Neler Yeni

Hoşgeldiniz İslami Forum Sayfası

Tüm özelliklerimize erişmek için şimdi bize katılın. Kaydolduktan ve oturum açtıktan sonra, konular oluşturabilir, mevcut konulara yanıtlar gönderebilir, diğer üyelerinize itibar kazandırabilir, kendi özel mesajınızı edinebilir ve çok daha fazlasını yapabilirsiniz. Ayrıca hızlı ve tamamen ücretsizdir, peki ne bekliyorsunuz?
Blue
Red
Green
Orange
Voilet
Slate
Dark

Din İstismarı... (1 Kullanıcı)

Resul Aydın

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
17 Eyl 2006
Mesajlar
4,770
Tepki puanı
0
Puanları
0
Yaş
62
Konum
DÜNYANIN BAŞKENTİNDEN
Dinden Kazanmak, Dine Kazanmak:

Dîni Allah rızâsını kazanmak için kullanmak, O'nun hoşnut olacağı bir hayatı yaşayabilmek için dinden yararlanmak meşrû ve câiz olmanın ötesinde dînin gönderiliş amacını teşkil etmektedir. Dîni kullanarak (istismar ederek) kişinin veya gurubun kendilerine menfaat sağlaması ise çirkindir, haramdır ve dîne ihanettir.




İslâm âlimleri bu konuda o kadar ince eleyip sık dokumuşlardır ki, hassasiyetlerine hayran olmamak mümkün değildir. Fıkıh kitaplarının günlük hayatımızda sıkça geçen helâl-haram konularına tahsis edilen bölümünde (kerâhiye, istihsan kitaplarında) şöyle bir ölçü ile karşılaşıyoruz: Bir kimsenin Allah'ın adını sıkça ve açıktan anmak gibi bir âdeti olsa bile dükkanına müşteri geldiğinde bunu yapması mekrûhtur; çünkü Allah'ı, müşteriyi etkilemek için anmış olması şaibesi vardır.






Böyle bir âdeti bulunmadığı hâlde müşteri içeri girince Allah'ı anması ise hiç câiz değildir. Dinden yemenin dince câiz görülmediğini gösteren ilgi çekici başka örnekler de vardır. İmamlık, müezzinlik, Kur'an ve zorunlu din bilgisi öğreticiliği gibi işler ibâdet sayıldığı için bunlardan para (ücret) almak başlangıçta câiz görülmemiş, bu işleri yapanlar başka iş göremez hâle gelip hazineden ihtiyaçlarının karşılanması uygulamasına da son verilince -vazifeler aksamasın diye, zarûrete dayalı olarak- ücret almalarına cevaz verilmiştir.





Bu örneklerden de anlaşılacağı üzere gerçek mânâda din istismarı, dinden yemek İslâm'da câiz değildir ve samîmî bir mümin, imanı ve ahlâkı gereği zaten bunu yapmaz. Ama günümüzde dinden kazanma ile dine kazanmanın birbirine karıştırıldığını, ikincisinin de istismar içine sokularak mahkûm edildiğini görüyoruz.





İnsanları dîne kazanmak, onlara dîni sevdirmek, dini hayatlarını güçlendirmek için yapılacak faâliyetler, yanlış veya yasak olmak bir yana teşvik edilmiş; zekât, vakıf, karz-ı hasen (faizsiz ihtiyaç kredisi) gibi araçlarla kısmen kurumlaştırılmıştır. Zekâtın sarf yerleri arasında bulunan "müellefetü'l-kulûb"dan maksat, müslüman olmadıkları hâlde gönülleri veya destekleri İslâm adına kazanılmak istenen kimselerdir; bunlara bu amaçla zekât verilir ve bizim değerler sistemimize göre buna din istismarı denmez; denirse câiz, hattâ duruma göre farz olan bir istismar olur.






Müslümanlar, Allah rızâsı için vakıflar kurar, insanların, hattâ hayvanların çeşitli ihtiyaçlarını karşılarlar. Bunu yaparken aynı zamanda müslümanların dîni hayatlarını güçlendirmek, müslüman olmayanların İslâm'ı sevmelerini ve ona dost olmalarını sağlamak gibi bir amaç güderlerse bu da istismar değildir; hattâ bir mânâda cihaddır.





Kendilerini müslüman olarak tanımlayan ve İslâm'a hizmeti ön plânda tutan bazı şahıs ve kuruluşlar, deprem bölgesinde, iyi kötü, sizden bizden ayırımı yapmadan halka hizmet vermeden tutun da eğitim öğretim, muhtaçlara yardım faâliyetlerine varıncaya kadar birtakım hizmetler yaparken, bundan şahıs ve -dar mânâda- kurumlarına menfaat sağlamak isterlerse bu istismardır, insanlara Allah rızâsı için hizmet vermek ve bu arada kimilerinin gönlünü İslâm için kazanmak isterlerse bu istismar değildir, ibâdettir, hizmet şeklinde cihaddır.





Birileri çıkar da "biz de bunları biliyoruz, ama müslüman şahıs ve kurumların sevilmesini, güçlenmelerini, gönüllerin İslâm adına kazanılmasını...istemiyoruz; çünkü bunu, ilerisi için kendi hayat tarzımız bakımından bir tehdit olarak algılıyoruz" derlerse onlara bir duâ ile mukâbele etmek gerekir:

Allah size şifa versin


Selam ve dua ile
 

نعىمة

Yasaklı Kullanıcı
Katılım
2 Ara 2007
Mesajlar
2,969
Tepki puanı
3
Puanları
0
Yaş
41
ya da BOP'u gerçekleştirmek için..

Hazret–i Peygamber (as), Hz. Enes’ten (ra) gelen rivayette şöyle buyuruyor:
“Kıyamet kopmazdan önce gece karanlığının parçaları gibi fitneler olacak. Kişi (o vakit) mümin olarak sabaha erer de kâfir olarak akşama kavuşur. Mümin olarak akşama erer, kâfir olarak sabaha kavuşur. Birçok kimseler azıcık dünyalık mukabilinde dinlerini satarlar” (Tirmizî, Fiten 30, –2196–).
Fiten/fitneler: Geniş bir anlam çeşitliliği taşıyan bu kelime, günümüz şartlarını gözönüne getirerek kısaca şu cümleyle izah edilebilir; fitne; “bozuk inançlar” demektir. Büyük İslam alimi Aliyyü’l–Kârî’ye ait olan bu tarif, hadiste geçen ve kıyamet öncesi durumu özetleyen hale daha uygundur. İnsanların bir anda imanda, hemen akabinde küfürde olmaları ancak bozuk akaidin sebep olacağı bir hâl olsagerektir.
Bunun yanında fite; imtihandır, belâdır, hastalıktır, fikir ayrılığıdır, savaştır...
Hadiste geçen bir başka kelime ise “ekvâm” kelimesidir. Topluluk, grup, cemaat anlamında olan “kavm” kelimesinin çoğulu olduğuna göre “ekvâm”; cemaatler, gruplar, topluluklar demektir.
Yukarıdaki hadis–i şerifi tercüme eden günümüz ilahiyatçıları nereden mülhemdir bilinmez “ekvam” kelimesine, “bazı kimseler” manasını vermişlerdir ki, bu manaya gelmesi de mümkündür.
Ancak benim ifade ettiğim, aynı kelimenin geçtiği diğer metinlerde verilen manaya daha uygun düşmektedir.
Öyleyse son cümleyi şu şekilde tercüme etmek daha doğrudur:
“Kıyamet kopmazdan önce...bazı gruplar/cemaatler/topluluklar dinlerini azıcık bir dünya menfaati karşılığında satacaklardır.”
Bize düşen işte bu noktada bir nefis muhasebesi yapmaktır.
Etrafımızda itikadî sapmaların havada uçuştuğu bir zamanda tavrımızı neye göre ve nasıl belirliyoruz?
İslam’ın “küfür” diye açıkladığı olayları biz nasıl değerlendiriyoruz.
Allah’ın gazap ettiği hal ve davranışlara biz de gazap ile mi yaklaşıyoruz, yoksa “hoşgörüyle” mi?
Hz. Peygamberin (as);
“Sizden biri bir münkeri/küfrü/batılı/Allah’a isyanı/şirki/günahı gördüğü zaman önce eliyle engel olsun, gücü yetmezse diliyle engel olsun, bunlara gücü yetmezse kalpten buğzetsin/nefret etsin/tepki göstersin/hoş karşılamadığı... belirtsin. Bu da imanın en zayıf halidir” hadisine uygun hareket ediyor muyuz?
İmanın en zayıf halini de mi hal edinemiyoruz.
Yoksa münkeri “hoşgörü ile mi” değerlendiriyoruz?
Bütün bunları neye bedel, kaç kuruşluk dünya malı karşılığı yapıyoruz?
Eğer böyle yapıyorsak “azıcık dünya malı karşılığı” dinimizi satmış olmuyor muyuz?
“Komşusunun aç olduğunu bile bile tok yatan bizden değildir” Bir akıldane çıkar da; komşumuz açlıktan değil ABD’nin bombalarıyla ölüyor, dolayısıyla bu hadis bizi bağlamaz derse ne diyeceğiz?
Hiiiç!
 

Resul Aydın

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
17 Eyl 2006
Mesajlar
4,770
Tepki puanı
0
Puanları
0
Yaş
62
Konum
DÜNYANIN BAŞKENTİNDEN
B)''ANLATAMADIK KİMSEYE ; BİZE EYYÜBUN SABRI DÜŞTÜ ''B)
msn20ifadeleri2016xm9.gif


Allah'a Emanet Olunuz
 

kimkimdir

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
9 Şub 2009
Mesajlar
6,610
Tepki puanı
2
Puanları
0
Yaş
54
Hani “din istismarcılığı” diye bir lâf var ya... Dünyanın en büyük yalanı!.. Yalan da ne kelime; sahtekârlığı!.. Hiçbir dindar; halis dindar, din istismarcılığı yapamaz. Zira istismar, inananın kendi ruhunu kabul ettirmeye çalışması değil, inanmayanın inanmış görünerek inananlardan fayda devşirmeye bakmasıdır. Demek ki, istismarın ana maddesi, samimiyetsizlik...

Salih Mirzabeyoğlu - KAVGAM II
 

Bu konuyu görüntüleyen kişiler

Üst Alt