Neler Yeni

Hoşgeldiniz İslami Forum Sayfası

Tüm özelliklerimize erişmek için şimdi bize katılın. Kaydolduktan ve oturum açtıktan sonra, konular oluşturabilir, mevcut konulara yanıtlar gönderebilir, diğer üyelerinize itibar kazandırabilir, kendi özel mesajınızı edinebilir ve çok daha fazlasını yapabilirsiniz. Ayrıca hızlı ve tamamen ücretsizdir, peki ne bekliyorsunuz?
Blue
Red
Green
Orange
Voilet
Slate
Dark

BU DA BEYİN HANIMINA KARŞI SABRI... (1 Kullanıcı)

Ravza_Nur

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
11 Tem 2006
Mesajlar
8,116
Tepki puanı
3
Puanları
0
Şu anda Rus, Çin ve Afganistan hudutları içinde paylaşılmış bulunan ve bir kısmı da İran toprakları içinde kalan eski Türkistan’da nice şehirler vardır ki, her birinde birer İslâm büyüğü yetişmiş fazilet ve güzel ahlak timsali zatlar yaşamıştır. Rey’de doğup sonra Nişapur’a gelerek vaizlik göreviyle ömrünü tamamlayan Nişapur vaizi Said bin İsmail de bu fazilet ve güzel ahlak örneklerinden biridir.

Hicri 298’de Nişapur’da yaygınlaşan söz şuydu:

– Bağdad’ı Cüneyd, Şam’ı Abdullah bin Cela, Nişapur’u da Hiyereli vaiz Said maneviyatlarıyla ihyâ etmiştir.

Bağdad’lı Cüneyd tasavvuf büyüğü idi. Ama sözünü etmek istediğimiz Nişapur vaizi Said ise, tamamen bir halk adamı idi. Halk dilini ve tabirlerini konuşur, tasavvufun yanlış anlaşılacak terimlerinden dikkatle kaçınırdı.

Nişapur vâizinin günümüz vaizlerinden farklı tarafı vardı. O, daima kendi nefsini itham eder, bütün vaazlarında nefsiyle münakaşaya tutuşurdu.

Gariptir ki cemaatten kimseyi itham etmediği halde bütün cemaat de kendine göre, onun sözlerinden hisse alır; hemen herkes kendi nefsine pay çıkarırdı.

Va’zına şu cümlelerle başlardı:

– Tabib kendi hasta, gariptir ki hasta muayene ediyor. Tabibde takva yok. Acaiptir ki, takvadan söz ediyor. Allah’ım, sen bizi afveyle!..

Şu anda İran hudutları içinde bulunan Nişapur’un bu ilmiyle amel eden vaizi Said, başına gelen hadiselere nefsini o kadar razı etmiş, hayatın cilvelerine kendini o kadar hazırlamıştı ki, karşılaştığı hiçbir hadise onda yeis ve üzüntü meydan getirmemişti. Hatta bu yüzden derdi ki:

– Kırk senedir Rabb’imin beni üzen bir takdirde bulunduğunu bilmiyorum.

Acaba Nişapur vâizinin bu sözü gerçekten de üzüntü ve acı veren bir hayat hadisesiyle karşılaşmadığından mı? Yoksa başına gelen her olayın arkasındaki İlahi hikmet ve rahmetleri görerek sabredişinden, tahammül gösterişinden midir?

Dilerseniz bu soruya cevap teşkil etmesi için onun bir evlenme hikayesini nakledelim sizlere:

Nişapur vâizi ikinci defa evlenmişti. Birinci hanımı ile geçirdiği 15 yıllık hayatını nasıl yaşadığını, ikinci hanımı Meryem’in bir suali üzerine anlatmıştı.

Bir gün kendisine ikinci hanımı şöyle bir sual sorar:

– Efendi, ömrünüz içinde yaptığınız en makbul ibadetinizin hangisi olduğunu düşünürsünüz?

Nişapur vaizi şu açıklamayı yapar:

– Bunu benim takdir etmeme imkan yoktur. Zira amelleri kabul eden Allah’tır. Hangisinde tam ihlasa erdim, hangisinde riyâkarlık duydum, kesin olarak bilemem. Ama buna rağmen hayatımın bir hadisesi, ümid ederim ki, Rabb’imin en makbul saydığı amelimdir.

Bundan sonra şu ibretli olayı anlatır:

– Gençliğimde şöhretim her tarafı tutmuş, benimle evlenmek isteyen kızlar bizzat kendileri başvurur hale gelmişlerdi. Bir gece yalnız kaldığım bir sırada yine bir genç kız geldi. Geceleri uyku uyuyamadığını, kararsız ve halsiz düştüğünü, benimle evlenmeyi murad ettiğini ısrarlı bir dille söyledi.

Kızın babasını bulup istettim ve nihayet evlendik. Meğer kızın melek gibi masum görünüşünün altındaki gerçek çehresi, nikah zincirini boynuma takıncaya kadarmış.

Nikâhtan hemen sonra, dikeni gülünden çok fazla bir kara çalı ile karşılaştım. Ne söz dinliyor, ne de bir eksik ve kusurunu kabul ediyordu… Bir müddet meşgul oldum. Düzelteceğime dair ümitlerimi yitirince, sabretmeye karar verdim. Hem öyle sabır ki onu kırıp incitmemeye çok büyük gayret gösterdim. Yakınlarımın bunca sitem ve tenkitlerine rağmen sabrettim. Zaman oldu ki, bu kadınla bir evde iken sırtımda ateş taşıyorum sandım. Bu hal tam 15 sene sürdü. Ve sonunda o, Allah’ın huzuruna gitti, ben de ikinci evliliği seninle yapmış oldum, İşte bu sabrımı, Allah (cc) indinde en makbul bir amel olarak görmekteyim. Evet kendini hayatın bütün cilvelerine önceden hazırlayan ve “kırk senedir Rabb’imin beni üzen bir takdirde bulunduğunu bilmiyorum” diyen Nişapur vaizinin hayatından bir sabır sahnesi bu. Ya bizimki?
 

polyana

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
13 Tem 2006
Mesajlar
162
Tepki puanı
0
Puanları
0
RE: BU DA BEYİN HANIMINA KARŞI SABRI...

Sabır en kıymetli ibadet allah cümlemize sabretmeyi nasip eylesin allah razı olsun arkadaşım bu mühim konuyu açtığın için
 

Ravza_Nur

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
11 Tem 2006
Mesajlar
8,116
Tepki puanı
3
Puanları
0
RE: BU DA BEYİN HANIMINA KARŞI SABRI...

kimki huyu güzel olmayan eşine karşı sabırlı olursa rabbim o erkeğe hz eyyup as hastalandığında nasıl sabırla beklediyse ve mükafatını aldıysa o erkekte eyyup as sabrı ile mükafatlanacaktır dua ile
 

konak

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
20 Tem 2006
Mesajlar
1,186
Tepki puanı
0
Puanları
0
RE: BU DA BEYİN HANIMINA KARŞI SABRI...

Nişaburlu Vaiz Said Efendi gerçekten de sabırlı bir kulmuş. İnanın güzel bir meziyet ama beceri ister. Ben sabredeceğime hele bu kadar sabredeceğime ihtimal vermiyorum ama Rabbim hepimizi sabr eden kullarından eylesin.
Dua ile...
 

Bu konuyu görüntüleyen kişiler

Üst Alt