunlardan yüz
tanesi küçük suhûflar (yani sayfalar) halinde, dört tanesi büyük kitaplar halindedir.
Bunlardan biri de Kur’an-ı Kerim’dir. Öğretmen, Kur’an-ı Kerim’in içindekilerini anlatsa
devlete, yani laikliğe karşı gelmiş olacaktır. Çünkü Kur’an’da din işleri ile devlet işleri
birbirinden katiyyen ayrılmaz. Kim ayırırsa İslâm’dan çıkmış olduğunu bildirir. Kur’an-ı
Kerim, bir hayat nizamıdır. Şimdi, öğretmenler bunları nasıl anlatacak? Katiyyen
anlatamazlar, eğer anlatmaya kalkarlarsa öğretmenlikten atılmaları yetmiyormuş gibi
mahkemeye çıkarılır, hapse atılırlar… Zaten öğretmenlerin çoğu bunu bilmez, bilenler de
yasak olduğu için anlatmazlar. Öğretmeninizin size de anlatmadığı belli oluyor. Sahi sizin
öğretmeniniz namaz kılıyor muydu?
— Kılmıyordu, fakat çok temiz kalpliydi.
— Temiz kalpli olsa, Allah’a (c.c.) rest çeker miydi? İslâmiyet’i bilse namazını geçirir miydi?
— Yok kardeşim yok, İslâm oyuncak değildir. Öğretmeninin sana İslam’ı tam olarak
anlattığını zannetme… İslâmiyet’ten bildiğini zannetiğin, imanın altı şartı ile İslâm’ın beş
şartı. Ama inan bana onları da bilmiyorsundur.
— Size öyle geliyor, bilmez olur muyum hiç.
— O halde söyle bakalım imanın altı şartından birincisi olan Allah’a (c.c.) inanmak nasıl
olur? Ve sen nasıl inanıyorsun?
— Ben inanmıyorum ki?
— Ha… Demek inanmıyorsun. Hani okulda dini öğrenmiştin? Allah’ı öğrenmeyenin dini
öğrenmesi mümkün mü?
Tartışmamız hızlanmaya başlamıştı ki, vaaz vermem için beni diğer odaya çağırdılar.
Kızlara dönerek:
— Neyse, çok güzel münazara ediyorduk, şimdi vaaz vereceğim. Konu da, “İslam nedir?”
olacak. İsterseniz siz de dinleyin, dedim.
Emine Şenlikoglu
— Doğru söylüyorsunuz, eğer sevmiş olsaydınız orada. dinliyor olmanız gerekirdi. Eğer
bana darılmaz iseniz, size sormak istiyorum; bugün buraya niçin geldiniz?
— Davet ettiler biz de geldik, ne demişler, topluma uymak lazım, biz de topluma uyduk.
— Yoo… Bu sözler yanlış, hem de çok yanlış, topluma uyulmaz, inanca uyulur. Bir
Müslüman için ölçü: Topluma uymak değil, İslâm ne diyorsa ona uymaktır. Sizin
söylediğiniz bu sözlerle İslâm’ı bilmeyenler aldatılıyor. İşte bakınız, arkadaşlarınız ikinci
sigaralarını yaktılar, hâlâ bir kelime dahi konuşmadılar. Acaba ben buraya geldim diye mi
kızdılar? Sağımda oturanlardan dik bakışlı olanı:
— Niçin kızalım?
— Bilmemki, bir hoş geldiniz bile demediniz.
— Biz, ev sahibi değiliz ki…
— Ne önemi var? Benden önce gelmişsiniz ya… Sonra çok acaib bir şekilde bakıyorsunuz.
Halbuki, ben bir karıncayı bile incitmek istemem… Bir gören olsa, babanızı öldürdüm
zannedecek.
— Fark etmez…
— Nedir o fark etmeyen?..
— Babamı öldürseniz de sizden aynı şekilde nefret
ederdim.
Esmer olanı atılarak:
— Aysel saçmalama..
— Saçmalamıyorum, doğruyu söylüyorum. Ben, bütün İslamcı yobazlardan nefret ederim.
İçi barut fıçısı gibiydi genç kızın… Kazın açık konuşması çok hoşuma gitti, hiç olmazsa
Mason taktiği yapmıyordu.
— Seni tebrik ederim. Açık sözlü kimsenin şahsiyetini sevmesem bile, açık sözlülüğünden
dolayı takdir ederim. Oldu olacak şunun sonunu getir bakalım. Neden İslâm’dan nefret
ediyorsun? Ne yaptı sana İslam?…
— Ne yapacak… Görmüyor musunuz, bizi ne kadar geri bıraktı? Avrupa aya giderken, biz
hâlâ yaya gidiyoruz.
— İslâmiyet’in ne suçu var bunda?
— Onun için geri kaldık.
— Biz İslâm’ın emrine göre mi yaşıyoruz? Yani biz İslâmiyet’in, Allah’ın emirlerini dinleyen
bir ülke olduk da, İslâm; “Durun ilerlemeyin” emrini mi verdi? Biz de onu dinledik te sonra
mı geri kaldık?
— Biz, İslâm’ın, namaz, oruç, hac gibi ibadet emirlerini yaptık. Fakat ilimle ilgili ibadet
emrini yapmadık. Zaten kafirler, bu yalanı söylerken bilmişler senin hemen inanacağını.
İslâmiyeti araştırmadan, niçin onun hakkında kötü hükümler veriyorsunuz?
— Nereden biliyorsunuz araştırmadığımı?
— Konuşmanızdan belli oluyor. İslâm’ı terkedeli beri Batı’nın kölesi olduk. Siz de,
terketmediğimiz için geri kaldık diyorsunuz. Neyi kaldı İslam’ın, sadece nüfus kağıtlarında
İslâm yazıyor. Siz, onu da silip yerine başka din yazsanız ne fark eder ki… Zaten devlet
olarak da öyle, güya İslâm ülkesi, Türkiye İslâm devletiymiş… Tamamen yanlış. Çünkü;
İslâm ülkesi demek, anayasası Kur’an olan ülke demektir. Yani o ülkenin temel kanunları
yalnız Allah’a (c.c) aittir. Allah’ın sözü geçer. Halbuki, Türkiye’de kanunları insanlar yapar,
insanların sözü geçer. Hatta 1928 yılında İsmet İnönü ve yüzyirmi arkadaşının imzası ile
meclise yapılan ‘tadil teklifi’ kabul edilmiş ve anayasanın bazı maddeleri değiştirilmiştir.
Böylece 1924 anayasasının ikinci maddesinden “Devletin resmi dini İslâm’dır” kaydı
silinmiş ve 24. maddesinden meclisin vazifeleri arasında sayılan “Ahkâm-ı şeriyyenin
tenfizi” ibaresi kaldırılmıştır.(5) Türkiye’nin, sadece şehir girişlerinde bol bol minareler
var. Maalesef onların da içlerinde birkaç saf cemaat var. Bana şunu söyleyebilir misiniz,
İslâm adına şu ana kadar yaptığınız ne var? Ya da şöyle diyelim, İslâm adına ne yaptınız?
— Hiçbir şey yapmadım…
— Türkiye’nin uyguladığı bir İslâmî emir söyleyebilir misiniz?
— Bilmem ki… Ha… Cuma namazı var.
— Kimler kılabiliyor cuma namazını? İş başında olan işçi kılabiliyor mu? Memur kılabiliyor
mu?
— Hani biraz önce, İslâm yüzünden geri kaldık diyordunuz. İslâm’ın hangi emrinden dolayı
geri kaldığımızı söylemeyecek misiniz?
(5) Din Eğitimi Ve Îmam-Hatip Okulları Davası - Ali Rıza Kırboğa, Shf. 274.
— Bilmem, bildiğim bir şey varsa, o da İslâm dini insanı yobazlaştırıyor.
— Kardeşim sen İslâm’ı biliyor musun?
— Elbette biliyorum.
— Nerde Öğrendin?
— Okulda, öğretmenimiz öğretti…
— Öğretmeniniz biliyor muydu?
— Herhalde biliyordu, bilmese neyi öğretecek?
— Kardeşim, Türkiye’de dini, İslâm’ı bilmeyen insanların anlattığı gibi zannediyorlar. Bir
masal, bir cinayet anlatıp, İslâm budur deniliyor. Karşıdaki şahıs İslâm’ı bilmediğinden
hemen inanıyor. Okulda öğretmenler, sadece namazda kılınacak dualardan birkaçını,
belletirler bir de sadece 32 farzı madde madde öğretip teferruatına asla girmezler. Çünkü,
32 farzın biri de, kitaplara inanmaktır. Yüz suhûf dört tane kitap vardır. Bunlardan yüz
tanesi küçük suhûflar (yani sayfalar) halinde, dört tanesi büyük kitaplar halindedir.
Bunlardan biri de Kur’an-ı Kerim’dir. Öğretmen, Kur’an-ı Kerim’in içindekilerini anlatsa
devlete, yani laikliğe karşı gelmiş olacaktır. Çünkü Kur’an’da din işleri ile devlet işleri
birbirinden katiyyen ayrılmaz. Kim ayırırsa İslâm’dan çıkmış olduğunu bildirir. Kur’an-ı
Kerim, bir hayat nizamıdır. Şimdi, öğretmenler bunları nasıl anlatacak? Katiyyen
anlatamazlar, eğer anlatmaya kalkarlarsa öğretmenlikten atılmaları yetmiyormuş gibi
mahkemeye çıkarılır, hapse atılırlar… Zaten öğretmenlerin çoğu bunu bilmez, bilenler de
yasak olduğu için anlatmazlar. Öğretmeninizin size de anlatmadığı belli oluyor. Sahi sizin
öğretmeniniz namaz kılıyor muydu?
— Kılmıyordu, fakat çok temiz kalpliydi.
— Temiz kalpli olsa, Allah’a (c.c.) rest çeker miydi? İslâmiyet’i bilse namazını geçirir miydi?
— Yok kardeşim yok, İslâm oyuncak değildir. Öğretmeninin sana İslam’ı tam olarak
anlattığını zannetme… İslâmiyet’ten bildiğini zannetiğin, imanın altı şartı ile İslâm’ın beş
şartı. Ama inan bana onları da bilmiyorsundur.
— Size öyle geliyor, bilmez olur muyum hiç.
— O halde söyle bakalım imanın altı şartından birincisi olan Allah’a (c.c.) inanmak nasıl
olur? Ve sen nasıl inanıyorsun?
— Ben inanmıyorum ki?
— Ha… Demek inanmıyorsun. Hani okulda dini öğrenmiştin? Allah’ı öğrenmeyenin dini
öğrenmesi mümkün mü?
Tartışmamız hızlanmaya başlamıştı ki, vaaz vermem için beni diğer odaya çağırdılar.
Kızlara dönerek:
— Neyse, çok güzel münazara ediyorduk, şimdi vaaz vereceğim. Konu da, “İslam nedir?”
olacak. İsterseniz siz de dinleyin, dedim.
Emine Şenlikoglu